pervasızlık içinde raks eden mesnetsiz cahillerin ilgi odağıdır. böyle aymazların anlayabilmesi için daha kaç kere "evrim'de tesadüf yoktur" denmesi lâzım bilemiyorum. fakat anlamamakta direnen bu kafanın, müzeleri süsleme vaktinin gelip de geçtiğini gayet iyi biliyorum!
her şeyi var edecek güçte bir şeyin olduğuna inanan insanların, her şeyin kendiliğinden var olduğuna inanmayıp, bok attıkları teoridir.
-laan, diyelim ki tanrı yok, kim var etti lan evreni?
+kendiliğinden var olmuş olamaz mı?
-olm sen mal mısın, bu kadar muhteşem bir şey kendiliğinden nasıl var olsun?
+peki tanrı nasıl var oldu? o muhteşem değil mi? yani bu kadar muhteşem bir şeyi var eden, en muhteşem şeyin var olduğuna inanıyorsun ama dünyanın kendiliğinden var olduğuna inanmıyorsun...
not: dünyanın nasıl var olduğu umrumda bile değil! bu teori de umrumda değil!
Yalnızca bir teori olduğu unutulmaması gereken açıklamadır.
Dünyanın en hakiki, en doğru şeyi, tek gerçeği değildir.
Tek gerçek, platonun açıklamalarıylada sabit Ölüm dür.
insan kendini bildiği ve dikkatle-özenle, egosunu dizginliyerek düşündüğünde;
Nasıl, bu yazıyı gördüğünde"yazarın biri yazmış, kendiliğinden ya da bir bilgisayar hatası sonuçu yazılamaz. Mantıksız." diyorsa. Evrene de böyle düşünerek bir göz gezdirdiğinde "bunu bir yaradan var" diyecektir. Çünkü bu kadar muhteşem bir düzen tesadüf olmaz.
Çünkü tesadüf diye bir şey yoktur. Siz hiç, haberiniz olmadan içene dahil olduğunuz bir olayın faydasızca, durduk yere, sebebsiz olduğunu gördünüz mü? Bu sizden habersiz gelişen olaylar, eski bir arkadaşla karşılaşma olabilir. Bu, eşinizle ilk karşılaştığınız ya da yaptığını okul vs tercihlerin olabilir vs...
Bu durumu daha açıklayıcı anlatmak için, google'ye bildiğim eski bir hikayeyi sordum. O da bana okumadığım bir gazetenin, okumadığım bir yazarının, bir yazısını gösterdi.
Yazarından Allah razı olsun. Yazı aynen şöyle;
--spoiler--
Gizli günahın acı bedeli
26 Mart 2010 Cuma
Karşılaştığımız birçok olaylarda gerçek sebebi göremediğimiz ve bilemediğimiz için hayrete düşeriz.
Mehmet PAKSU yazdı
Sadece insanların zulmünü görüp kaderin payını düşünmeyiz.
insanlar bazı durumlarda gizli günahlarının veya daha önce yaptıkları bir zulmün cezasını çekerler. Bazen de haksız yere zulme uğrayan kimselere çok acır, olayın gerçek yüzü olan kaderin belirmesini ve adaletini dikkate alamayız.
Hâlbuki zulmün yerde kalmayacağı, er geç zalimin cezasını çekeceği gerçeği, her zaman ibretli bir şekilde ortaya çıkar.
işte bunlardan bir örnek olarak Hz. Musa'nın şahit olduğu bir olay ibret vericidir.
Bir gün Hz. Musa (a.s.) Allah'a yalvararak ilahî adaletin tecellisini gözüyle görmek ister. Allah'a dua ederek böyle bir olaya şahit olmak ister.
Duasını kabul eden Cenab-ı Hak, Hz. Musa'ya:
"Falan sahradaki çeşmenin yanına git, bir tarafa gizlen, hikmet ve adaletimi seyret" buyurur.
