biyoloji okumuş biri olarak soruyorum; Oradan buradan kopyalamadn ne biliyorsanız yazın. Ya da buraya kopyalayın. Soru tek ve açık. Neden bu kokuşmuş teori, inorganik evrimden organik evrime geçişte, koaservatın, bölünüp çoğalabilen ilk tek hücreliye dönüşümü hakkında, varsayım ve kabul dışınde tek satır izah getiremiyor ?
(bkz: piltdown man)
150 yıldır bir şekilde kabul ettirilmeye çalışılan teori.
eğer bir zenci bir maymunla karışabilseydi, çocuk yapabilseydi; o zaman tamam derdik. ancak, yok.
evrim şu an doğada gözlemlenemiyor ki. bugün evrim yoksa, eskiden nasıl olmus olsun ?
ayrıca evrim teorisinin mantığına göre, etraftaki canlıların dahada çeşitlenmesi gerek.
ancak etrafa baktığımızda, tam tersini görüyoruz; türler azalıyor. bu sadece iklim değişikliklerindende değil.
insan ırklarıda yok oluyor (mesela son safkan sarışın bebek 2020'de finlandiya'da doğacak ve o ırk kaybolacak).ı
bu konuda yazmak için muhatabın en azından guyton ve hall un tıbbi fizyolojisini, harper'ın biyokimyasını, ve biraz microbiyoloji tabiki mutasyonlar ve kromozom anomalileri konusunda bilgi sahibi olması gerekir. üstüne evolusyon okunduğunda tartışma anlamlı olur. ben tarzanca bişiler anlatmaya çalışacağım. biraz eğlenceli yoldan fikir sahibi olmak isteyenler için (bkz: evrimcilerin sevmedikleri sorular/#11860439)
ne ideolojik olarak evrimci olmak zorunda olmadığımdan ne de bilimden dini inançlara kaynak arayanlardan olmadığımdan objektif bir yazı yazabileceğim kanaatindeyim. ancak peşinen belirteyim öttüğümüz yer (evrim konusu) bilimin çöplüğüdür ve burda onun kuralları geçer. (bu şuna benzer allahın sıfatlarını tartışıyor olsaydık bilimi kimse sallamazdı çünkü orasıda dinin çöplüğüdür)
biyoloji bölümünden hasbel kader bi kaç kız tanıyan herkes bu konuda yorum yapabilir. "bu kızlar bu bölüme olsa olsa doğal seleksiyonla alınıyodur abi" diyip inananlar kadar "hay maşşallah tay gibi tay! analar ne kızlar doğuruyo bee, allah boş vaktinde yaratmış" diyip şahadet edecekler de vardır.
(bkz: evrimcilerin sevmedikleri sorular/#11860439) bu entryde hem bu konuyu tartısan iki kesimin de aslında aynı noktada olduklarını(bu sebeple benzer argumanları birbirlerine karşı kullandıklarını) dolayısıyla tartışmanın beyhude olduğunu bilimsel geyik formatında özetlemiştim.
bakmayın 1900 entry girildiğine bu konuda iki üç belgesel izlemekle, 2 3 makale okumakla hele harun yahya serisini hatmetmekle söz sahibi olunabilecek konu değildir. (evrimi savunanların bazı bilimselmiş gibi duran tezleride harun yahyanın tezlerinden daha ciddi değil) canlıların akrabalıkları, aralarındaki az gelişmişten mükemmele doğru evrimi tüm biyoloji eğitimi içine gömülmüş olmanın yanında ayrıca evolution (evrim) adında başlı başına dersi vardır. (fen edebiyat fakultesini bana sor) ha yazacam diyenlerin de elini tutcak halimiz yok yazan yazsın o ayrı konu.. bu yazının amacı evrimin öyle "bence var abi bak bu da kaynak" yada "yok olm bence kesin yok bu da kıçımdan uydurduklarım" tarzında tartışılacak bir konu olmadığını özetlemektir.
kavga ettiğimiz çöplük bilimin çöplüğüdür demiştik. bilimin işi ise allahı inkar etmek yada kabul etmek değildir. bilim, hem ortaya çıkışı hemde formatı bakımından "allah yaratmıştır, zaten kaderde ne varsa o hacı, yalan dünya " diyemez. derse kendini inkar eder. insanın en temel sorularından birini araştırıp bu konuda teoriler ortaya koymaması düşünülemezdi. tabiki evrim teorisi sadece canlılar arasındaki az gelişmişten mükemmele giden yolu çizmekle kalmadı.(öyle olsa kimse karışmaz hakkında 10 taneentry ancak olurdu) aynen fiziğin sorduğu evren(madde) nasıl var oldu sorusu gibi ilk canlı nasıl var oldu sorusunu da sordu. ve bu noktada bigbangi kimse tartışmazken dinin alanına girdiği için evrimi tartışır olduk.
