“ne dedin de kabul etti?”
“batı bir medeniyet kurmanın peşinde… ama bu kadar büyük bir medeniyetin çok küçük bir eksiği var; bu medeniyette insana yer yok, dedim ve ekledim: siz buna alternatif bir sistemin gerekliliğinden bahsediyorsunuz, o zaman bu bahsettiğiniz sistemin bir model üzerinde müşâhede edilmesinin de bir gereklilik olduğunu gözden kaçırıyorsunuz, dedim.”
“o ne dedi?”
(gülerek) “1-2 dakika sustu ve o eritici ses tonu ile, peki o zaman, ben size haber vereceğim, dedi ve kapattı.”
biz de cevabın geleceği güne kadar hemen hemen tüm kitablarını aldık ve okumaya koyulduk.
bir yandan okuyoruz, bir yandan not alıyoruz. aynı zamanda tartışıyoruz.
çünkü onun huzuruna boş çıkmak istemiyoruz.
c.... bana yüzünü dönerek:
“madem ondan çok şey almak istiyoruz o zaman çok şey sormalıyız.
soru sormak için de çok şey bilmeliyiz, soru sormanın eşiğine dayanmış bilgi birikimi…
anlıyor musun?”
evet, anlıyorum.
yaklaşık iki hafta sonra telefon geldi ve yine aynı hanım şöyle dedi:
sayın g.... şu şartlarla röportaj teklifinizi kabul edecek, ancak belirlediği şartları var.
1.
1. görüntü alınmayacak,
2. kayıt cihazını biz vereceğiz,
3. röportajlarımız parça parça olacak, her görüşmemiz 15 dakika sürecek,
4. eğer sorularınız bilindik şeylerin tekrarına düşülürse röportajı bitireceğim,
5. Ayrıca, benim Siyonistlerle olan mücadelemi az çok bilirsiniz. güvenliğinizi sağlayacak gücüm yok.
bunları kabul ediyorsanız bana adresinizi verin, nasıl ulaşacağınız bildirilecek, uçak biletleriniz gönderilecektir.”
biz de adresi verdik. zaten her şeyi baştan beri göze almıştık. ama şunu itiraf etmeliyim ki, 5. şart ürperticiydi!
1.gün
verdiği adresteyiz… biri bizi alıp arabaya koyuyor. o kadar çok yerden geçiyor ki takib etmekte zorlanıyoruz… neyse…
dönüp dolaşıp bir evin önüne geliyoruz.
kapı açılınca onu karşımızda görüyoruz.
sanki yıllardır tanışıyoruz gibi geldi, o kadar sıcak buldum.
o yaşına rağmen mimikleri çok netti, bu yaşlarda vücudu sarkan balmumu adamlar nerde, g.... nerde…
sanki yüz ifadeleri kaslarla değil de heyecanı ile, içindeki yangın ile ayakta duruyor…
uzunca bir holden, önümüzde o, yürüyor ve geniş, ferah bir salonla karşı karşıya kalıyoruz…
duvarda asılı tek tablo gözüme çarpıyor: gittikçe kaybolan bir spiral içinden dışarı fırlamış bir robot eli!
ve onun ileriye doğru uzanan işaret parmağında idam edilen bir insan.
birbirine bakan üç koltuk, ortada bir masa ve yere serilmiş bir halı, o kadar…
masanın üzerinde saati andıran çok silik bir figür veya resim var yahut yapılırken böyle bir şey tesadüfen oluşmuş.
koltuklara oturuyoruz.
bizi öylesine bir nezaketle karşılıyor ki, kendimizi kraliyet ailesi mensubu zannediyoruz.
o bu düşüncelerimizi hissetmiş gibi “hoşgeldiniz .....kardeşlerim” diyor. iliklerime kadar titriyorum.
“buyrun beyler, başlayalım.”
-''efendim bu kitaptaki iddianız antidogmatik olduğunuzdur. eski kitaplarınızda da bunun üzerinde duruyorsunuz.
sanırım bu fikrinizin temel dayanağı «herşey değişir, yalnız değişme değişmez» fikri olsa gerek.
fakat bu değişme metafiziği, olayları diyalektik çarkının içine atarak ona istediği şekli verirken, kendisinin antidogmatik olduğundan nasıl bahsedebilir?”
bu sorunuz diyalektiğin tabiat ve tarihteki yerini tartışmaya açar ki, s...ile yaptığımız tartışma bunun üzerine. kitabçık olarak da basılmıştı.
ayrıca dikkat etmişseniz, ben marksist değil müslümanım.”
“peki efendim, aktüel nedir?
insanların aktüel diye her gün haberlere, gazetelere, dergilere bakmalarını ne ile ve nasıl açıklarsınız?”
“güzel bir soru…
ilk soru ile de içiçe bir birliktelik arzediyor.
öncelikle, insanlar bu kadar bilgiyi biriktirip nerede ve nasıl kullanacaklar?
sadece olan olaylardan haberdar olmak amacı ile izleyen adam, sadece takib eden adamdır ve bir kedi de bu takibi yapabilir. aktüelin peşinde koşturmakla ömür süren bir adam, o kadar…
oysa her şeyin her an değiştiği bir dünyada aktüel nedir, yarının hakkını bugünün bağrında bulmak nedir?
işte benim hayatım!
kız, zamanında sevgilisiyle diktikleri çiçekleri son bir defa suladı; son bir defa pencere önüne konan kuşları sevdi. son bir defa sevdiceğine dokundu, son bir defa gözlerine baktı, son bir defa konuştu, son bir defa sustu. Bu kapının ardında yaptığı her şey, bu kez son'du artık. son bir defa.
son bir buruk tebessüm bıraktı ardından sonra gözyaşlarıyla. "Seni öldüreceğim" dedi. "içimde, yüreğimde öldüreceğim. işte Bunu başardığım gün ben de yeniden doğmuş olacağım."
https://m.uludagsozluk.com/e/46261526/
Ancak kızın unuttuğu bir şey vardı:
Kalbi, can çekişen o kalbi sevgilisinin ellerindeydi. Sevgilisinin onda ölmesi demek kendisinin, kalbinin yok olması demekti. Ruhu boğuluyordu, boynu bir urgana geçirilmişti sanki.
Yeniden doğacağını sanarken Bilmeden ve farkında olmadan ölüme doğru adımlar atıyordu kararlı bir şekilde. Ölümü gerçek bir ölümdü bu sefer. Doğuşu göremeden batışı yaşayacaktı.
Sözlükte sıradan bir geceydi. Kardeş kardeş sohbet ediyorduk.
Taaaa ki kendini bilmez bir yazarın cinsel organ fotoğrafını atana kadar...
Keyfli sözlük ortamı, bir anda yerini korku ve gerilime bırakmıştı...