Hz. Musa, sahraya varır, çeşmenin bulunduğu yerde bir ağacın arkasına gizlenir, beklemeye başlar. Sahranın bir ucundan genç bir atlı çeşmenin başına gelir. Atından iner, suyunu içer, koynundan bir kese altın çıkararak çeşmenin başına bırakır. Biraz dinlendikten sonra atına atlayarak yoluna devam eder fakat altın kesesini koyduğu yerden almayı unutur.
Biraz sonra suyun başına bir delikanlı gelir. Suyunu içip dinlendiği sırada çeşmenin yanında bir kese altın görür. Keseyi alır, oradan ayrılarak kaybolur. Yoluna koyulur.
Bir müddet sonra çeşme başına bu defa da kör bir adam gelir. Abdest alarak namaz kılar, yorgunluğunu çıkarmak için bir tarafa oturur. işte tam bu sırada altın kesesini unutan genç gelir. Bıraktığı yerde keseyi görmeyince kör adama çıkışır.
"Altınlar nerede, ne yaptın" der ve keseyi adamın aldığını düşünerek onu sıkıştırır. Adam almadığına dair her ne kadar yemin ettiyse de inandıramaz.
Sonunda delikanlı belinden kılıcını sıyırdığı gibi kör adamın başını gövdesinden ayırır. Adamın üzerini ararsa da bir şey bulamaz ve çekilir, gider.
Hz. Musa, gördüğü ürkütücü manzara karşısında hayrete düşer. Olayların gerçek hikmetini öğrenmek için Allah'a duada bulunur:
Allah'ım der. "Azamet ve Kibriyan hakkı için beni bu hikmet ve ibretten haberdar et."
O sırada Cenab-ı Hak, Hz. Cebrail'i gönderir. ilahî fermanı açıklamasını emreder. Olayların gerçek sebebini ve hikmetini Hz. Cebrail teker teker anlatır:
"Ya Musa gözlerinle görüp de bir mana veremediğin olayın hikmeti şudur: Çeşme başında altınları görüp de alan gencin babası, altını bırakan gencin babasının yanında birkaç sene işçi olarak çalışmıştı. Fakat haksızlık ederek ücretini vermemişti. Adam hakkını ne kadar istediyse de alamamıştı. işini yaptıran adam bir Müslüman'a zulmederek hakkını zimmetine geçirdi. Öldükten sonra da işçinin hakkı olan para oğluna miras kaldı. işte, çeşme başında gencin aldığı bir kese dolusu altın, babasının hakkı olup da alamadığı altın kadardı. Bu suretle Cenab-ı Hak seneler sonra hak sahibine hakkını vermiş oldu.
O kör adam ise gözleri varken, altınları çeşme başında unutan gencin babasını öldürmüştü. O zamanlar bu genç, çocuk yaştaydı. işte babasının katilini öldürerek kısası yerine getirmiş oldu. Allah'ın takdiri de zaten bu şekildedir."
Böylece bir nesil sonra kaderin adaleti tecelli etmiş oldu. Zalim cezasını çekti, hak sahibi de hakkına kavuşmuş oldu.
--spoiler--
Bazı şeyleri karşı tarafın görüşlerine saygıyla, karşı tarafı beynimizden kötü olarak kodlamadan. Egomuza kapılarak, kendi bildiklerimiz en doğru, kendimizide en doğruları bilen olarak görmeden dinlemeli. Anlamaya çalışmalıyız. Bu Entry'den sizin aldığınız size, benim aldığım bana kar kalacak. Unutmayın, Ölüm varken-küslük-öfke-hüzün ne diye!?