bahse konu süre milyarlarca yıldır. bu süre içerisinde dünya çok değişti. sadece atmosfer, sıcaklık vb değil değişen aslında herşey tamamıyla değişti. tek kıtadan iki kıtaya bölündü. sonra kıtalar güneyden kuzeye taşındı falan. yer şekilleri oluştu. günümüze kadar başından geçenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. jeolojik dönemler incelendiğinde aslında "evrim"in sadece canlılarda gerçekleşmediği görülebilir.
bu jeolojik dönemler evrim teorisi açısından da son derece önemli bazı kırılmalara sebep oldu. bunu her jeolojik döneme özgü fosillerden görebiliyoruz.
peki canlılar açısından evrimin durumu nedir? kişisel fikrim evrim bilim açısından bile son derece tartışmalı bir konu olmaya devam edecek. ilk canlının oluşumu sorusunun önünde ilk maddenin oluşumu sorusu hala dikilmektedir.
canlıların çeşitliliğinin artması yani yeni türlerin oluşumunu evrim iki yoldan ortaya koyar.
1.mutasyonlar
2.doğal seleksiyon
mutasyon kısaca genlerde meydana gelen ani değişikliklerdir. bu değişiklikler sürekli olarak olur aslında. bazen bi bakarsınız kanser olmuşsunuz. bi grup hücre çalışmaması gerektiği gibi çalışıyor. yada 6 ayak parmağı olan çocuk, 5 ayaklı kuzu vb görülür. ancak bunların evrim açısından anlamı yoktur. çünkü evrim için önemli olan yeni kazanılan özelliklerin yavrulara aktarılmasıdır.
bu aslında bir sorun gibi görülebilir. diyelim ki bir su canlısı türü devonien dönemde karaya uyum sağlayacak bir adaptasyon geliştirdi. binlercesi bunu başardı. bunu gelecek nesle aktarması için genotipte bu mutasyonun yansıması olması gerekir. anlaşılır olsun diye şöyle diyelim. ben 400 iq ya sahip olacagım mutasyonu geçirdim diyelim. bunun benim cocuguma geçmesinin tek yolu spermlerime kodlanması şartıdır. bunun için ise mutasyonun somatik(vücut hücresi) hücrelerde değil direkt olarak eşey hücrelerinde olması gerekir.
tabi konu bu kadar yüzeysel değil. evrimin bu noktada bi sn bi sn.. dediği noktalar vardır. (bkz: duplikasyon)
bu eşey hücreleri (sperm, yumurta vb) oluşurken meydana gelen bir fazladan katlanma fazladan bilginin kromozomlara aktarılması olayıdır. olay genelde eşey hücrelerinin oluşumu sırasında crosing over da gerçekleşir. bu şunu ifade eder canlılar bazan gerektiğinden fazla bilgi aktarabilirler ancak bu bi sorun teşkil etmez. son derece önemli bir olaydır. bu nokta bence direkt olarak evrim vardır yada yoktur demeye yetmez.
biyoloji bilen biri canlılar arasındaki basamakları gözüyle net bir şekilde görebilir. az gelişmişten mükemmele giden bu yol evrime inancı kuvvetlendirir.
ama evrim her zaman mükemmele doğru çalışmaktadır. yani insan zamanla maymuna evrilemez.
