türk sineması için kesin bir dönüm noktası teşkil eden, bir kez izlemekle yetinemeyeceğim, yaklaşık iki yıldır beklenen film. görsel efektlerine ve savaş sahnelerine söyleyecek tek bir kelime yok zaten. fakat oyuncu seçimleri de mükemmel. devrim evin'in fatih sultan mehmet'i oynaması zaten ilk bakışta bitiriyor olayı. filmi gördüğüm cuma gününden beri, kendimi bir başka dünyada hissediyorum, bir başyapıt olduğunu söyleyebilirim kesinlikle.
emeğini harcayan herkesin yüreğine ve aklına sağlık bir kez daha.
--spoiler--
bizans imparatoru ve tayfası önlerinde meyve tabağı zevk sefa aleminde habire orhan'ın fiyatını arttırıp dururken yok bunun babası da böyleydi, yok bizim surlarımız geçilemez nnnııhahhahahhhooo diyerek hava atarken fatih yemeyip içmeyip uyumayıp harıl harıl plan yapmaktadır. ve olaylar gelişir.
--spoiler--
film 1 saat daha uzun çekilebilseymiş ( bunun için 5 6 milyon dolar daha lazım tabi ) çok iyi olacakmış. bazı şeyler eksik kalmış, örnek verecek olursam.
ulubatlı mahsende dövüşürken, bi anda sırtında bi okla sancak kulesinde. arası yok orayı göstermezsen o duyguyu tam veremiyorsun insanlara.
kuşatma sırasında işler kötü giderken bi anda gemileri karada görüyoruz, arası yok. bu nerden çıktı öncedenmi planlanmıştı o andamı fatihin aklına geldi ne oldu görmedik.
bu örnekler çoğaltılabilir. eğer bu boşluklar olmasa çok iyi bir film olacakmış ama iyi bir film olmuş sadece.
amerikan sinemasıyla karşılaştırma olayına gelince tamamen yanlış heleki amerikan sinemasının en iyi örnekleriyle (bkz: cesur yürek), (bkz: yüzüklerin efendisi) (bkz: troy) karşılaştırmak ayıptır, insafsızlıktır.
ayrıca fatihin burnu şöyleydi, ulubatlının ayak serçe parmağı böyleydi, aslında şöyle bir olay olmadı falan tarzındaki eleştirilere gelince, bu bir film, belgesel yada tarih ansiklopedisi değil. hiçbir tarihi filmde tamamen gerçeği göremezsiniz zaten. var diyen beri gelsin. çok beğendiğiniz truvada aşil kadar çirkin bir adamı brad pit oynadı be, hangi burun kemerinden bahsediyosunuz.
mastürbasyon vb. eleştirelirini yapan ergenlere çok söyliyecek bişey yok aslında. sizin anladığınız dilden konuşmak gerekirse 1453 yılında et ete değdi birader.
yani çok iyi değil ancak iyi bir film olmuş. izlemekte fayda var.
öncelikle, tam bir gişe filmi. ülkemizde, üzerine bir milyon tane yorum yapılacak, dile pelesenk edilecek, tartışılacak bir film hiç kuşkusuz.
tarihi film çekmek zor bu ülkede. hele konu, istanbul'un fethiyse daha da zor. daha film yeni çekilmiş tarihçiler, proflar vs. fatih sultan mehmet'in film de söylediği tümcenin daha önce söylenmiş olduğuna takılabiliyorlar. hani mutlak gerçeklik aranıyor. bu bağlamda yönetmen- senarist ne ölçüde gerçeklik sularında yüzebilir? hatta o bahsettiğim güzide proflar veya tarihçiler ne kadar yansızdır tarihi değerlemelerde? şimdi bilindiği üzere bir resmi tarih var bir de gayri resmi tarih. biz doyadoya resmi'yle haşır neşir oluruz da tarih nice ekstralara gebe olmuştur haberimiz olmamıştır. neyse gene de tarih tarihçilerin işi. lakin sinema da sinemacıların işi. bence, mutlak realite arayışı tartışmaya açık!