Kendimiz bildiğimizden, çok emin olmadan,kendimizi bilelim. Anlayışlı olalım.
bizim dışımızda nice hayatlar, nice şeyler dönmekte. Göremediğimiz... Bir anlığına, akvaryumdaki küçük balık olduğunuzu düşünün.
hangi tanrının canı sıkıldı da durup dururken evreni yarattı?
hangi tanrının canı sıkıldı da durup dururken doğayı yarattı?
hangi tanrının canı sıkıldı da durup dururken insanlığı yarattı?
evrim teorisine göre insanın maymundan gelmesi veya maymunun insandan gelmesi diye bir durum söz konusu değildir. esas olan tarihte bu iki türün birbiriyle çiftleşmesi böylece gen alışverişi ve bunun sonucunda ortaya çıkan melezleşmedir.
aynadan kendime her baktığımda bir kez daha inanmadığım teoridir.
bütün organlarımı siktirediyorum. sadece baş kısmını görüyorum. evet evet görüyorum. büyük mucize... nasıl oluyor da görüyorum? gördüğümü anlayabiliyorum. ve yüzümü görüyorum, derimi... üzerinde nefes almak için açılmış gözenekler var, ne ilginç... kulaklarımı görüyorum, birşeyler fısıldıyorlar sürekli bana... kirpiklerimi görüyorum, kaşlarımı... saçlarımı...
burnumu görüyorum, o an görmek istemiyorum ama görüyorum. zira benden önce tuvalete giren artık ne yediyse...
ağzımı görüyorum, dudaklarımı, dilimi ve dişlerimi.
boynumdan aşağısını göremiyorum, buna inanmamak için bu kadar sebep yeter diyorum. dışarıya çıkmama bile gerek yok. öyle latince kelimeler bilmemede...
ben bir köylüyüm. ara ara okuyorum ama anlamıyorum bu teoriyi. cidden uğraşıyorumda...
sonra aynanın karşısına her geçişimde vazgeçiyorum...
salak diyorlar bana, gerizekalı, aptal diyorlar. örümcekbeyinli diyorlar, yobaz diyorlar. haklılar belki diyorum, adamların bildiği birşey var ki böyle diyorlar. neticesinde köylüyüm ben. bunun da farkındayım...
derken bir daha, bir daha, bir daha deniyorum ama olmuyor. anlamıyorum onları ben...
ya bu gördüklerim yalan, ben aslında görmem gerektiği için, görmek istediğim için görüyorum -ki buna inananlarda var- ya da bunların hepsi tamamen bir tesadüf sonucu ortaya çıktı ve mükemmel bir şekilde dizayn edildi.
gün geçmiyor ki hakkında bir dedikodu peyda olmasın. şimdi de ciddi bilim insanlarınca çürütülmüş deyyola. kimmiş o ciddi bilim insanları? bi deyiverin bana bakam...
hakkında ortalama 10 entride bir şunların tekrarlanması gereken teori, zira mütemadiyen bir aklıevvel çıkıp ısrarla aynı saçmalıkları yazmaya devam ediyor:
Bu teori sadece ve sadece canlılarda çeşitlenmenin nasıl olduğunu açıklar. Canlılığın nasıl başladığı ile ilgilenmez. Evrenin oluşumu ile de ilgilenmez. Onun için ikide bir buraya gelip proteinlerin oluşumudur, on üzeri bilmemkaç olasılıktır falan saçmalayıp durmayın. O olasılık hesaplarının mantıksızlığı ve saçmalığı bir yana, defalarca rezi edilmiş olması diğer yana, evrim teorisi başlığında konuşulacak şey değildir. Lütfen cehaletinizi buraya kusmayın.
ilk olarak 1859 yılında Charles Darwin canlıların nasıl çoğalıp farklılaştığını en mantıklı ve bilimsel biçimde anlatmak için yayınladığı teoridir.Her geçen gün inanırlığı artmaktadır.Biyolojinin temellerinden bir tanesidir.Bütün bunlara rağmen,inanç engeline takılan bu teori,birçok kesim tarafından reddedilmektedir.Bu görüşü reddeden birçok
insan,insanın hiçbir canlıdan evrimleşmeden kendiliğinden özel bir biçimde
oluştuğunu kabul eder.Fakat,böylesine komplex bir yapının bir anda nasıl
oluşması mümkün olmuştur sorusu cevapsız kalmaktadır.Verilen cevaplar ise
bilimsellikten uzak olup inançsal boyutlarla ilişkilendirilmektedir.
dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dahisi olan ve çok fazla yaratıcı zekaya olan sahip olan charles darwin kendi zamanında karşılaştığı gibi şu zamanda da fazlasıyla boş eleştirler gelmektedir. tabi onun zamanında kuzeni dalton güzel savunmaktaydı namı değer darwin'in köpeği ancak bu zamanda siz dalton gibi milyonlarca kişiyi öne sürseniz yine de karşılaştığınız kesim cahil, yobaz, bilimden nasibini almamış safsalak bir kitle olacağı için hiç bir işe yaramaz.
evrim teorisine ilişkin ispatlarımı vermeden önce bir kaç değerlendirmemi ve vardığım sonuçları sunmak isterim. daha sonra da evrimin ispatı gelecektir ancak önce bu safsalaklar ile bir güzel alay edip yerin dibine sokup hakaret ederek onlar gib biraz çamur atacağım tumazsa izi kalrı hesabı ile lekeleyeceğim. *
richard dawkins'ten esinlenilmiştir....
1) en başta tanrı, allah, yehova, zeus vs vs bir kere evrim ile ters düşmez. hata evrim teorisinin kendisinin bu şahıslarla ilgisi yoktur. hatta hiç çelişmediği tanrılarda bulunur. bunların başında islamiyetteki allah kavramı gelir. çünkü allah evreni yaratmaya başladığında mantıksal olarak düşündüğümüzde yada onun özelliklerini düşündüğümüzde kalkıpta işte tek tek milyon canlıyı çizeyim deyim bir insanın kalbiymiş dalağıymış böbreğiymiş uğraşacak, sonra kalkıp bir domuzun ( ki bu dinde en sefil yaratık !) işte gözüymüş yok efendim boynunu yapayım ama kendi etrafında dönmesin vs vs deyip milyonlarca milyarlarca canlı ile tek tek ilgilenmek onun kendi özelliğine ters düşmektedir.
2)şimdi dini kesimi bu şekilde alaşağı ettiğimizi varsayarak bir de bunu kabul etmeyen bu dini kesimin mensuplarına sırayı getirelim. aslında bu yaratıklarda kendi içlerinde evrim geçirir. bu da böyle olmaktadır:
bu cahil kesim önce harun yahya gibi cahil ve hilebaz bir kişinin fotoshop eserlerini okur ya da okuma kıtlığı olduğu için genelde izler. ( evet izler çünkü bu yaratıklara sorun hiçbiri kesinlikle bu harun yahya nın yazılarını okumazlar bile )
(bkz: richard dawkins in harun yahya yı rezil edişi)
izledikten sonra kendi çaplarına göre evrim saçmalığını halletmiş olurlar. o da böyle olur; bu evrim zaten saçma nedeni de ;
+ yahu siz hiç yarı köpek yarı eşek bir hayvan ya da yarı inek yarı sinek bir canlı gördünüzmü?
-hayır ama olması gerekmez ki!! neden böyle bir şey olsun ki?
+ neden olmasın. tanrı bizi böyle yarattı ya cevap veremezsin. milyonlarca bilim adamı ( ohaaa) aslında evrimin olmadığını ispatlıyor.
- nassı yani!!!?!
+ nerde ara fosiller göster. hani nerde yarı eşşek yarı ben olan bir hayvan
ya da
+ len oluuum biz maymunmuyuz. biz hayvanmıyız. ben kendimi hayvan görmüyorum. vaallla.