ancak evrimin işi çok zordur. kambriyen patlaması (bu konuda sözlükte dikkate alınacak tek satır yoktur) bu konuda herkesin bildiği bir dönemdir. proterozoik dönem denen milyar yıllık tek hücreliler, protozoalar döneminden sonra aniden kambrien dönemde ortaya çıkan çok hücreli canlılar, ve okadar çok ve fazla türde ki ancak patlama kelimesi ifade edebilirdi. gerçekten de insanı son derece zorlamaktadır. evet dünya şartları değişmiştir. evet milyarlarca yıllık bir biyolojik birikim vardır. ama neticede kural bellidir. bunca canlının aynı anda çok çok ilkel atalardan mutasyon yada bilinçli bir şekilde çok hücreli organizmalara hemde bu işi nesilden nesile aktarabilecek şekilde gerçekleştirmiş olması inanılmaz bir olaydır. durun daha bitmedi jeologların söylediğine göre kambriende canlılar en az 4 5 kez neredeyse yeryüzünden silinmiş ve tekrar görülmüştür. bu neden önemlidir. ara formlar yani bu evrimi gerçekleştiren canlılar diyelim ki başardılar ve daha gelişmişe adım attılar. sonra yok oldular sonra yeniden oluştular sonra yeniden yok oldular... bu bir tesadüften çok mecburen gidilecek bir yolun varlığını gösterir gibidir.
bu kambriyen dönemle ilgili atıp tutan değişik teoriler getiren de çoktur. neticede bu olamaz demek ki evrim yoktur demek olmaz. bilim mutlaka sorgulayacak ve bir çıkış yolu bulacaktır.
evrimle ilgili benim aklıma takılan bir başka konu ise canlıların evrimi sırasında atlanan ve pek tartısılmayan bir konudur. (tabiki bilim cevrelerinde tartısılmaktadır ama hak ettiği gibi bi tartışma görmedim) şimdi diyelim bir canlı böcekten, yumuşakçadan (kan dolaşımı olmayan bir canlıdan) bir üst canlıya evrildi. bunu başarabilmesi için ilk canlının oluşmasından bile zor bir çok sistemi geliştirebilmesi gerekir. sadece sinir sistemi oluşturmak. nörotransmiter bir ajanı sentezleyebilmek. yada kan basıncını ayarlayacak baroreseptorlerden tutta kanama zamanını kısaltacak sistemi oluşturmak, hemoglobini ve bağışıklığı sağlamak. milyonlarca daha önce hiç tanımadığı hormon, sistem, mekanizma, bunları besleme ve sentezleyecek birimleri oluşturma, bu birimlerin doğru çalışması için gereken kontrol sistemlerini kurma gibi son derece işin içinden çıkılmaz bir olaya imza atması gerekecektir.
ancak bu konularla ilgili de teoriler bulunmaktadır. ahah herşeye teori var kısacası yok diye bişi yoktur bilimde.
doğal seleksiyon ise çatır çatır işleyen bir mekanizmadır ve görürüz ki her canlı hayatta kalmak için mutlaka çok özgün bir yetenek geliştirmiştir. tartışılacak tarafı yoktur.
bütün evrim tartışması sonucunda ortaya kocaman bir soru işareti çıkar isteyen inanır isteyen inanmaz ama ben evrime bilim çerçevesinde bakıldığında yok demenin çok zor olduğunu düşünüyorum. canlılar arasında bir bağlantı var ancak bu bağlantı neticede insanı vücuda getirmiş midir? burdaki kapalı kalan nokta ilk canlı oluşumunun ve insanın nasıl meydana geldiğidir. bu noktalarda ise bir cevabım yok. inancım gereği insanın evrimi konusunda insanın mükemmel bir şekilde özel olarak yaratıldığını düşünüyorum. geri kalan canlılar varsın evrim geçirsin.
haa bilim için hava hoştur beyler. diyelim evrim teorisi çöktü. sanıyormusunuz ki ertesi gün canlıları allah yarattı diye bildiri yayınlanacak. olacak şey canlıların var oluşunu daha iyi açıklayan bir teori aramak olacaktır. bilimin işi budur hep arar. tabi allah'ı ıspatlarsa o başka.
--spoiler--
biyoloji okumuş biri olarak soruyorum; Oradan buradan kopyalamadn ne biliyorsanız yazın. Ya da buraya kopyalayın. Soru tek ve açık. Neden bu kokuşmuş teori, inorganik evrimden organik evrime geçişte, koaservatın, bölünüp çoğalabilen ilk tek hücreliye dönüşümü hakkında, varsayım ve kabul dışınde tek satır izah getiremiyor ?