atilla dorsay abimizin filme dair söylemine çok katılmıyorum. ilk 1 saat tarih dersi gibi. sonradan açılıyor film falan. yok böyle bir şey. öyle söyleyince ben de sandım ki filmin başları görsel tarih dersi olacak. olmadı iyi ki de olmadı. (biraz abartılmış bir yorum o)(üstelik filme yetişemedim kipa'nın ve onun yüzünden:)ilk 15 dakikası kaçtı)
filmi görsel açıdan çok ahım şahım bulmamakla beraber filmin ileriye dönük hatrı sayılır bir başlangıç sayılabileceğini düşünmekteyim. aslında bu hatrı sayılırlık film içinde geçerli. her haliyle ortalama bir film. konusu itibariyle doğal olarak sıkmayan (her ayrıntısı süzgeçten geçirilerek izlenen) lakin osmanlı'nın savaşı (daha doğrusu fetihi) lehine çevirdiği haliç kısımlarını yüzeysel geçen 40 günlük zorlu mücadeleye ve çandarlı halil ile fatih'in anlaşamamazlıklarına odaklanmış ve bunları anlatırken ulubatlı hasan'ın osmanlı içindeki kahramanlık rolüne ve aşkına da değinmiş filmdir. fatih sultan mehmet'in özel hayatına hiç girilmemesi belki de onun liderliğine yüklenen misyonun getirisiydi. hani çok bahse konu olması durumunda etki-tepki mevzusundan çekinilmiş olabilir. burada fatih sultan mehmet'e göre hayli sıradan bir kişinin ulubatlı hasan'ın özeline girmek daha hazmedilebilir bir olgu olarak düşünülmüş. ama bu pek dengelenmemiş zaman zaman yapay sayılabilecek bir aşk hikayesi ele alınmış.
psikolojik faktörler çerçevesinde bizans'ın korkuları (papa'ya büyük bir haçlı ordusu için bastırması, macarlar'dan sonuna kadar medet umulması vs.)osmanlı'nın dönem içindeki üstün gücüyle betimlenmiş. adalet mekanizması ve dinsel hoşgörü babında osmanlı'nın misyonu öne çıkarılırken bizans biraz daha içten pazarlıklı bir tavra sokulmuş. gene de burda şartlar eşit tutulmaya çalışılmış. zaten filmin sonlarına doğru bizans imparatorunun istanbul'u terketmem gerekirse onurumla burada kalır savaşırım demesi belki de bu eşitlik hissini destekler tavrı içeriyor. buna cevaben fatih'in azınlıklara dinsel inançlarında özgürlük vaadini görebiliyoruz. (finalde)
fatih'in zaman gelimi pasifize kaldığını düşünenlerdenim. yalnızlık ve endişe hallerini gerçekçi bulurken sıradan bir karakterin fazla ön plana çıkarılmasıyla film içi dengelerin yer yer sarsıldığını düşünüyorum. (maksadım bu yorumum da fatih'e kutsal bir mana katmakta değil)sanki ordudan kopukluk falan var. bir de akşemsettin'in deyişleriyle umutsuzluktan umuda açılış bana yapay geldi. gerçi tarihte elbet vardır böyle derviş tavırlar, öngörüler. ama film de fatih'in küllerinden doğduğuna inanamadım.
sonuçta izlenilesi bir çalışma olmuş. elbet büyük beklentilere girmeden. zaten seveni de sevmeyeni de çok olacaktır haliyle. bence yeni kotarılacak çalışmalara binaen destek olunmalı.
10 üzerinden 6,5!
gereksiz edit: filmin afişinde de yazan fatih'in söylediği tümce güzide bir anlatım bozukluğu örneği. neden bilmem takıldım buna.
film sonrası birçok bünyeyi meraklandırmış meraklı melahat editi: bir macarlar vardı ne oldu onlara? hala mı yoldalar?:)
film birçok yabancı filmden alıntılar içermesine rağmen, türk tarihini anlatacak bundan sonraki filmler için öncü bir filmdir. bu nedenle ne kadar alıntılar çok olsa da bir devrim niteliğindedir. muhteşem yüzyıl ve ardından fetih 1453 ün gişe başarısı artık bizimde kendi tarihimizle ilgili filmleri ne kadar çok görmek istediğimizin kanıtıdır. bıktık artık dandik bir vietnam savaşından, bizdeki tarih onlarda olsa eminim ki şimdiye kadar sinema sektöründe ilah olmuşlardı. bizde malzeme çok fakat henüz bir yabancı sinema kalitesine ulaşacak görsel efekt vs. kalitesi yok. bunlarıda tamamlayabilirsek büyük işler çıkacağından eminim tarih filmlerinden.