- ee nesin peki?bu zeka bu tip bunu gösteriyor
+!? işte hepimizi allah u teala yarattı sonra yüce mehdimiz harun yahya da bizi böyle sizin gibilerden koruyup doğru yola çağrıyor.
gibisinden cümleleri çok fazlasıyla duyarsınız.
daha sonra bunlar biraz araştırma yapmaya başlayınca bu kez ara fosilin ne olduğunu görünce farklı bir savunma pozisyonuna geçerler. bu pozisyonda :
+ yaw arkadaş sen ara fosil diye birşeyler gösterdin amma bunlar aslında .... isimli bir canlı imiş.
- eee evet canlı olacak.
+ yok yani bilmem... isaimli ara fosil falan demiyor orada
-!?!? o da senin gibi canlı olduğu içindir. sende aslında bir ara fosilsin ama sanada kimsenin yobazların ara fosili deiğini görmedim.
sonra ki evreleri artık ara fosili aramanın boş olduğunu çünkü ispatı var kalan kayıp halkaları moleküler biyoloji denen bilim dalı doldurduğunu görünce işi artık farklı bir boyuta sürmeye başlarlar. bu boyutta ise evrim teorisine ispat. yine bu canlı türüne çorba deneyimişte miler'in yaptığı deneylermişte işte meşhur patates tarlasında yapılan ilaçlamayla ortaya çıkan canlıları söylersiniz. zaten sonuçta evrim alanında uzmanlaşmış bir uzman değilsiniz.*
artık bu evrede bitince bu kez iş yine asıl konuya tanrı konusuna gelir. ne alaka demeyin. çünkü zaten bunların bilim ile ilgileri falan yoktur. tek amaç eğer sizin bilginiz eksik ise ( ki kesinlikle eksik olacak) kişi sizi alt edip daha sonra daha geçenlerde bir evrimci ( bu derhal sizi ateist konumuna getirir ve bununda ötesinde aslıda hayvan gören kendisini, tanrıyı tanımayacak kadar kör olna biri konumuna getirir) evbrimci ile tartıştım mal ya vallahi de bunlar saçma sapan bir şeyin peşinden gidiyor amacındadır.
ve sonra artık bu konunun ne kadar derin ve geniş olduğu görülünce kişi artık buradan elini eteğini çekmeye başlar.....
eğer bu cahilleri anlatabildiyasem ne mutlu bana ve ben şimdi yaptığım literatür taraması ile size evrime ispat niteliğinde bazı konuları sunacağım...
evrimin ispatı
evrimin ispatı niteliğinde olan kanıtlar gerek yapay labaratuar ortamında gerekse labaratuar dışında bolca doğrudan veya dolaylı gözlem ile ispatlanmaktadır. söz konusu kanıtların başında; yapay seçilime tabi tutulan meyve sineklerinden , hava kirliliğinden dolayı rengi karaya dönmeye başlayan ingiliz güvelerinin popülasyununa kadar sayısız gözlem ile elde edilebilir. zaten yaratılışçılar artık burada yeni bir varsayım ortaya atarlar tanrı ana canlıları yarattı doğanın devinimiyle beraber ara canlılar kendileri ortaya çıkmaktadır.
evrimin diğer ikinci ve üçüncü türden ispatı bu türden oluşu içiermez. bunlar çıkarsama ve daha büyük ölçekli çalışmalara dayanır. tıpkı bu jeoloji, kozmoloji ya da insanlık tarihindeki araştırmalardan farksızdır.
ikinci bir kanıt aslında doğanın kusursuz olmayışı ile ilgili olur. tabi bunu çürütme olarak görenler var ama bu görme inanma meselesi değildir. çünkü bu doğadaki canlıların en kusursuz biçimdeki canlılar iki biçimde de hiç çelişmeden olur. bu yaratılşıtan biraz farklı olan akıllı bir yaratıcı ve onun işleyişini oluşturan doğal seçilim.
