vakt-i zamanında büyük bir öküzlük yapılarak tercih edilmeyen şehir. ama kararlıyım kavuşacağız büyük şehir. hem görev yapan bir polis hem de bir tarih bölümü öğrencisi olarak. her şeye, her olumsuzluğa inat...
kaçıp gitmeyi düşlersiniz zaman zaman, kötü anıları acıları yalnızlıkları bu şehirde bırakıp gitmek... ama içinizdeki istanbul buna asla izin vermez. tene işler bu şehir, öyle kolay terk edilemez...
"bazen 'ben de terkedip gidebilsem keşke' diyorum... içimde bir istanbul var ondan vazgeçemiyorum..." *
Evin içinde bir oda, odada istanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada istanbul
Adam sigarasını yaktı, bir istanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada istanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada istanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede istanbul, masada istanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada istanbul
insan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada istanbul.
istanbul'un zorluğu da güzelliği de önemi de var. herşey var. ne ararsan var. acılar tatlar tecrübe dehşet ölüm aşk vs vs. istanbul'u fetheden fatihi ve ordusunu Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) methetmiştir.
istanbul....en kozmopolit, en dinci, en dinsiz, en dindar, en metalci, en alaturkaci, yahudiligin, hristiyanligin müslümanligin olmazsa olmaz saheserlerinin hem de birkacini bünyesinde barindiran, en köklü üniversitelerin yanibasinda tiner cekip sarhos olan cocuklarin yasadigi bir sehir....
orospu istanbul, hizmetci istanbul, efendi istanbul, esrarkes istanbul, halifelerin namaz kildigi camilerin ( sultanahmet, süleymaniye ) sehri istanbul, binlerce pavyonun, kuran kursunun sehri istanbul...
kisaca tezatlarin en büyüklerinin her an yanyana oldugu sehr-i istanbul !!!... etilerden 500 liraya canta, salipazarindan 10 liraya "levis" pantolon alabildigin istanbul...
istanbul "önyargi" kaldirmaz cünkü senin bütün önyargilarina tipatip uyusan ve tamamen ters giden herseyi ayni anda görürsün... mahmutpasa da elalemi kaziklayip, sonra da gidip sultanahmet camii nde aglaya zirlaya cuma namazi kilan esnafiyla istanbul. parasiz kalip bostanci dolmusuna bindiginde "senin paran bizi zengin etmez kocum" diyen dolmus söförlerini bünyesinde barindiran sehir istanbul....
ne desen ne yazsan bos...istanbul bu, hem cok güzel hem de cok cirkin...hem cok namuslu, hem de cok orospudur istanbul...ama cok severiz kendisini...ona olan askimiz hic dinmez.
garip bir şehirdir.
canınıza tak ettiren, ayrılmaya karar verdiğinizde kolunuza bacağınıza yapışıp yalvaran sevgili gibidir.
o'na gelmek için tüm hayatınızı, ailenizi, dostlarınızı, "insan" bildiğiniz herkesi bırakırsınız. tek bir tanıdık yüzün bile olmadığı istanbul, iş güç bir yana günlük hayatı bile kurtlar sofrası olan bu şehir, sadistçe bir zevkle yapmadığını bırakmaz; tüm çıkış yollarını tutar hayata dair bulmayı umduğunuz.
sonra öyle bir an gelir ki, tamam dersiniz, sen kazandın. oysa o'nu yenmek gibi bir niyetiniz olmamıştır; geyiğine bile olsa haydarpaşa garı'nda "istanbul seni yeneceğm" diye nida da atmamışsınızdır. mağlup edilecek bir rakip değil, hayalini kurduğunuz hayatı kurmaya yardımcı olacak bir tanıdık gibi görmüşsünüzdür o'nu. açtığı kucağın bir tuzak olduğunu, kolları arasında nefessiz kaldığınızda anlarsınız.
sonra bir gün, yorgunluktan ayakta duramayacak hale gelmişken, "belki de bir süreliğine geri dönüp yaralarımı sarmalıyım" diye, normalde aklınıza hiç getirmeyeceğiniz düşünceler beyninizi sarıp kalbe baskı yaptığında; işte o an yine yapar yapacağını. terk edilmeye ramak kaldığını anlayıp gitmenin kokusunu aldığında, birkaç günlük kaçışları bile yasaklayacak derecede cezalandırır / ödüllendirir sizi. ahtapot gibi sarar, yapışır, aklınca ödüllendirir ama soluksuz bırakmaya devam eder, kalpteki baskı daha da artar, çaresizlik sıradan içi boş bir kelime halini alır.