--spoiler--
ulubatlı bayrağı dikiyor ardından ölüyor, fatih en son bir çocuğu kucağına alıyor ve film bitiyor, madem ulubatlıyı bu kadar ön plana alacaktınız bari en sonunda ölüsünün fatih huzuruna getirildiğini ve fatihin sultan olmasaydım ulubatlı hasan olmak isterdim sözünü ekleseydiniz en azından yalancı bir sahneden çok daha etkileyici olurdu.
--spoiler--
türk sineması açısından başlangıç sayılabilecek bir film ancak bir devrim değil. bir fikir vermediği sürecede olamaz. cennetin krallığı din için insanların nasıl birbirlerini parçaladığını söylüyordu, cesur yürek özgürlüğün ne denli tatlı bir şey olduğunu, fetih 1453 ? 1453'ün bir hristiyana, bir museviye ya da bir ateiste verdiği tek mesaj, din için seni toprağından ederim, öldürürüm de oldu.
benim açımdan en büyük hataları, istanbul'un fethine gösterdikleri tek sebebin islam olması. koskoca fethi sadece bir dine bağlamak ne kadar mantıklı? hani nerede istanbul'un değeri, kültürü, dünya açısından yeri?
bunlar dışında, bütçesi 17 milyon euro olan bir film için, efektler, sahneleri genelde iyiydi. savaş sahneleri ve teknikleri diğer filmlerden alıntı demek saçma, çağ belli, teknoloji belli. kimse izleyici için 1453 yılında olmayan savaş teknikleri üretemez. istanbul'un fethine özgün topların olması ve gemilerin karadan çekilmesi yeterliydi.
ilk kez şiir yazan birinin, ilk şiiri genellikle en sevdiği şairin şiirlerine benzer, bu bir kusur değil.
savaş sahneleri açısından eleştirilecek nokta parayla ilgisi olmayan yerler, gereksiz gazlama. izleyiciyi coşturmak için daha savaşın başında, surlar yıkılmamışken atlıların surlara doğru gelişi güzel koşması, amaç?
osmanlı'nın ulaşabildiği en yüksek yerden sonra bu millet daima sürekli bir küçülmenin ezikliğini yaşadı. kurtlar vadisi ırak, filistin gibi filmlerin bir diğer çekilme amacı bu eziklikten faydalanmak idi, 1453'ün de öyle. umarım 1453, bundan sonra çağın gerekliliklerine uygun kaliteli türk filmlerine ön ayak olur.
yılmaz özdil faktörüne rağmen güzel film. hatta bu cümlede o saçma sapan adam olmamalı. gayet hoş ve ilklerden olmuş ve diğerlerine de ön ayak olmuştur. devamı gelir umarım, keyifle, üzüntüyle, gazla, hırsla izledim.
hiçbir şey olmasa da desteklenmesi gereken film. ama beni alttan sağlam bir hikayenin gelmeyişi, yavan bir aşk hikayesi, bulantılar karın okşamalar filan rahatsız etti açıkçası.
yine de favorim akşemsettindi. o kadar önemli bir adam ama kemçük ağızlı gibi bir garip. leyla ile mecnundaki dede oynasaymış daha iyiymiş, bastonuyla filan fatih e feyz verirdi.
filme ilgili başka bir ayrıntı da rumeli hisarının yapımında taş kıran işçi faruk aksoyun ta kendisidir. alfired hiçkoka özenmiş adam o kadar para harcadık holivud yönetmenlerinden ne farkımız kaldı lan diye düşünmüş olmalı.
arkadaş elalem uzayda kerhane açacak neredeyse biz halen ''1453'de mehmet nasıl sikti!!'' diye övünüp, gururlanıyoruz. neyse hemen dalmayalım.
bir kere oyunculukları beğendim. hani iyi oyuncular var. zaten öyle olmasa bildiğin ekşici piç olur yarısında çıkar giderdim. onun dışında böyle animasyonlar filan. bir iki bir şey. arada nükteli sözler vs.. fena değil..
yine de 2012 türkiye'sinde halen bununla övünmek bana anlamsız geliyor. o dönemler savaş dönemiydi. adama sorarlar istanbul'u aldın da üzerine ne koydun?
bak, taksim'in ortasında akm'yi daha onaramıyorsun, trafik iflas, adam akıllı 3 tane konser salonun yok, kültür sanat merkezi diye kıç kadar yerde ebru yapanları göstetiyorsun...
istanbul hristyan olsa ne olur, olmasa ne olur?
sen gene aynı şekilde yaşayacaksın. ezan duymazdın ama çan duyardın alt tarafı..
adama tekrardan bilgisayara age of empires kurdurtacak kadar, veya direk kolu kanadı kırık yunanistan'a daldıracak kadar gaza getiren film.