şimdi burada asıl sorulması gereken soru aynı atadan olmadığı sürece neden aynı kemiklerden kurulmuş yapılarla bir farae koşsun bir yarasa uçsun, ya da bir domuz balığı yüzsün.
kargacık burgacık bir takım şekillerle işe koyulan bir mühendis her birimiz için daha uygun eller tasarlayabilirdi. avustralya'nın yerli iri memelileri eğer bu kıta adada tecrit etmiş ortak atadan gelmiyor olsalar neden tümüyle keselilerden oluşsun. keseliler avustralya için en iyi ideal uygunlukta olan bir memeli de değildir ayrıca.
asıl en büyük anıt daha doğrudan olan bir durumdan ötekine geçişi barındıran fosil kayıtlardır. korunmuş geçişler yaygın değildir, bizim evrim anlayışımıza göre zaten öyle olmaması gerekir. ancak evrimcilerin idda ettikleri gibi yok da değildirler.
sürüngenlerin alt çenelerinde bir kaç kemik bulunur memelilerin alt çenelerinde bir tek kemik bulunur. memeli olmayanlara has çene kemikleri , memeli atalarında çene kemiğinin arkasına konumlanmış minik yumrucular durumuna gelinceye kadar , adım adım küçülmüştür. memelilerdeki 'çekiç' 'örs' gibi kulak kemikleri bu yumrucakların tomurcuklarıdır.
yaratılışçılar böyle bir geçiş nasıl tamamlanabldi diye soruyorlar?! bir kemik kesinlikele ama kesinlikle ya çenede ya da kulaktadır. buna karşılık paleontologlar , therapsid 'lerin( memeli benzeri sürüngen inanmayan aratabilir) iki geçiş soyunu keşfetmiştir. bunlarda biri çok geçmeden çekiç ve örs kemikleri olacak eklem kemiklerinden ve eski dördülden, öteki ( modern memelilerde) olduğu gibi dentary squamosal kemiklerinden oluşan ikili bir çene kemikleri bulunmaktadır. bu konuyla ilgili australopithecus aferensis ( kendisi dedemiz olur) insansı maymununkine benzer damak yapısına , insanı dik duruşuna ve aynı ağırlıktaki bir insansı maymunun kafatasından daha iyi bir geçiş formu ne olabilir ki? çok eski kayalarda keşfedilmiş yaraım düzine insan türünden her birini tanrı bir kerede şap diye yaratmışsa girgide daha bugünküne yaklaşan özellikleri ( artan kafatası hacmi, küçülmüş yüz ve dişleri niçin zamanın akışı içinde ardışık olarak yarttı ki? evrimi taklit etmek, bu yolla bizim inancımızı sınamak için mi?
işte böyle sürede gider. ancak size sürekli biraz araştırma yapmanız yönünde verdiğim parantez aralarında karşılaşacağınız en büyük sorun harun yahya teröristi , kara propagandacısı , sahte mehdisi olacaktır. çünkü evrim ile ilgili araştırma yapan yayın yapan tüm siteleri babasının olan mahkeme karaları ile kapatmış veya hackerları ile çökertmiştir. ancak en fazla ayakta durabilen site http://www.evrimteorisi.org sitesidir.
unutmayın bir şeyin doğru olması onun gerçek olduğu anlamına gelmez. gerçek olması da bir şey ifade etmez çünkü kime göre gerçek kime göre doğru sorusu vardır. ancak ortada hakikat varsa bu asla değişebilir nitelikte değildir. ve hakikatler devirlik çınar ağaçlarıdır. ancak bu hakikatlere ulşmakta o kadar kolay olmasa gerek.
daha mantıklısı çıkana kadar türlerin kökenini açıklayan teori.
kilise , müslümanlar ve tanrı inancı olan /olmayan ve dinden rant elde eden kesimler her ne kadar acımasızca saldırıp , milyonlarca dolara karşı araştırmalar yaptırsalar da dim dik ayaktadır. her geçen günde güç kazanmaktadır.
ben yüksek lisans terk olduğum için altıncı sınıfta ne gösterdiler hatırlamıyorum fakat yakın zaman da bu dersleri müfredatında görmüş olanlar* bu açığı kapatmışlar teşekkür ederiz.
