evrim teorisi

entry3509 galeri ses2
    1403.
  1. Yalnızca bir teori olduğu unutulmaması gereken açıklamadır.
    Dünyanın en hakiki, en doğru şeyi, tek gerçeği değildir.
    Tek gerçek, platonun açıklamalarıylada sabit Ölüm dür.

    insan kendini bildiği ve dikkatle-özenle, egosunu dizginliyerek düşündüğünde;
    Nasıl, bu yazıyı gördüğünde"yazarın biri yazmış, kendiliğinden ya da bir bilgisayar hatası sonuçu yazılamaz. Mantıksız." diyorsa. Evrene de böyle düşünerek bir göz gezdirdiğinde "bunu bir yaradan var" diyecektir. Çünkü bu kadar muhteşem bir düzen tesadüf olmaz.

    Çünkü tesadüf diye bir şey yoktur. Siz hiç, haberiniz olmadan içene dahil olduğunuz bir olayın faydasızca, durduk yere, sebebsiz olduğunu gördünüz mü? Bu sizden habersiz gelişen olaylar, eski bir arkadaşla karşılaşma olabilir. Bu, eşinizle ilk karşılaştığınız ya da yaptığını okul vs tercihlerin olabilir vs...

    Bu durumu daha açıklayıcı anlatmak için, google'ye bildiğim eski bir hikayeyi sordum. O da bana okumadığım bir gazetenin, okumadığım bir yazarının, bir yazısını gösterdi.
    Yazarından Allah razı olsun. Yazı aynen şöyle;
    --spoiler--
    Gizli günahın acı bedeli
    26 Mart 2010 Cuma
    Karşılaştığımız birçok olaylarda gerçek sebebi göremediğimiz ve bilemediğimiz için hayrete düşeriz.

    Mehmet PAKSU yazdı

    Sadece insanların zulmünü görüp kaderin payını düşünmeyiz.

    insanlar bazı durumlarda gizli günahlarının veya daha önce yaptıkları bir zulmün cezasını çekerler. Bazen de haksız yere zulme uğrayan kimselere çok acır, olayın gerçek yüzü olan kaderin belirmesini ve adaletini dikkate alamayız.

    Hâlbuki zulmün yerde kalmayacağı, er geç zalimin cezasını çekeceği gerçeği, her zaman ibretli bir şekilde ortaya çıkar.

    işte bunlardan bir örnek olarak Hz. Musa'nın şahit olduğu bir olay ibret vericidir.

    Bir gün Hz. Musa (a.s.) Allah'a yalvararak ilahî adaletin tecellisini gözüyle görmek ister. Allah'a dua ederek böyle bir olaya şahit olmak ister.

    Duasını kabul eden Cenab-ı Hak, Hz. Musa'ya:

    "Falan sahradaki çeşmenin yanına git, bir tarafa gizlen, hikmet ve adaletimi seyret" buyurur.

    Hz. Musa, sahraya varır, çeşmenin bulunduğu yerde bir ağacın arkasına gizlenir, beklemeye başlar. Sahranın bir ucundan genç bir atlı çeşmenin başına gelir. Atından iner, suyunu içer, koynundan bir kese altın çıkararak çeşmenin başına bırakır. Biraz dinlendikten sonra atına atlayarak yoluna devam eder fakat altın kesesini koyduğu yerden almayı unutur.

    Biraz sonra suyun başına bir delikanlı gelir. Suyunu içip dinlendiği sırada çeşmenin yanında bir kese altın görür. Keseyi alır, oradan ayrılarak kaybolur. Yoluna koyulur.

    Bir müddet sonra çeşme başına bu defa da kör bir adam gelir. Abdest alarak namaz kılar, yorgunluğunu çıkarmak için bir tarafa oturur. işte tam bu sırada altın kesesini unutan genç gelir. Bıraktığı yerde keseyi görmeyince kör adama çıkışır.

    "Altınlar nerede, ne yaptın" der ve keseyi adamın aldığını düşünerek onu sıkıştırır. Adam almadığına dair her ne kadar yemin ettiyse de inandıramaz.

    Sonunda delikanlı belinden kılıcını sıyırdığı gibi kör adamın başını gövdesinden ayırır. Adamın üzerini ararsa da bir şey bulamaz ve çekilir, gider.

    Hz. Musa, gördüğü ürkütücü manzara karşısında hayrete düşer. Olayların gerçek hikmetini öğrenmek için Allah'a duada bulunur:

    Allah'ım der. "Azamet ve Kibriyan hakkı için beni bu hikmet ve ibretten haberdar et."

    O sırada Cenab-ı Hak, Hz. Cebrail'i gönderir. ilahî fermanı açıklamasını emreder. Olayların gerçek sebebini ve hikmetini Hz. Cebrail teker teker anlatır:

    "Ya Musa gözlerinle görüp de bir mana veremediğin olayın hikmeti şudur: Çeşme başında altınları görüp de alan gencin babası, altını bırakan gencin babasının yanında birkaç sene işçi olarak çalışmıştı. Fakat haksızlık ederek ücretini vermemişti. Adam hakkını ne kadar istediyse de alamamıştı. işini yaptıran adam bir Müslüman'a zulmederek hakkını zimmetine geçirdi. Öldükten sonra da işçinin hakkı olan para oğluna miras kaldı. işte, çeşme başında gencin aldığı bir kese dolusu altın, babasının hakkı olup da alamadığı altın kadardı. Bu suretle Cenab-ı Hak seneler sonra hak sahibine hakkını vermiş oldu.

    O kör adam ise gözleri varken, altınları çeşme başında unutan gencin babasını öldürmüştü. O zamanlar bu genç, çocuk yaştaydı. işte babasının katilini öldürerek kısası yerine getirmiş oldu. Allah'ın takdiri de zaten bu şekildedir."

    Böylece bir nesil sonra kaderin adaleti tecelli etmiş oldu. Zalim cezasını çekti, hak sahibi de hakkına kavuşmuş oldu.
    --spoiler--
    Bazı şeyleri karşı tarafın görüşlerine saygıyla, karşı tarafı beynimizden kötü olarak kodlamadan. Egomuza kapılarak, kendi bildiklerimiz en doğru, kendimizide en doğruları bilen olarak görmeden dinlemeli. Anlamaya çalışmalıyız. Bu Entry'den sizin aldığınız size, benim aldığım bana kar kalacak. Unutmayın, Ölüm varken-küslük-öfke-hüzün ne diye!?
    Kendimiz bildiğimizden, çok emin olmadan,kendimizi bilelim. Anlayışlı olalım.
    bizim dışımızda nice hayatlar, nice şeyler dönmekte. Göremediğimiz... Bir anlığına, akvaryumdaki küçük balık olduğunuzu düşünün.
    0 ...