--spoiler--
fatih'in ayasofya'ya girip hristiyanlara ılımlı ve sevecen yaklaştığı sahne, hayatımda ilk kez bir filmde hıçkıra hıçkıra ağlamamı sağladı.
--spoiler--
tamam şu anda şerefsiz, vatan haini diye nitelendirebileceğimiz bir sürü türk çıkabilir ama, osmanlı'dan şimdiye dek sağlam kalan tek miras; insanları dil,din,ırk gibi muhtelif sebeplerden ayırmamak sanırım. ben bu filmde en çok buna duygulandım. en basitinden hala daha istanbul'da siyahi bir insana rastlayınca gülümsüyoruz. bu genetik bir faktör. en azından ben böyle inanıyorum ve bunun için o sahneye içerliyorum.
evet, nihayetinde zaman bulabiliyorum birkaç söz etmeye şu film hakkında.
öncelikle herkesin aksine osmanlı büyüsü amacıyla gitmedim filme. dedim ki ulan sonunda bir savaş filmi çekilecek bizim tarafımızdan, gideyim de şunun sinematografisine bakayım, kotarabilmişler mi. efektlere bakayım kaliteli mi. sahneler gerçekçi mi diye. amacım kesinlikle teknik unsurları gözlemlemekti. tarihi eksiklikleri zaten çoğu insan görebildi. o yüzden onlara girmiyorum.
filmin ilk yarısı gerçekten oyunculuklarla, kurgu ile sahneler arası geçişle ve hazırlık dönemi ile çok iyi geçti. iyi dedim sıkmadan gidiyor. gelin görün ki ne zaman savaş çanları çalmaya başladı,
film
komedi
derecesinde
amatörleşmeye
başladı.
ikinci yarıda abimle yakalayıp da birbirimize bakıp kahkaha attığımız o kadar çok açık bulduk ki, yanımızdaki eleman bizi uyarmasa sessiz olun diye (o da böyle bir trans halindeydi zaten salyası falan akıyordu) kendimizi bırakıyorduk o derece.
öncelikle filmin efektleri çok kalitesizdi (dikkat: filmin teknik kısmı ile ilgilendiğim için o kısmı eleştiriyorum).
savaş filmlerinin manyağı ve takipçisi olarak söyleyebilirim ki birebir dövüş sahneleri çok amatörceydi. öyle ki figüranları eğitmeye çok zaman vermek yerine, kamera çekimlerini çok yakın yaparım, haliyle çektiğim adamlar dövüşürken arka plandaki adamların amatörlükleri görünmez mantığı işlenmiş. eğer bir yönetmen bir savaş sahnesini geniş açı ile çekmiyorsa bunun tek sebebi açık bırakmak istememesidir.
mesela askerlin topluca hücum ettiği sahne. o geniş açıyla çekilmiş ama figüranlar (eğer bilgisayar değilse) askeri saldırı biçiminde değil de sanki tepeleme, izdiham şeklide atağa kalkıyorlar. o çok rahatsız ediciydi.
topların kullanımı amatörceydi. topun ateşlendiğini birçok kez görüyoruz ama topun düştüğü yer fazla gösterilmiyor. hiç mi gösterilmedi gösterildi ama çoğu zaman da sadece top gösterildi.
mancınıklar iyiydi, ama ateş efektleri çok sahteydi.
figüranların kılıç darbeleri ve kılıçtan ölme şekilleri resmen bir standarda oturtulmuş. nerdeyse her adam aynı pozisyonda yere düşüyor, ölüyor vs.
hasan ile latin'in dövüşü çok gereksiz uzatılmış. her kılıç darbesinde öküz gibi anırmaları da abartı olmuş. dedim ulan öldürün artık birbirinizi savaş bitti nerdeyse.
ölülere toprak atılırken mezarda yatan elemanın teki ayağını çırpıyor, kaçırmadık orayı da, kahkayı bastık abimle birbirimize bakarak.