--spoiler--
şunu aklınızdan çıkarmayın. evrim bilimsel bir daldır ve diğer bilim dalları gibi evrim teorisi de deneysel koşullarda, daima bilimsel metodlara sadık kalarak, varsayımların doğru veya yanlış çıkmasıyla ilerliyor (evet sizin adınıza üzgünüm ama ilerliyor). bugün yapılan deneyler, geçmişten farklı olarak canlılığın ilk başladığı milyar yıl öncesinin koşullarını aynen sağlayabiliyor ve çıkan sonuçlar bir bir evrim teorisini haklı çıkartıyor. elbette eldeki imkansızlıklar nedeniyle şimdilik açıklanamayan şeyler var (ki sizin evrime saldırmak için ilk sorduğunuz sorular çoktan açıklandı). fakat şu anın teknolojisiyle açıklanamayan konular yine bilim sayesinde aydınlanacak, yaradılış teorisiyle değil.
gözlerinizi kapatabilirsiniz,
biyoloji okumanıza rağmen, bilimsel bir gerçeği çürütürken bilimsel metodlardan sapmama gerçeğini unutarak, hiçbir makale göstermeden yalan da diyebilirsiniz... sizin seçiminiz.
ama bilin ki, sorduğunuz soruların hepsi 200 yıldır yanıtlanıyor. bilim adamları, gerçekleri görmeyi sağlayan bilimsel deneylere izin de veriyor. ve şu ana kadar binlerce desteklenen deneye karşılık çürütülen bilimsel yayın sayısı: 0
hepiniz iyi bilirsiniz ki, yaratılış kuramına kalsa dünya 6000 senelik olacak. evrimin bütün ispatlanabilir bilimselliğine karşılık yaradılış daima ispatlanamaz, kanıtlanamaz olarak kalacak.
gözü kara ideolojik tartışma örneği aşağıda görülebiliyor. bir yazar entrysinde sormuş ve diğerinin yanıtı.
soru:
--spoiler--
biyoloji okumuş biri olarak soruyorum; Oradan buradan kopyalamadn ne biliyorsanız yazın. Ya da buraya kopyalayın. Soru tek ve açık. Neden bu kokuşmuş teori, inorganik evrimden organik evrime geçişte, koaservatın, bölünüp çoğalabilen ilk tek hücreliye dönüşümü hakkında, varsayım ve kabul dışınde tek satır izah getiremiyor ?
--spoiler--
soruyla tamamen ilgisiz. koaservat nedir başka bir soru bu koaservatın canlıya dönüşmesi ve bu halini yeni nesillere aktarabilmesi bambaşka bir olaydır.( gerçekten de bu konuda ön kabullerden başka elimizde birşey yoktur)
neden bu durumlara düşüldüğü son derece açıktır. milletin derdi dine yada dinsizliğe argüman aramaktan başka bişey değildir. halbuki ikisininde evrime ihtiyacı yoktur.
bu sebeple sık sık elma ile armudun karıştırıldığını görüyoruz. evrim teorisi ve yaradılış teorisi birbiriyle kıyaslanamayacak farklı çöplüklerde öten iki horozdur. evrim teorisi çökse yaradılış teorisi kabul edilmeyecek yerine yeni bir teori ikame edilecektir. bilim allah'ı ıspatlamadığı sürece bu böyle olacağından boşuna tartışılmaktadır.
aynı durum yaradılış teorisi için geçerlidir. istersen laboratuvarda hücre oluştur. dogmatik kuralların dünyasında elinde tüplerle gezemezsin. ferhat'a bilimsel olarak aşk yok hacı, dağları rahat bırak dersen. la bi siktir git eyleme beni der.
ve son kural evrim teorisini, evrim teorisini kullanarak çürütemezsin. bu sebeple bilimsel döküman arayanlar boşuna kasmasınlar. dünyada bilim son derece açık görüşlüyken bu konuda son derece katıdır. birisi çıkıp evrim olmayabilir mi acaba diye bi laf etse, araştırmak istese akademik hayatı o dakika biter.
--spoiler--
biyoloji okumuş biri olarak soruyorum; Oradan buradan kopyalamadn ne biliyorsanız yazın. Ya da buraya kopyalayın. Soru tek ve açık. Neden bu kokuşmuş teori, inorganik evrimden organik evrime geçişte, koaservatın, bölünüp çoğalabilen ilk tek hücreliye dönüşümü hakkında, varsayım ve kabul dışınde tek satır izah getiremiyor ?
