öncelikle, tam bir gişe filmi. ülkemizde, üzerine bir milyon tane yorum yapılacak, dile pelesenk edilecek, tartışılacak bir film hiç kuşkusuz.
tarihi film çekmek zor bu ülkede. hele konu, istanbul'un fethiyse daha da zor. daha film yeni çekilmiş tarihçiler, proflar vs. fatih sultan mehmet'in film de söylediği tümcenin daha önce söylenmiş olduğuna takılabiliyorlar. hani mutlak gerçeklik aranıyor. bu bağlamda yönetmen- senarist ne ölçüde gerçeklik sularında yüzebilir? hatta o bahsettiğim güzide proflar veya tarihçiler ne kadar yansızdır tarihi değerlemelerde? şimdi bilindiği üzere bir resmi tarih var bir de gayri resmi tarih. biz doyadoya resmi'yle haşır neşir oluruz da tarih nice ekstralara gebe olmuştur haberimiz olmamıştır. neyse gene de tarih tarihçilerin işi. lakin sinema da sinemacıların işi. bence, mutlak realite arayışı tartışmaya açık!
atilla dorsay abimizin filme dair söylemine çok katılmıyorum. ilk 1 saat tarih dersi gibi. sonradan açılıyor film falan. yok böyle bir şey. öyle söyleyince ben de sandım ki filmin başları görsel tarih dersi olacak. olmadı iyi ki de olmadı. (biraz abartılmış bir yorum o)(üstelik filme yetişemedim kipa'nın ve onun yüzünden:)ilk 15 dakikası kaçtı)
filmi görsel açıdan çok ahım şahım bulmamakla beraber filmin ileriye dönük hatrı sayılır bir başlangıç sayılabileceğini düşünmekteyim. aslında bu hatrı sayılırlık film içinde geçerli. her haliyle ortalama bir film. konusu itibariyle doğal olarak sıkmayan (her ayrıntısı süzgeçten geçirilerek izlenen) lakin osmanlı'nın savaşı (daha doğrusu fetihi) lehine çevirdiği haliç kısımlarını yüzeysel geçen 40 günlük zorlu mücadeleye ve çandarlı halil ile fatih'in anlaşamamazlıklarına odaklanmış ve bunları anlatırken ulubatlı hasan'ın osmanlı içindeki kahramanlık rolüne ve aşkına da değinmiş filmdir. fatih sultan mehmet'in özel hayatına hiç girilmemesi belki de onun liderliğine yüklenen misyonun getirisiydi. hani çok bahse konu olması durumunda etki-tepki mevzusundan çekinilmiş olabilir. burada fatih sultan mehmet'e göre hayli sıradan bir kişinin ulubatlı hasan'ın özeline girmek daha hazmedilebilir bir olgu olarak düşünülmüş. ama bu pek dengelenmemiş zaman zaman yapay sayılabilecek bir aşk hikayesi ele alınmış.
psikolojik faktörler çerçevesinde bizans'ın korkuları (papa'ya büyük bir haçlı ordusu için bastırması, macarlar'dan sonuna kadar medet umulması vs.)osmanlı'nın dönem içindeki üstün gücüyle betimlenmiş. adalet mekanizması ve dinsel hoşgörü babında osmanlı'nın misyonu öne çıkarılırken bizans biraz daha içten pazarlıklı bir tavra sokulmuş. gene de burda şartlar eşit tutulmaya çalışılmış. zaten filmin sonlarına doğru bizans imparatorunun istanbul'u terketmem gerekirse onurumla burada kalır savaşırım demesi belki de bu eşitlik hissini destekler tavrı içeriyor. buna cevaben fatih'in azınlıklara dinsel inançlarında özgürlük vaadini görebiliyoruz. (finalde)
fatih'in zaman gelimi pasifize kaldığını düşünenlerdenim. yalnızlık ve endişe hallerini gerçekçi bulurken sıradan bir karakterin fazla ön plana çıkarılmasıyla film içi dengelerin yer yer sarsıldığını düşünüyorum. (maksadım bu yorumum da fatih'e kutsal bir mana katmakta değil)sanki ordudan kopukluk falan var. bir de akşemsettin'in deyişleriyle umutsuzluktan umuda açılış bana yapay geldi. gerçi tarihte elbet vardır böyle derviş tavırlar, öngörüler. ama film de fatih'in küllerinden doğduğuna inanamadım.
sonuçta izlenilesi bir çalışma olmuş. elbet büyük beklentilere girmeden. zaten seveni de sevmeyeni de çok olacaktır haliyle. bence yeni kotarılacak çalışmalara binaen destek olunmalı.
10 üzerinden 6,5!
gereksiz edit: filmin afişinde de yazan fatih'in söylediği tümce güzide bir anlatım bozukluğu örneği. neden bilmem takıldım buna.
film sonrası birçok bünyeyi meraklandırmış meraklı melahat editi: bir macarlar vardı ne oldu onlara? hala mı yoldalar?:)