şu hasan'ın siktiği hatun ismini unuttum, o kadar bik bik liyor ben savaşa gireceğim diye, tek yaptığı top ateşlemek, hasan savaşırken onu izlemek. ulan o kadar ağladın bu muydu?
hasan bayrağı dikmeye çalışırken ufuğu kesmesi (elf gözlerin neler görüyor hasan) ve sanki o kadar mesafeden hatunun bakışlarını yakalamış gibi bakması ve o anda hatunun da aynı şekilde hasan ın bakışlarını yakalamış gibi bakması çok amatörceydi. ha sahi, hasan o eylemi yaparken kendisini oklayan askerler vardı onlara noolduu? :)
hatunun baba ben özel karışım buldum deyip de topun ağzına sıçtığı ve babasını yaraladığı sahne amatörceydi, gereksizdi.
gemileri haliç e yaklaştırdıklarında sanki biz anlamamışız gibi 5 saniyelik bir bizans halkının "aman yarebbi gemileri geceleri yanaştırmışlar tanrı bizi korusun" gibi çok gereksiz bir sahne vardı.
"bu macarlar da bi gelemedi"
tarzı çok basit, osmanlıca ya yakışmayan bir sürü replik vardı. mesela birisinin tavrı bildiğin "panpiş" tarzındaydı. savaş duruyor bir ara bir tane kel bizanslı hatunlarla oynaşırken birşeyler diyor sanarsın yıl 2012 yer kadıköy amına koyim.
film boyunca oğlunun yüzüne bakmayan fatih filmin sonunda bizans çocuğunu öz çocuğuymuş gibi seviyor ya, ben yerlerdeyim abim de yanındaki elemandan ötürü kendini kasmaktan kas katı kesiliyor. abime dayanamadım aynen şunu dedim: ulan bu fatih de film boyu oğlunu böyle sevmedi. ne kadar gavur meraklısıymış.
kopuşlar, kahkahalar ikinci yarı hiç eksik olmadı.
hasan ın surlara yaklaştığı o düzeneğin patlaması ve hasan önde ateş arkada çok amatörce bir sahne yapılması.
fatih in ergen gibi bunalıma girmesi.
bir din adamı olan akşemseddin in din adamı gibi değil de nasreddin hoca gibi özlü sözler söyleyerek bunalıma girmiş ergen fatih i (yönetmenin yaptığı bu bana kızmayın) motive etme sahneleri çok amatörceydi.
yine ergenleştirilmiş fatih in tespihini kırıp üstüne "oynamıyom işte" gibi basması çok amatörceydi.
bizans imparatoru fatih ten daha ihtişamlı karakterize edilmişti. sanki dersin film latin, yunan reklamı yapıyor. abim dedi yunanlılar çok sevecek bu filmi. bizi de zaten salonda yunan sanmışlardır büyük ihtimal ikinci yarıda paso güldük diye.
lağımcılara gelirsek. o adamlara biraz bir hava vermeye çalışmışlar, vermişler de. ama yine oradaki o basit oyunculuk ne yazıkki baltalıyor herşeyi. büyük büyük memeli abiler var ama...
filmde yarı savaş filmi olmasından ötürü, bir savaş filmine göre çok amatörlüklerin olması bu yüzden hayal kırıklığına uğrattı beni. halbuki ne kadar sevinmiştim ne güzel biz de bir savaş filmi yaptık diye. sırf bu yüzden gittim filme desteğimi de vermek için. ancak bu kadar bol hatalı bol amatörlüklü saçma sapan sahnelerle doldurulmuş bir film beklemediğim için çok hayal kırıklığı yaşadım. tarihi bilgi açısından yanlışlıkları söylemiyorum bile.
bu kadar büyük bütçeli bir film bu amatörlükleriyle umarım başka yapımcı ve yönetmenlere ders olur da, holivud savaş filmlerinden biraz ders alınır da özgün ve kaliteli bir başka savaş filmi çekilir. bunu çok istiyorum savaş filmi sever olarak. fetih o kapıyı açtı. umarım açık tutanlar olur.
filmi beğenmeyenlere sormak istiyorum: ne bekliyordunuz ki?
ilk türk buz hokeyi takımının başarısızlığıyla dalga geçenler gördüm,
londra metrosu, tokyo metrosu, newyork metrosunun planlarıyla türkiye'deki ilk metro hattının planını yanyana koyup alay edenler gördüm, bilimsel bir proje hazırlayan lise fizik öğretmenine 'senin ne işin var bunlarla, altı üstü bir öğretmensin' diyerek dalga geçenler de gördüm ve bir polis memurunun kuantum fiziğiyle alakalı geliştirdiği teoriyle dalga geçenleri de. oysa bunlar, akşam kıçını kaşıyarak maç izleyen polis memurunu asla eleştirmezler... hepsi bir tarafa bu tiplerden hiç birisi fetih 1453'ü ben-hur'la, yüzüklerin efendisiyle kıyaslayan zeka küpü insanlar kadar şaşırtmadı beni.
bunlar bu ülkede hiç bir şey yapılmasın isteyen, yapılanlara burun kıvıran, kıyasıya eleştiren zavallılar zümresi. hayatlarında bir baltaya sap olamamış vasıfsızlar sürüsü. bunlar, bir şeyleri beğenmeyerek 'ben de bir b*k oldum bakın bunu bile beğenmiyorum' tavırlarıyla ilgi göreceğini zanneden çocuklar veya bedeni büyük, kafası küçük olmamış, ham zihinler.
hollywood filmi izlemekten beyni sulanmışların lafına bakılmadan gidip izlenmesi gereken film. bırakın bu entel-danteller beğenmesin. bu film karabiberi az tantuni gibi, kekiksiz kavurma gibi, sirkesiz işkembe çorbası gibi. eksikleri de olsa bizden, tadını bildiğimiz ve sevdiğimiz, çekemeyen zırzoplara inat her daim de sevmeye devam edeceğimiz enfes bir ruha sahip. mutlaka izleyin.
öncelikle bu film konusu ve yapılış amacı bakımından çok değerli bi öneme sahip bir filmdir yalnız amacına ulaşabilmiş midir ya da ulaşabilir mi bu meçhuldür. çünkü filmin yapılış süreci yaklaşık iki yıl sürmüştür ve bu süreçte filmin tanıtımı reklamı çok iyi yapılmıştır. filmin tarihimizdeki çok önemli bir kesiti anlatması insanları daha da sabırsızlandırmıştır. ancak bu film benim beklentimin altında kalmıştır tabi bu benim görüşüm çünkü filimde bir çok eksiklik vardır öncelikle oyuncu kadrosu seçimi son derece başarısız fatih sultan Mehmet han bence daha güçlü kuvvetli baktığı zaman yeri titreten bir adam olmalıydı. Ulubatlı uzun Hasan diye koydukları arka sokaklar dizisindeki Murat a benzer bir adamı alıp olduğu gibi koymuşlar ve bunlar filmin en tepesindeki isimler gerisini siz düşünün. 3 saatlik filmin 2 saat 55 dakikası sadece istanbulu nasıl fetih edemediğimizi gösteriyor filmin son 5 dakikası fetih etmiş oluyoruz. bence bu film benim gözümde belgeselden öte geçemez çünkü profesyönellikden çok uzak. bu filmin adı fetih 1453 ise ecdadımın çağ kapatıp çağ açtığı bir filmse baştan sonra bu filmi izlerken tüylerimin diken diken olması lazım ama olmadı bu film çekilirken tarihçi profesörler değil de savaş filmi üzerine deneyimli birinden yardım alınsaydı belgesel tadı vermezdi. elin yabancısı 300 spartalı,cesur yürek,truva vb. filmleri bize sevdirebiliyorlar ama biz bu filmi türkiye dışında kime izlettirebileceğiz bunu sormak lazım. fazla acımasız da olmayalım ortada bir emek var harcanan bir para var ama daha iyisi olabilirdi.
türk sineması için türünüün en iyi örneği belki de ilki.
sıkılmadan 3 saati dolu dolu izlenecek bir film yalnız bir yada iki yerde biraz gaza geliyorsunuz çok fazla milliyetçi
duygularınızın coşmasını beklemeyin.
film fatih sultan mehmet'ten çok ulubatlı hasanın fetihteki rolü nedir ? buna yönelik olmuş intibası veriyor.
fetih marşı olmadan fetih gerçekten çok yavan ama yine de daha iyisi yapılana kadar en iyisi.
aşırı maneviyat dini öğeler yüklü diyenlerle aynı filmi izlemediğime eminim çünkü padişahın hanımı bir nebze yada ulubatlı hasanın yavuklusunun göğüs
dekolteleri fora idi. ya allah demeden namaz kılmadan savaşa gidecek bir türk , oasmanlı askeri herhalde düşünülemez.
bu film şunu göstermiştir spartacus spartacus diye ağzımızdan sular akarak izlediğimiz dövüş sahneleri pek hava bizde de yapılabiliyor,
görüntü efekler vs büyük bütçeli bir çok filmle yarışacak düzeyde olmasa da türk sineması için çığır açacak nitelikte.. bu bir ilk idi ve daha iyileri de gelecektir...