yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm sokaklarında, her köşebaşında yeni bir heyecan bastı ayaklarımı ki daha hızlı yürüdüm, haydarpaşa ile vedalaştım önce, her zaman ki gibi uzaktan baktım ona,sonra vapura bindim, icimden şehirler geciyor ama , istanbul gecmiyor dedim icimden.
sonra karaköyün bilmediğim tüm sokaklarına daldım, hatta kart cınar sokağı diye bir sokağı varmış o istanbul'un gözcüsü galata kulesine cıkan yolda, galata kulesi'ne varana kadar evet bu sokakların benzerlerini bulabilirim diyordum, kendimi avutabilirim. sonra o dehşet anı geldi, dehset diyorum cünkü herhalde artık bu şehirde bir hayalet olacağım üstelik göğünde süzülmem bile mümkün olmayacak. yalnızca madden yaşayacağım göcümü anladım.galatanın istanbula acılan kapısına dayandığım vakit geri dönmek istedim, bu güzelliği görmemiş olmak.. ama göz ucuyla bakmıştım bir kere, hipnotize olmuş gibi,bir uykuserseminin bilincsizliği ile attım kendimi o daracık alana..
ve döndüm, döndüm,döndüm..durdum ve daha yavaş dönmeye başladımistanbul kanatlarımın altındaydı sanki ve ben bir martıydım artık.. burada kalmamın tek mümkünüydü martı olmak..belki de en cok martılarını özleyeceğim istanbul'un.. hayat ne tuhaf vapurlar filan martılara ait bir cümle olmasın,olmasın cünkü onlar da aşık bu şehire,hem itildikçe,dostları kayboldukça,kanatları kırıldıkca daha bir şevkle ucuyorlar,vapurların ardından gidiyorlar martılar,cünkü vapurlar istanbul'u taşıyormuş,dün farkettim...belki bir saat durdum orada ve yaşatabilmek gayretiyle fotoğrafını çektim kuleden istanbulun üvey cocuğu halicin,öyle güzeldi ki kelimeler kifayetsiz kalır,bir mezar taşı sıcaklığı verebilir ancak kelimeler.bir gözüm hep istanbul'da kalacak, öbürü ardına bakmaktan önünü göremeyecek, doğup büyüdüğüm şehre aşıktım oysa ben, şimdi onu parçalamak gelecek icimden, zorla gelin ediliyormuş gibiyim... istanbul, bana kal desin istedim,upuzun demesin,ağlamaklı söylemesin,birdebire öylesine, yalnızca bir kere kal desin ki yüzüm olsun kalmaya, demedi..demesini beklemiyordum..
gel dememişti hicbir zaman git de demedi zaten bu yüzden kal da diyemezdi...cünkü onun göktede, yerde de acıktı kapıları, dayanıksız olan bizlerdik, o birşey istemezdi, istediğini vermek icinse caba beklerdi...özel isteği değil,doğanın kanunu olduğu icin, bütün betonları, pislikleri, iş merkezleri ile donanmış,surları eskimis is-tan-bul yine de doğallığını korumak icin direnen, yaşlanan bir kadın gibi, cirkinliklerini gizlemek icin boyanmış suratını yağmurlarıyla yıkayan şehir.. beyaz giyince söz olan şehir... uzun uzun seni izledim şehir, izlenince daha bir başkalaşıyordun, izledikce daha da güzelleşiyordun, sana dokunmak ancak bir parcana dokunabilmekti yalnız, bir duvarına, bir ağacına, marmara'nın parmak aralarından akıp gidiveren bir damla tuzlu suyuna... hicbir zaman dokunamazdı kimse bütününe,yüzün suyun hürmetine... geldiğim gün burayı asla sevemem, kalabalık, pis ve gürültülü, denizi de bok kokuyor demiştim istanbul, hatta sık sık kaçıp senden denizi martısız ve bok kokmayan şehrime kaçıyor ve sana gelmeyi hic istemiyordum, dönmeye mecbur olduğum şehir sendin o zamanlar...o zamanlar sana gebeydim ve kendimi doğurmam gerekiyordu..
şimdi özgürsün diyorsun bana...kökünden kesilmeyen tırnağın mıyım senin, kesildikce uzayan..köklerimi ne zaman icine aldın, hangi düğümü attın da cözülmez oldu yollar.. sana dün bir tepeden baktım aziz istanbul... ne güzelmiş bu sana yazılan her ne varsa...galata'dan baktım sana istanbul,sana baktıkca buraya gömülmek istiyorum dedim.. zaman zaman modaya gömülmek istediğim oldu, ortaköy'e,bebek'e, fethi paşa korusuna, kız kulesine, salacak'a gömülmek istedim zaman zaman, güzel bir manzaram olsun, senden bir parça olayım, birileri de bana sen diye dokunsun diye, fotoğraflarımı çeksin, bana bakarak rakı icsin diye... ama dün karar verdim beni galata kulesine gömsünler, sana birlikte bakalım oradan, her sevenle bir kez daha sevelim seni, sen yanacaksan önce biz görelim..biri kuşatıp almaya kalkarsa seni, ilk kurşun olarak atalım kendimizi..ah istanbul, nasıl sevdim seni...
sen sıfırsın istanbul, tam tamına sıfır...bütün anlamların hem sahibi hem en anlaşılmaz olanı...hem yutarsın, hem de yaşananlardan kimsenin sorumlu tutamayacağı kadar etkisizsin...ama öyle bir etkin var ki istanbul, seninle çarpıldığımız gün sen oluyoruz,sana yüksekten bakarken görüyorum istanbul seninle birlikte seviyoruz kendimizi de ve ilk kez bu denli zevk duyuyoruz sıfırlaşmaktan...senin en büyük gizin buydu belki de...ve hangi şehrin adına yazsam adını on kat artıyor değerim ve katlanarak gidiyor..anlatmakla biter misin sen, anlatmakla bitirirsin belki o da belki...
galata kulesinin ondört penceresi var, istanbul'un yedi tepesi, ayın ondört hali var.. ay ile galata kulesi oynasırken, güneş ile kız kulesi oynaşır... istanbul hep seyreder kendini göğün aynasından..ah istanbul seni dinlerken orhan veli gözlerini kapamakta ne kadar da haklıymış.sana lanet edenler ne kadar da haksızmış sana kimsenin sahip olamayacağını kabul edemeyenlermiş onlar, onlar sevilmek icin sevenlermis...onların bir nedeni varmış, oysa nedensiz sevmekmiş tüm mesele...
seni unutmak mümkün mü istanbul, her gelen yeni bir bebek senin icin ve herkesi ayrı şarkılarla karşılıyorsun ve uğurlamalarından with arms wide open ı söyledin bana,tam da giderken, tam da gidemezken, kalamazken de seninle, yeni doğmuş bir bebeğin minik ellerine uzanan, bir işaret parmağı gibi tutundum sana... senden gideceğim ya..araftan olacağım hep... ne olur kal de istanbul... sonra yine bir başıma bırak beni, sonra yine sevmeye devam edeyim seni... kal.. de.. istanbul.. kalayım.. neden diye sorarsam şimşekler cakarsın düşlerime ve seni görememekle cezalandırırsın beni... sormayacağım... ve suclamayacağım seni.. senin yüzünden başka şehir sevemedim, sen de beni sevmedin yalnız kaldım demeyeceğim...sana bir kuleden baktım, ondört penceren vardı ve binbir halin, hepsini sende sevdim... senin martın vapurları olmayan temiz bir denizde tutunabilir mi.. sanmam...ben bir martı oldum istanbul... kanatlarımdan ayırma beni...