25-26 yasındayım. privatesozluk diye bir yerde yazıyorum. o zamanlar varoluscu yazılar filan yazıyordum. yazılarımı onemsedigim, yazı gibi yazı yazdıgım donemler.
bi cocuk var. acayip acayip guzel edebi yazılar yazıyor. mesajlasmaya basladık. sonra telefon numaramı istedi. aradı. konusmaya basladı. her ggun yazısmaya basladık. her gun bana telefon da etmeye basladı. bu boyle iki uc ay surdu. ankara da yasıyormus. oddu iktisat mezunuymus. okumayı ve yazmayı cok seviyormus. sonra olay romantik bi seye donusmeye basladı. mektuplar gelip gitmeye basladı. hala hayatımda aldıgım en romantik mektuplardır. benim kalbimin kutu kutuleri ritim degistirmeye basladı. bir gun telefonda konusuyorduk, bana dedi ki -o donem ben cok agır anti-depresanlar kullanıyorum- bıraksan ilaclarını, biraz da onlar seni hasta ediyor, seni alsam bir ege kassabasına kacırsam, bi cafe acsak, sen yemekleri yapsan, ben ortalıgı toparlasam temizlesem, ortalarda kızımız buse kosturuyor olsa. BUM! orda asık oldum iste tam anlamıyla.
bi gun telefonum caldı:
-sana supriz yaptım, istanbul a seni gormeye geldim, nereye geleyim?
atakoy atrium a gel dedim. ilk gorusumu cok net hatırlıyorum. boyle sirinevler-atakoy koprusunda merdivenler iniyor. uzunca saclı, yesil gozlu, genis omuzlu. cok tatlı diye dusundum. velhasılı saatlerce konustuk. sonra birkac arkadası cagırdım aksama, bana geldiler, birkac meze hazırladım, rakı actım, muzik actık, oyle keyifli keyifli keyifli takıldık. ertesi gun benimki ankara ya geri dondu. gene mesajlasıyoruz. gene telefonla konusuyoruz. adını da koyduk artık. o hafta ben bi gece gec cıktım, annem beni evden kovdu, sokakta kaldım bes parasız gece gece, annanemin anahtarı vardı, oraya gittim, yani aslında babama gidebilirdim erenkoy de, ama ben atakoy e eve yalnız gidip sevgilimi oraya cagırmayı sectim. telefon ettim, gel dedim. birkac saat sonra kahramanım ankara dan istanbul a varmıstı. ve bu uc sene atakoy deki evde bas basa yasayacagımız sevgilik doneminin baslangıcı oldu, benim icin ankara dan yanıma tasındı. o donem ben galatasaray univ uluslarası iliskilerde okuyordum, cok ders de calıstırdı, cok odevimi de yaptı sagolsun. hatta o donem bir hikaye anlattı, bir arkadası bi kızı boyle ders calıstırmıs, kız okulu bitirmis, evlenmisler:)
o 3 senelik donem benim agır anti-depresan ictigim cok hasta ve suratsız bi donemimdi. benim en suratsız donemim icin bana "en cok senle guluyorum" diyordu tatlısım. kendisi yetim. cocuk esirgemede buyumus. bana bi gun dedi ki "hayatım boyunca tek tabancaydım, ilk defa iki kisi hissediyorum."
sohbetlerimiz bitmezdi. saatlerce edebiyat, felsefe, tarih, bilim sohbetler ederdik.
bazen gece sabah karsı yuruyuslere cıkardık atakoy de sohbet ede ede, o yuruyuslerimize bayılırdım.
genelde yemekleri ben pisirirdim, o da markete gidip alısveris yapardı.
seker bi kurulu duzen tutturmustuk o donem.
3 senenin sonunda benimki askere gitti. sansa istanbul da otogara yakın bir yer cıktı. her haftasonu ziyaretine gidiyor, sadık sadık bekliyordum. hatta orda yeni evli bi cift darısı basınıza dedi bize, ikimiz de gulumsedik.
ben bipolarım. bazen ataklarım tutuyor.
kendi kendim onu sadık sadık beklerken birden mani atagım tuttu.
ve ayrıldık. ben ayrılmak istedim. ama kafa olmus benim bi milyon, saglıklı bi sekilde alınmıs bi karar degildi.
boyle de yalan olduk.
cok sevgiyle yad ettigim bir hikayedir.
aradan 10 sene gecti. hala bazen mesajlar gelir gider aramızda.
