garip bir şehirdir.
canınıza tak ettiren, ayrılmaya karar verdiğinizde kolunuza bacağınıza yapışıp yalvaran sevgili gibidir.
o'na gelmek için tüm hayatınızı, ailenizi, dostlarınızı, "insan" bildiğiniz herkesi bırakırsınız. tek bir tanıdık yüzün bile olmadığı istanbul, iş güç bir yana günlük hayatı bile kurtlar sofrası olan bu şehir, sadistçe bir zevkle yapmadığını bırakmaz; tüm çıkış yollarını tutar hayata dair bulmayı umduğunuz.
sonra öyle bir an gelir ki, tamam dersiniz, sen kazandın. oysa o'nu yenmek gibi bir niyetiniz olmamıştır; geyiğine bile olsa haydarpaşa garı'nda "istanbul seni yeneceğm" diye nida da atmamışsınızdır. mağlup edilecek bir rakip değil, hayalini kurduğunuz hayatı kurmaya yardımcı olacak bir tanıdık gibi görmüşsünüzdür o'nu. açtığı kucağın bir tuzak olduğunu, kolları arasında nefessiz kaldığınızda anlarsınız.
sonra bir gün, yorgunluktan ayakta duramayacak hale gelmişken, "belki de bir süreliğine geri dönüp yaralarımı sarmalıyım" diye, normalde aklınıza hiç getirmeyeceğiniz düşünceler beyninizi sarıp kalbe baskı yaptığında; işte o an yine yapar yapacağını. terk edilmeye ramak kaldığını anlayıp gitmenin kokusunu aldığında, birkaç günlük kaçışları bile yasaklayacak derecede cezalandırır / ödüllendirir sizi. ahtapot gibi sarar, yapışır, aklınca ödüllendirir ama soluksuz bırakmaya devam eder, kalpteki baskı daha da artar, çaresizlik sıradan içi boş bir kelime halini alır.
marmarayından, bizans imparatorluğunun ilk limanının kalıntıları fışkıran eşsiz şehir.
ayaklar altında binlerce yıllık tarih, gökyüzünde boğazın teleşlı martıları.
vapurunda, simit susamı sabahlara uyanılan teleşlı şehir.
çok yağmur yağıp selin oluştuğu semtler harici havaların güzel gittiği şehir. oğlum istanbulda sıcak olacağına yaz günü yağmur yağsın daha iyi ne güzel serin serin. Sanki sıcak olsa temiz mi temiz plajlara gidip temiz mi temiz denizde yüzeceksin anasını satayım.
canınız sıkkın,kafanız bozuk olduğunda ortadan kaybolmak istediğinizde bunu en kolay başarabileceğiniz şehir. binlerce milyonlarca insanın içindesiniz ama aynı zamandada istediğinizde yapayalnızsınız.
bir, üç, yedi, on, kırk bir gibi sayılara, her birine kendine göre kutsallık atfetmiş olan üç büyük dinin, vaktiyle buluştuğu yedi tepeli şehir, gökyüzü ve yeryüzü bu şehirde yedi katlıdır. bir hafta ancak bu canlı şehirde yedi gündür. renk çarkındaki yedi renk en güzel bu şehirde kendini gösterir. otuz dört olan plaka numarasındaki üç ve dört sayılarının eşittir yedi etmesi tesadüf değildir. bir evliyalar şehridir ki; her sabah yedi kez okunup üflenir tüm insanlar.
seviyorum onu işte ne olursa seviyorum.kız kulesini, galatasini, ışıklarını, beyoğlunu, denizi, vapurlarını seviyorum.birşeyler arıyorum onda uzaklaşmak için.beni benden almak istiyor oda sanki uzaklaştırmak istiyor.düşündürüyor istanbul kimse olmayan birşey var onda kimse olmayan birşey.kollarını açıyor sanki bana bir umut oluyor.
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir...
zamanında dünyanın çeşitli ülkeleri, çeşitli şehirleri için savaşlar yapılmış, kanlar dökülmüş. istanbul için dökülen kanın da haddi hesabı olmamış zamanında. bana göre, uğruna kan dökülen onca şehrin içinde istanbul, bu kanları gerçekten hak eden tek şehir. yaşanası, sevilesi, ölünesi şehir. özlediğim, hala özlediğim, tam olarak kavuşmadan hep özleyeceğim yorgun, stresli, gergin ama muhteşem, sırf içinde doğup büyüdüğüm için kendimi şanslı saydığım şehir.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm istanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin istanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin istanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin istanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ipek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin istanbul bekle
Sen bize layıksın...
Evin içinde bir oda, odada istanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
Adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada istanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada istanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede istanbul, masada istanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada istanbul.