cebinde Boğaz taşıyan eski bir ceket, her akşam biraz daha ağırlaşıyor. Vapurlar, iki kıyı arasında unutulmuş cümleleri taşıyor. Karaköy’de bir taksinin camı buğulanıyor, şehir içeriden nefes alıyor sanki.
Gece yarısı martılar susunca
istanbul’un kalbi duyuluyor,
bozuk para gibi,
hangi cebine koysan elini kesen bir yalnızlık...
-tebrik edip, alkışlayanlar.
-işgilenmeyenler.
-haset edenler.
-normalde işgilenmeyecek olup zarar gördüğü için haset edenler.
-kendi kazanmış gibi sevinenler.
20 sene önceki halinden eser olmayan dünya'nın en büyük metropol şehirlerinden biridir. tinerci, mülteci, hapçı, keko, hırsız, tacizci, eşkiya vs ne ararsanız var. eğer öyle zengin birisi değilseniz villa'da falan yaşamıyorsanız, elit semt ve sitelerde oturmuyorsanız istanbul'da yaşamak pek mantıklı değil.
Ayrıldığım şehir. 3 yılımı bir araba deposuna sığdırıp ayrıldım. Çok arkadaşım oldu kimlerle nerelere gittim gezdim. Ama dostum olmadığını ayrılırken anladım. Çalıştığım iş yerinden ayrılırken tek bir damla göz yaşı dökmedim. Bunun dışında istanbul tuhaf bir yer alışması zor, karışık ülkelerden kültürlerden insanlar bir arada yaşıyorsun her gün yüzlerce farklı yüz görüyorsun. Eminönü’ne gittiğinde tarihi dokuyu hissediyorsun, istiklalde kalabalık içinde yürüdüğünde kendi hayatının küçüklüğünü anlıyorsun, Beşiktaş’ta Kadıköy’de günbegün geçip giden gençliğine yanıyorsun. Öyle ya da böyle sevdim sanırım ben istanbul’u.
Burada 32 derece ama havuz olduğu için çok hissedilmiyor iyi ki. Burada kışı çok merak ediyorum. Kışın çok üşümem umarım. Şu an bu entry'i girerken şezlongtayım ve şemsiyem açık değil. *
ilginiz çok mutlu etti ve iyileşmemi hızlandırdı. Bu nedenle hepinize teşekkür ederim. istediğiniz eleştiriyi yapabilir ve para seviyor diyebilirsiniz. Bu konuda haklı değilsiniz, isterseniz ileride anlatırım. Ama grace, defne ve lal dışında birisiyle arkadaş olmak istiyorum, eş değil.