boyle bi sey yasamamızı ben sans olarak goruyorum:)
hatta bi sıra bana evlenme bile teklif etmist, ben bakarız demistim:)
paralel evrende belki buse kosturuyordur cafemizde, ne dersiniz?
elde çiçekle gidilendir. çiçek tercihi size kalmış ben genelde kırmızı gül tercih ediyorum. ilk intiba önemlidir. giyime kuşama da dikkat etmek lazım. mis kokular sıkmalı, temiz ve ütüsü yapılmış kıyafetler giymeli.
bunun dışında iltifat etmekte çok önemli olan bir konu. hanımefendiye iltifatı eksik etmeyeceksin. hatta güzel bir şiir ezberlemek oldukça etkili olabilir. sabahattin ali ve cemal süreya öneririm.
buluşma değil de emrivaki bir şey ayarlamışlardı arkadaşlar.
suratsız bir şekilde gidip kızı görünce bir kaç saniye içinde neşe dolu enerjik bir ruh haline girmiştim. bu da böyle bir anı işte.
kıssadan hisse, bol bol buluşun. ne kadar çok buluşma o kadar çok sevişme şansınızın artması.
tinderdan tanısmıtık. o daha uygulamayı yeni yukledigini, ilk konustugunun ben oldugumu soylemisti.
aksam is cıkısı atakoy de bulustuk.
food clanda oturduk.
dehset yakısıklı, cok utangac ve masum bir cocuk diye dusundum.
benle konusurken heyecandan sesi titriyordu. bu gibi durumlarda insan rahatlaytmayı cok iyi bilirim. iki espri patlattım, guldu, kendine geldi.
sonra atrium tarafına gectik. orada tepede teras cafe vardı eskiden. cok severdim, simdi el degistirdi, adı da degisti, artık sevmiyorum ve gitmiyorum.
oraya gectik. tavla oynadık.
ve hep gulustuk.
cıkısta yuruken koluna girdim. beni arabama kadar bıraktı. ayrıldık.
aksam mesaj attı:
-cok keyifli vakit gecirdim ve seni cok begendim. yolda yururken koluma girdin ya icim gıcıklandı. sayet sen de istersen adını koyalım mı? sadece benim olursan seni cok mutlu ederim. ama sadece benim olmayı istemen lazım.
ve adını koyduk:)
ilişkimiz bir sene surdu.
hala bazı acılardan hayatımdaki en ozel iliskidir.
cok guzel bir yerde saklarım kalbimde.
hayvan gibi goguslerimi kesmisti masada otururken.
rahatsiz olmamistim.
sanirim ilk goruste hoslanmisim.
ben her erkegin ilgisiyle mutlu olan kadinlardan degilim, rahatsiz olurum. benim sectigim erkek ilgilenince mutlu olurum.
gunlerdir ilk bulusmaya cicekle gelen erkek basliklari donuyor.
dunyanin en beyefendi, en romantik hareketlerinden biri bence.
bir de ilk bulusmaya cicek yerine lahmacun goturmek basliklari var.
ben hayatin cicek ustune dondugune inanmiyorum. ama lahmacun ustune dondugune de inanmiyorum yalniz.
bence ikisi de olmali;))
sene 2005 falandı herhalde. çok tatlı kızdı, bir arkadaşımız aracı olmuştu, bir süre telefonda konuşup, sonra kadıköy'de buluşmak üzere sözleştik. herhalde bir 10 saat birlikte vakit geçirdik. görüşmenin ilk üç saati burnunda minik bir tatak vardı. söyleyememiştim. eğer bir şekilde bu yazı sana ulaşırsa bebek, burnunda tatak vardı!
kapının onune gelmişti. ben kapıya cıkmıstım. ilk sözü su oldu:
-resimlerinden daha guzelmişsin.
ben de kocaman gulumsemiştim.
sonra bizim buradaki bir cafeye dogru yurumeye baslamıstık. konusıyoruz ve yuruyoruz. ben nasıl oldu bilmiyorum matrix ten bir alıntı yapmıstım. en dindar film aslında o demişti.
sonra cafede oturmus iki saat konusmustuk. o daha oturuyordu da ben kalkalım demiştim.
beni yuruyerek eve bırakmıstı.
yolda mfö nun peki peki anladık ın hikayesini anlatmıstı. ama benim en sevdigim mfö parcası o degil, benimki hep yasın 19 demişti.