--spoiler--
verilen cevap tam da sorulan soruyla ilgiliydi. eğer notu okuduysanız tabi.
ha eğer sorunun koaservatların bölünüp çoğalabilen stabil tek hücreliye dönüşümü değil de varsayım ve kabul hakkındaki merakı olduğunu sanıyorsanız o başka...
milyarlarca yıl önce gerçekleşen olayları bırakın, günümüzde açıklanamayan varsayımların, hipotezlerin ve deney sonucu verilerin işlenmesinin günümüz bilimindeki yerini öğretecek değilim.
ayrıca herhangi bir konu hakkında fikir kapıştırmak da güzel bir şey, aptalca ve amaçsızca yorum yapmaktansa...
transpozonlar, bakterilerin sürekli mutasyon geçirmesini sağlayan parçacıklardır. aynı zamanda canlılar değişmez oluştukları gibi kalır diyenlerin aksine, evrimin aktif bir kanıtıdır.
bir insanın salak mı zeki mi olduğunu anlamak için kullanılması gereken en basit ispatlanma yöntemidir.
adamı çözemiyosan soracan evrim teorisi hakkında ne düşünüyorsun diye 'hohoho maymundan mı geldik şimdi' falan diye saçmalamaya başlarsa malın önde gidenidir.
koaservat nedir, laboratuarlarda o küçük yağ keseciklerini nasıl elde ediyorsunuz vs demedim. ilk canlı hücrenin, iki milyar yıl içerisinde nasıl oluştuğunu sordum. içi protein dolu o küçük yağ keseleri nasıl bir anda o ilk hücreye dönüştüler. evrimin buradaki var sayımı, iki milyar yıl, bunun için yeterli bir süre olduğu yönünde. ama burada bir okus pokus var. iki teori şu yönde; ilk canlı kendi besinini üretebilen klorofil sahibi bir ototorof muydu, yoksa birbirini yiyen yamyam heterotroflar mıydı ? iyi de aga, okus pokus ? nasıl ? nasıl oldu bu iş ? bir yağ kesesine ne olduda, kalıtımını, bölündüğü diğer hücreye aktaran bir yaratığa dönüştü ? tık yok burada. varsayım var. "vay efendim bırakalım milyarlarca yıl geriyi." iyi de kardeşim, o vakit senin temelin çürük olmuyor mu ? temelin de hipotez bile olmayan bir kabul var. e hani biz dogmacıydık ?
diyorsan ki biz canlıların birbirine dönüşmesini irdeliyoruz, ve bir hücreden bütün canlılığın meydana geldiğini kabul ediyoruz. devam edin. inceleyin bakalım ne bulacaksınız. bilimin konusu elbette metafizik olmayacaktır. o halde bilimselcanlar, sınırınızda kalın, hangi lab da neyi inceliyorsanız inceleyin, ama öğrenmek için yapın bunu. içinde yaşadığınız toplumun inançlarına, karşı argüman arama maksadıyla yapmayın. gerçi bişey bulamayacaksınız.
"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz. " rahman 33
bak ne buyuruyor mevlam. hani diyorsunuz ya insanoğlu evrene hakim olacak diye. buyuruyor ki "göklerin sınırından çıkıp gidin gidebiliyorsanız. ancak çok büyük bir güçle yapabilirsiniz." yani bir gün gitmeyi düşüneceksiniz, ve bunun için güçlü kuvvetli bişeylere ihtiyacınız olacak.
"Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız." rahman 35 fazla şımarmayın çok uzaklara gidemeyeceksiniz.
"güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın" he he yakın! *
--spoiler--
içi protein dolu o küçük yağ keseleri nasıl bir anda o ilk hücreye dönüştüler. bir yağ kesesine ne olduda, kalıtımını, bölündüğü diğer hücreye aktaran bir yaratığa dönüştü ? tık yok burada.
--spoiler--
sakin ol şampiyon... sorduğunuz soruların hepsinin cevabı var.
eğer ilk kaynaktan o yağ keseciklerini ve koaservatları iyice özümsediyseniz (ki megolaman tipiniz yüzünden okumadığınızı adım gibi biliyorum) buyrun, devam edelim;
bu yazıları da okursanız, canlılığın nasıl başladığıyla ilgili kafanızda belirli bir fikir oluşacaktır. eğer aklınıza takılan soru olursa, amaçsız ve aptalca alıntılar yapmaktansa merak ettiklerinizi sorun, cevaplarız...
Tartışılmasını çok gereksiz bulduğum teori günümüzde kısmen ispat edilmiş ilerleyen zamanlarda da kesin olarak ispat edilecektir sonra da din mensupları e bu zaten bizim kutsal kitabımızda yazıyordu şeklinde savları evrim geçirecek.