şimdi gelelim konumuza,
teori (kuram) nedir?
tekrarlanan gözlem ve deneylerle, mevcut bilgi birikimi düzeyinde doğruluğu büyük ölçüde kabul edilmiş, ancak yine gözlem ve deneyler yoluyla yanlışlanabilme olasılığı bulunan, öngörülerinde doğru çıkmış hipoteze, teori (kuram) denir. teoriler, gözlem, deney, akıl ve mantık yollarıyla her defasında doğrulanabilmelidir.
yasa (kanun) nedir?
tekrarlanan gözlem ve deneylerle, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen, akla ve mantığa uygun, genel kanıya göre kabul görmüş, değişmez nitelik kazanmış, yanlışlanma olasılığı olmayan gerçek bilgiye, yasa (kanun) denir. yasalar değişmezlik ilkesine sahiptir. yanlışlamaya çalıştığınızda, yasayı çökertmeniz mümkün olmaz. yasalar en gerçek değişmezlerdir. biz bu mevcut değişmezleri kullanarak yeni değişmezler ortaya çıkarmaya çalışırız.
şimdi efendim, hepimiz iyi kötü bilimle uğraşan insanlarız, bilime saygımız ve inancımız sonsuz, bilimin ispat ettiklerini de inkar edecek değiliz lakin,
evrim teori olmasına yetecek kadar deney ve gözleme sahip değildir, bulunan fosillerden böyle bir sonuca varılmasına rağmen, kontrollü veya kontrolsüz bir deney yapılmamıştır. e her insanın mantığına da yatmadığına göre, bilim dünyasında da tam destek görmediğine göre, teori olması bile aslında şüpheli bir konu hakkında tartışıyoruz.
aynı şekilde var gücüyle evrimi savunanlar, teorilerin aksi ispatlanana kadar geçerli olduğunu bilmelidirler ve burada evrim aslında yaradılış doğmatiğine karşı ortaya atılmış bir antitezden öteye geçmiş durumda değildir.
ne zaman ki evrim yeteri kadar gözlem ve deneyle ispatlanır, kanun olur inanırız.
ayrıca biz canlıların sudan geldiğine inanan bir dine mensubuz, insanların değil. bunu anlamak bu kadar mı zor?
bilimin kademeli olarak ilerlediği düşünülürse yarın bigün isviçreli bilim adamları evrim teorisini çürüttü diye açıklamaların yapılmasını ümitle beklediğim teoridir. kesin değildir. adı üstünde teoridir.
dün akşam yemekte önüme konan iğrenç ve hiç sevmediğim mercimek yemeği sonrasındaki sözlerim: 'diğerleri muz olur kivi olur portakal olur sen altı milyar senede evrim geçire geçire mercimek mi oldun lan'
yok abi ben evrime inanmıyorum diyesi geliyor insanın.
dini inançlı insanların kabul ederlerse dinden çıkacakları teori. o yüzden sürekli bel altından yumruk yiyor.
adam sudan , topraktan , çamurdan yaratılmaya eyvallah diyorda bu teoriyi pek inandırıcı bulmuyor.
bilim siyasetten bağımsız degildir , o yüzden kıvırtan bilim adamları sayısı pek çoktur.
deney ve sürecin gözlemlenmesi ile desteklenmesi neredeyse imkansızdır , ama din takıntısnız yoksa gayet aklıbaşında bir
önermedir , teoridir . bing bang teorisini incile uydurmaya çalışan kilise zamanla bu teori karşısında da direnemeyecektir.
dini sorgulamaz / bırakamaz o ekmek kapısı amcamın.