hikayeyi devam ettir

entry315 ↓ galeri3
    100.
  1. işten geldikten sonra yemek yemiş ve TV izliyordum. Derken Ding dong diye zil çaldı. Kalktım ve gidip kapıyı açtım.
    40'lı yaşlar da Bir hanımefendi:

    + afedersiniz apartmana yeni taşındım da, mikseriniz varsa ödünç alabilir miyim? Benimki taşırken kaybolmuş da...
    - hoşgeldiniz, tabi hemen vereyim, bir dk.
    Ardından mutfağa gittim. Ama bir türlü mikseri bulamadım. Mahçup bir şekilde kapıya döndüm ve:
    - yaa her zamanki yerinde olan Mikseri bulamadım hanımefendi. Nasıl olur anlamadım.
    Bu sözden sonra kadın:
    + ahh erkekler işte.
    Deyip evin içine adım atmaz mı?
    Ben: Hanımefendi, ne yapıyorsunuz? bir saniye...
    Diye arkasından bağırırken kadın mutfağa doğru yürüyordu...
    1 ...
  2. 101.
  3. Mutfağa geldi güzel bir çay içtik sonrası ikimizin arasında kalsın dedi.
    1 ...
  4. 102.
  5. Feridun abiyi Harun abiyle buluşturduk güzel bir gay çift oldu.
    1 ...
  6. 103.
  7. Tövbeler olsundu.. meğer hepsi rüyaymış.
    1 ...
  8. 104.
  9. Uyandı ve söverek işe doğru yola çıktı, derken yolda sevimsiz arkadaşını gördü ve karşılaşmamak için bir yol düşünmeye başladı.
    3 ...
  10. 105.
  11. Sonra fırından 32li yumurta alarak caddeye çıktı ve önüne gelene yumurta fırlatmaya başladı.
    1 ...
  12. 106.
  13. ama tabii ki sonuncu yumurtayı kahvaltı için kendine ayırdı.
    2 ...
  14. 107.
  15. Son kalan yumurtayı el çantasına koymuşken karşısına bir trafik polisi çıktı.
    4 ...
  16. 108.
  17. Trafik polisi ona şöyle bir baktı ve dedi ki;
    1 ...
  18. 109.
  19. 110.
  20. 111.
  21. deniz, deniz, tuzlu deniz, acı deniz! ne yaptın küçüğümü?
    kayanın üzerinde bir dalga patladı ve ikiye bölündü. sanki iki kol... kollar, kadını ayaklarından kavramak ister gibi uzanıp hiçbir şey yapamadan çözülüverdi, süzüldü, geriye çekildi.
    uzakta, kayadan birer kibrit çöpü gibi görünen iki insan, uzaktan kayada bir kibrit çöpü görünen kadına bakarak konuşuyorlar:
    - s.... z....değil mi şu?
    - başka kim olabilir?
    - ne arıyor kayanın üstünde?
    - denizden kızını istiyor!
    - istemekle verir mi deniz, aldığını?
    - sen de onun haline gelirsen istersin!
    kadın, kayanın üstünde, saltanat arabasıyla geçen sultana hitap edercesine haykırmakta devam ediyor:
    ,
    1 ...
  22. 112.
  23. yıllar evvel aldığım kocamı boğduktan sonra kızımı da bu kayanın üstünden çekip götürüverdin!
    işte seninle, karşı karşıya yapayalnız kaldık! ne yapacaksan yap!

    sanki bu sözlerin cevabıymış gibi rüzgarın, atlarına indirdiği kamçı sesleri gelmeye başladı. kara bulutlar uçuşmakta ve sular kaynamakta...
    2 ...
  24. 113.
  25. sonra bir üşüme, hatta titreme geldi ve kuytu bir köşeye sığınıp ağlamaya başladı.
    1 ...
  26. 114.
  27. ceketini çakmağına siper ederek yakabildi sigarasını. bu arda ceketin astarını da yaktığını yanık polyester kokusundan fark etti.
    2 ...
  28. 115.
  29. küçük bir hareketle polyesterin yanmasına mani oldu.
    onca derdin arasında ceketi mühimsemedi ve ağır adımlarla ıssız sahilde meçhule doğru yürümeye başladı
    bir kaç adım attıktan sonra, onun her hareketini uzaktan izleyen ve her defasında adımlarıyla ona doğru yaklaşan adam arkasından seslendi:
    3 ...
  30. 116.
  31. - hey bayan kayboldunuz sanırım.

    sesin geldiği yöne doğru bakan kadın sigarasında derin bir nefes çektikten sonra;

    + kaybolmadım, hayır, sadece keşfedilmemiş Birini tanımanın zamanı geldi.

    dedi.
    3 ...
  32. 117.
  33. kadın kont drakula'ya "ben keşfedilmemiş derken Modern insandan uzak Amazon kabilelerini kastetmiştim"

    dedi.
    1 ...
  34. 118.
  35. sonra aniden gözleri açıldı. meğerse o rüzgara, soğuğa rağmen deniz kıyısında içi geçmiş, tuhaf tuhaf rüyalar görmeye başlamıştı.
    1 ...
  36. 119.
  37. bu haleti ruhiye ile sözlüğe girdi. aldığı yan nick ile. ikincil nicki "yaoramakoyaburama" idi. gelir gelmez nick altına bir yazar "inşallah kızdır" yazı verdi.
    1 ...
  38. 120.
  39. nadiren uğradığım semtte dört köşe ufacık bir dükkân... yerde tuz ruhu ile temizlenmiş sarı, dört köşe taşlar... ufak, yuvarlak, kırmızıya boyanmış masalar... etrafında arkalıklı hasır iskemleler... sağda bir tezgâh...
    saçsız ve yüzü kırışık, takribi 65 yıllık bir adam...
    -buyrun.