Evrim, çok uzun zamanlar sonucunda oluşan değişimlerken; devrim, bir anda, hızlı bir şekilde oluşan değişimlerdir. şimdi sen evrimde, devrim beklersen üzgünüm daha çok beklersin. evrim bir nesil içerisinde değil, birkaç nesil sonunda gelişebilir.*
ayrıca (bkz: (#12207790))
bu araştırmadan görüldüğü gibi kuşların kanat çırparak koşmasının nedeni 'insanlar kadar zeki' olamadıklarından değil evrimsel geçmişlerindendir. bu araştırmanında bir kanıt oluşturduğu bilimsel teori, kuram.
--spoiler--
Kuşların 'evrim' yürüyüşü
Yeni bir çalışma kuşların uçabilecekken neden bazen kanat çırparak koşmayı tercih ettiği sorusuna yanıt arıyor.
Kentleri, meydanları mesken tutan güvercinlerin insanlardan kaçmak için uçmak yerine çoğu zaman kanat çırparak koşmayı tercih etmesi, aslında evrim sürecinin geçmişine ışık tutuyor olabilir.
Güvercinlerle yürütülen deneyler bu yöntemin kuşların eğimli engelleri aşması için kolaylık sağladığını, uçamayan kuşların da binlerce yıl önce aynı yöntemi kullanmış olabileceğini gösterdi.
Deneysel Biyoloji Dergisi'nde (Journal of Experimental Biology) yayınlanan çalışma, kuşların uçabilecekken neden kanat çırparak koşmayı tercih ettiği sorusundan yola çıktı.
ABD'deki Montana Üniversitesi'nden uzmanlar Avrasya bölgesinde yaygın olan kınalı keklikleri incelerken, çektikleri görüntüler üzerinden bu durumu sorgulamaya başladı.
Brandon Jackson ve Ken Dial, tombul gövdeli kuşların bayır ya da eğimli bir yüzeyle karşılaşınca uçmak yerine, kanatlarını çırpıp hız alarak koştuğunu farketti.
Bu durumu çiftlik sahipleri ve avcılarla konuştuklarında, onlar da kekliklerin çoğu kez uçmaktansa koştuğunu doğruladı.
APTALLIK DEĞiL ENERJi TASARRUFU
Dr Jackson ve ekibi bu kez bu davranışın enerjiden tasarruf etmek gibi bir amacı olup olmadığını sorgulamaya karar verdi.
Uçabildikleri halde koşmayı tercih eden bir diğer tür olan güvercinlerden bir kaçının kanatlarında uçmakta kullanılan kaslara cerrahi müdahale ile elektrotlar yerleştirildi.
Bu elektrotlar farklı düzeyde eğimili yüzeylerle karşı karşıya bırakılan güvercinlerin uçarken ve koşarken kas faaliyetlerini ölçtü. Ekip, özellikle yüzde 65 eğimli bir rampada elde ettikleri sonuçların kendilerini şaşırttığını söylüyor.
Dr Jacskon, kanat çırparak koşmanın gerektirdiği enerjinin uçmaya göre sadece yüzde 10 olduğunu belirtiyor. Jackson, "Koşu sırasında başta sinyal alamadık. Bu yüzden kayıt cihazlarında sorun olduğunu düşündük. Ancak odaklanınca gördük ki kullanılan enerjinin büyüklüğü uçmaya göre neredeyse yüzde 10 kadardı." diyor.
"Kuşlar koşarken kanatlarını çırptıklarında neredeyse hiç enerji kullanmıyorlar." Uzmanlara göre bu yöntem, yumurtadan yeni çıkan yavrular için de öğrenme süreçlerinin önemli bir parçası.
"Kanat çırparak koşmak kasları zayıf, kanatları küçük, tüyleri gevçek olduğu için henüz uçamayan yavruların yine de zeminden uzaklaşıp yırtıcılardan kaçmasını sağlıyor."
"Küçük kuşlar bundan yararlanabiliyor ve zaman içinde uçmaya geçebiliyorsa, bizce (benzer şekilde küçük kanatlı) dinozorlar da bu davranışları gösterip, bundan fayda sağlayıp zaman içinde uçmaya geçmiş olabilir."
Bu nedenle uzmanlar bu aşamaları incelemenin uçma becerisinin evrimini de gözlemlemek anlamına gelebileceğini söylüyorlar.
--spoiler--