    boş masalardan birine geçtim. bir kahve ısmarlayarak etrafıma göz gezdirdim:
    içerde beş kişi var...
    ikisi tezgâhın yanı başındaki peykede bağdaş kurmuş oturuyor. biri şişman, öteki kupkuru... üstü başı dağınık, mekansız kimse gibiler.
    üçüncü, uzak bir köşede, yüzüne çarşaf gibi gerdiği gazetesine dalmış.
    öbür ikisi de ta orta yerde, tavana asılı petrol lambasının altında kafa kafaya vermiş derin konuşma içersinde.
    içeride sessizliği boğan bir sessizlik!

    cebimden kâğıtlarımı, kalemimi çıkardım. masanın üstüne yaydım. kalemi hemen yazıya başlayacakmışım gibi kâğıdın üst başına götürerek düşünmeye koyuldum.
    ...
    1 ...
  40. 121.
  41. sabit fikirler....canavar sürüsü halinde üzerime çullanan sabit fikirler...
    biri bırakır, biri ısırır. bir türlü ruhumun etlerini bu sabit fikir canavarlarının sivri dişlerinden kurtaramam.
    çalıştığım dairenin yazı masasında kendimi işe vermeye çalışmamın da faydası yok... yazdığım her cümlenin nokta yerinde, sıraladığım her rakam dizisinin toplam çizgisi altında aynı sabit fikir...
    bilge'nin, beynimi tırmalayan ve çivi gibi aklıma saplanan ithamı:

    ''eserlere ara yerlerden girerek kargaşalıkta sahteliklere çadır kuranlara mukabil, apaçık şekilde bildirelim ki biz, fikri, fikir haysiyetini, bu ıstırabı yaşayan kafayı tanıyanız; pişmesine pişmiş, ama gafletle pişmiş yemeği, bu vasfıyla lezzetinden bileniz!..''
    2 ...
  42. 122.
  43. kaç zamandır iş arkadaşım c....ile onunla röportaj yapmak için çalışmalar yapıyoruz.
    bu seferki röportaj yapacağımız kişi ise g.... idi.
    onun hayatı ilgimizi çekiyordu.
    ama onunla röportaj yapmak için ne bir nâmımız ne de referansımız vardı.
    yani onunla röportaj yapmak için hiçbir imkâna sahib değildik.
    olmaması için o kadar sebeb var ki...
    sadece bir defa telefona çıksa, bir defa sesini duyarsak olacak diye düşünüyorduk. bunun olacağına dair inancımız tamdı. imkânlara ulaşacak tükenmez bir imkânımız vardı, o da inancımız. neyse…

    o kadar aramamıza rağmen, aradan da bayağı bir zaman geçtiği halde ne dönen vardı ne de başvurduğumuz yerlerden bir cevap.

    bir gün evde beraber çalışıyorken birden telefon çaldı, açtığımızda kulaklarımıza inanamadık.
    telefondaki hanım bizlere şunları söyledi: “telefonu g.... veriyorum. sizinle konuşmak istiyor.” şaşkınca birbirimize baktık.

    ve o tarih kokan ses tonu, yanardağın lavları gibi insanı eritici o heyecanı…
    telefonu ikimiz dinleyelim diye sesi dışarıya verdik ve o: “benimle röportaj yapmak için uzun zamandır insanüstü bir çaba sarf ettiğinizi duydum.
    peki niçin?”

    peki niçin deyince ne cevap vereceğimizi şaşırmıştık.
    evet, niçin?
    içimi bir karamsarlık kapladı.
    evet röportajı yapmalıydık. halâ buna inanıyorduk ama bu sadece bir histen ibaretti. ve ekledi: “ben kitaplarımda zaten varım.
    kitaplarımın dışında ne arıyorsunuz?”

    bu üst üste sorulan sorular karşısında, üst üste yumruk darbeleri alan boksör gibi havlu atacaktım ki, c... telefonu aldı ve fransızca bir şeyler söyledi.
    benim fransızcam çatpattı.
    c....sayesinde anlayabiliyordum. neyse..
    c....nin söyledikleri sonrasında bir iki dakikalık bir sessizlik oldu.
    ....
    0 ...
  44. 123.
  45. ben baygınlık geçirecek gibi oldum ve umutsuzca odama doğru yol aldım.
    oturmuş düşünüyordum:artık bu işi bırakmalıyım.
    biz bu işin sadece oyun tarafındayız galiba.
    bugüne kadar soru soran taraf hep bizdik, bize soru sorulunca apışıp kaldık. demek ki biz, sorduğumuz sorulara aldığımız cevapları nerede kullanacağımızı bilmeyen insancıklardık.
    evet, “ben bildiğimi niçin bilmeliyim” sorusuna yakınlaşmak için bu kadar röportaj ve bu kadar soru mu sorulmalıydı?

    kısa süre içinde aklımdan o kadar çok şey geçti ki… derken c....içeri girdi ve “kalk toparlan” dedi.
    ben de aptalca şunu sordum: “peki ama niçin?” Cevap verdi: g... kabul etti..
    ben yine “peki ama niçin” diye sorunca c... güldü…
    beni, yüzümü yıkamam için lavaboya gönderdi. biraz rahatladıktan sonra odaya geri dönüp sordum:
    “ne dedin de kabul etti?”
    0 ...
  46. 124.
  47. C cevap verdi: Kemal kılıçdaroğlunun aday olmayacağını söyledim, dedi ve sırıtarak taciz etmeye başladı.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük