uludede
•
729 (leziz)
on ikinci nesil yazar • 484 takipçi • 4529.15 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    şu erkekle evlenmeyin

    1.
  1. imam Gazali’ye göre evlilikte sakıncalı erkek tipleri şunlardır:

    1. Zâlim erkek
    → Sert, kaba, öfkeli
    → Gücü sevgiyle değil korkuyla kurmaya çalışan
    “Kadın Allah’ın emaneti iken ona zulmeden, ahmaklıktadır.”

    2. Bakhîl (cimri) erkek
    → Nafakayı gönülsüz verir
    → Parayı eşine karşı silah gibi kullanır
    → Cimrilik Gazâlî’ye göre evliliği çürüten en büyük ahlak kusurlarından.

    3. Şehvetine hâkim olmayan erkek
    → Gözünü, dilini, nefsini koruyamayan
    → Sadakati zedeleyen her davranış bu kapsama girer.

    4. Aşırı kıskanç (vesveseli) erkek
    → Sürekli sorgulayan, suçlayan
    → Koruma ile baskıyı ayıramayan
    Gazâlî burada “ölçülü gayret” vurgusu yapar.

    5. Temel sorumluluklardan kaçan erkek
    → Ev geçindirmeyen
    → Eşinin hakkını bilmeyen
    → Evliliği sadece “hizmet alma” sanan.

    6. Kibirli ve benmerkezci erkek
    → Kendini haklı, eşini eksik gören
    → Nasihati kabul etmeyen
    Gazâlî’ye göre kibir, evlilikte rahmeti öldürür.

    7. Dilini tutmayan erkek
    → Kırıcı, alaycı, aşağılayan
    → Tartışmayı uzatan
    → Eşini başkalarının yanında küçük düşüren.
    5 ...
  2. kerhane bile daha iyi yönetilirdi

    1.
  3. Alıntıdır:
    Bunu yazmak gerçekten çok acı ama bir zamanlar kerhanemiz bile bugünkü Türkiye'den çok daha düzgün işlerdi.
    Matild Manukyan'ın Karaköy Yüksekkaldırım'daki işyerleri Türkiye'nın bugünkü halinden çok daha adaletli çalışırdı.
    Orası "Kerhane" idi ama oradakiler hak, adalet, vicdan ve insani değerler açısından günümüzde Türkiye'yi yönetenlerden çok daha saygın kişiliklerdi.
    Şimdilerde mazide kalan Karaköy Yüksekkaldırım'daki istanbul Genelevi'nin adı halk arasında "Kerhane", yaşlı kart hovardaların jargonunda "Abanoz", ılımlı vatandaşların dilinde "Umumhane" ve gençlerin ironik söyleminde "Fakülte" olarak tanımlanırdı.
    Bu sokak bazı genç aktifler için "Acil Servis" görevini üstlenir, uzmanının maharetli ellerinde rahatlayanlar vizite ücretini ödedikten sonra hızlı adımlarla yokuştan uzaklaşırdı.
    Bu sokak adeta bir rehabilitasyon merkezi gibi toplumun + 18 erkek kesimine her gün saat 08.00 ile 24.00 arasında kesintisiz hizmet verirdi.
    *******
    Karaköy'de iki ayrı sokakta bulunan toplam 40 evin 37'sini madam Manukyan işletirdi.
    Orada yalan söylenmez, kibir ve ukalalık taslanmaz, yalan ve palavra sallanmaz, kimsenin hakkı yenmezdi.
    Burada kimse kimseyi aldatmayı aklından geçirmez, kaderin kendilerini bir araya topladığı sokağın insanları racon gereği kimseyi ötekileştirmez, düşman görmez, ihanet etmezdi.
    Burada sendika ve toplu iş sözleşmesi yoktu ama patroniçe Manukyan sadece kızlarını değil, tüm çalışanları korur, önemli günlerde onları mutlu ederdi.
    Manukyan'ın takma isimli çalışan kızlarından evlendirdikleri olduğu gibi, beden yorgunluğu nedeniyle çalışamayacak duruma gelenlerin de huzurlu bir emeklilik sürmeleri için gerekenler yapılırdı.
    Bu sektörde 35 yaşına gelmiş kadınların yaşlı sayıldığı göz önünde tutulursa sokağa emeklilik çok erken gelirdi.
    Genç ve körpe sayılmak için 18 yaş baz alınırdı.
    Sadece yaş değil, fiziki değişiklik bile erken emekliliği davet ederdi.
    Numaralı gözlük takmak, protez diş kullanmak, çeşitli hastalıklara yakalanmak veya hafif sakatlanmak emekliliğe zemin hazırlayan gerekçelerdi.
    Sonuçta orası devlet dairesi değildi, emekli olmak için 60 yaşını beklemek gerekmezdi.
    Evi olmayanlar ev sahibi olurken maaş da bağlanır, hayatlarının kalan bölümünde kimselere muhtaç kalmazlardı.
    Bunu yazmak gerçekten çok acı ama bir zamanlar kerhanemiz bile bugünkü Türkiye'den çok daha düzgün işlerdi.
    Matild Manukyan'ın Karaköy Yüksekkaldırım'daki işyerleri Türkiye'nın bugünkü halinden çok daha adaletli çalışırdı.
    Orası "Kerhane" idi ama oradakiler hak, adalet, vicdan ve insani değerler açısından günümüzde Türkiye'yi yönetenlerden çok daha saygın kişiliklerdi.
    Şimdilerde mazide kalan Karaköy Yüksekkaldırım'daki istanbul Genelevi'nin adı halk arasında "Kerhane", yaşlı kart hovardaların jargonunda "Abanoz", ılımlı vatandaşların dilinde "Umumhane" ve gençlerin ironik söyleminde "Fakülte" olarak tanımlanırdı.
    Bu sokak bazı genç aktifler için "Acil Servis" görevini üstlenir, uzmanının maharetli ellerinde rahatlayanlar vizite ücretini ödedikten sonra hızlı adımlarla yokuştan uzaklaşırdı.
    Bu sokak adeta bir rehabilitasyon merkezi gibi toplumun + 18 erkek kesimine her gün saat 08.00 ile 24.00 arasında kesintisiz hizmet verirdi.
    *******
    Karaköy'de iki ayrı sokakta bulunan toplam 40 evin 37'sini madam Manukyan işletirdi.
    Orada yalan söylenmez, kibir ve ukalalık taslanmaz, yalan ve palavra sallanmaz, kimsenin hakkı yenmezdi.
    Burada kimse kimseyi aldatmayı aklından geçirmez, kaderin kendilerini bir araya topladığı sokağın insanları racon gereği kimseyi ötekileştirmez, düşman görmez, ihanet etmezdi.
    Burada sendika ve toplu iş sözleşmesi yoktu ama patroniçe Manukyan sadece kızlarını değil, tüm çalışanları korur, önemli günlerde onları mutlu ederdi.
    Manukyan'ın takma isimli çalışan kızlarından evlendirdikleri olduğu gibi, beden yorgunluğu nedeniyle çalışamayacak duruma gelenlerin de huzurlu bir emeklilik sürmeleri için gerekenler yapılırdı.
    Bu sektörde 35 yaşına gelmiş kadınların yaşlı sayıldığı göz önünde tutulursa sokağa emeklilik çok erken gelirdi.
    Genç ve körpe sayılmak için 18 yaş baz alınırdı.
    Sadece yaş değil, fiziki değişiklik bile erken emekliliği davet ederdi.
    Numaralı gözlük takmak, protez diş kullanmak, çeşitli hastalıklara yakalanmak veya hafif sakatlanmak emekliliğe zemin hazırlayan gerekçelerdi.
    Sonuçta orası devlet dairesi değildi, emekli olmak için 60 yaşını beklemek gerekmezdi.
    Evi olmayanlar ev sahibi olurken maaş da bağlanır, hayatlarının kalan bölümünde kimselere muhtaç kalmazlardı.
    Manukyan'ı herkes "Genelev Patroniçesi" olarak tanırdı ama onun asıl geliri ünlü "Zürafa Sokağı"ndan değildi.
    Aileden kalan devasa bir gayrimenkul zenginiydi. Yüzlerce konut ve işyerinin sahibiydi.
    Ayrıca 2 fabrikası ve istanbul'da kiraya verdiği 220 adet taksi plakası vardı.
    Defalarca Türkiye vergi şampiyonu oldu. Süleyman Demirel'in elinden onur belgeleri aldı.
    Size çok ilginç gelebilir ama Şişli Adliye Sarayı'nın mülk sahibiydi fakat Adalet Bakanlığı Manukyan'a gerekçe göstermeden kira ödemezdi.
    Hayatın garip bir rastlantısı sonucunda kendisini genelev patroniçesi olarak bulan Matild hanım, kültürlü, görgülü, hoş sohbet, yüreğinde doğa, hayvan ve insan sevgisi taşıyan, muhtaç kişilere, masum yavrulara hiç kimseye göstermeden yardım yapmasını seven bir insandı.
    Atatürk sevdalısıydı, ulu öndere saygısız yapanları sözleriyle ezerdi. Ülkesi laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti için laf söyletmeyecek kadar vatanseverdi.
    Matild hanım Şişli Camii'nin tam karşısında, aynı sıradaki Adliye'ye 80-90 metre mesafedeki mülkü kendine ait olan 6 katlı geniş köşe binada yaşardı.
    Evinde, içine insan girebilecek büyüklükte içi tamamen nakit para dolu dev bir çelik kasa vardı.
    Şişli'deki banka şubelerinin bazı müdürleri çok acil ödeme durumlarında merkezden transfer yapılmasını beklemek yerine meblağ ne olursa olsun Matild hanımdan borç alırlar, gün içinde geri öderlerdi.
    Şayet Cuma akşamı işlem yapılmışsa Pazartesi geri ödemesi tamamlanır, Matild hanım bankadan kendisine ödenen 2 günlük faizi bile ihtiyaç sahibi kimselere dağıttırırdı.
    0 ...
  4. fondur dedikleri paradır yedikleri

    1.
  5. BiR BOĞAZiÇi ÜNiVERSiTELi UZMANIN ASRIN TÜRKiYE FON KRiZiNi ÇÖZÜM STRATEJiSi

    TÜRKiYE hakkında SON twitimdir:

    Sevgili Fon Mağdurları ve Hisse Mağdurları, bu twiti tüm Türkiye'ye yayarsanız sevinirim.

    Biliyorsunuz ben YILLAR önce Türkiye hakkında bir daha asla yazmama ve konuşmama kararı almıştım. Bu kararımdan dolayı bana kızanlar, küsenler çok olmuştu. Bu kararıma saygı duyanlarda oldu. Ama ben bu kararıma uydum.

    Sonra tam da UZMANLIK alanımda (hem de yıllar önce ÇOK FAZLA uyardığım bir konuda), YÜZYILIN krizi patlak verdi.

    O yüzden bir haftalığına bu konuşmama kararımı bozdum sizler için. Kararımda bir değişiklik yok aslında. O yüzden Paranız Kurtarmamızın yolunu çok detaylı bir şekilde yazarak JÜBiLEMi yapacağım.

    Vatandaşı olduğum ülkeme ve mağdurlara karşı görevimdir bu. Her satırını dikkatlice okuyun lütfen.

    Önce bu satırları yazan kişinin yani benim hakkımda bir paragraflık bilgi vermek istiyorum. Bunun da nedeni FiNANSIN F'sinden anlamayan DOLANDIRICI Finansal Teröristlerin ben ve benim gibi alanının uzmanlarını yıllarca hakaret, finanse edilmiş saldırılarla sindirmeye çalışmasıdır. Bu operasyonları yapma sebepleri de sonunda ortaya çıktı: Ben ve benim gibi akademisyen, profesyonel, pratisyen veya uzmanların sizleri UYARMASINI engellemek. Uyarsak bile itibarımızı düşürmek.

    Ben bir Finans Profesörüyüm. Lisans derecem Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği. Doktora Derecem ise Finansal Ekonomi. Doktoramı, Yardımcı Doçentliğimi, Doçentliğimi ve TENÜRÜMÜ Amerika Birleşik Devletlerinde elde ettim. 15 yıl orada okudum, yaşadım, çalıştım. Yani Profesörlüğümü BABAMIN veya DAYIMIN bir Üniversitede olması ile ya da adam akıllı akademik yayın yapamadan almadım (Babam Avukattır, Avukatlıktan önce de ÇOBANdı), Kendi Tırnaklarımla kazıyarak aldım. Finans altında 3 tane ANA ALAN vardır. Bunlardan biri Bankacılık (bu benim alanım değil), biri Corporate Finans (bu da benim alanım değil), biri de ASSET PRICING yani Varlık Fiyatlama Modelleri işte bu TAM benim alanım.

    Yani Uzmanlığım Finansal Ekonomi, Alt alanım Finansal Varlık Fiyatlamaları. Bu alanda ULUSLARARASI prestijli dergilerde 45 üzerinde akademik yayınım var. Bunlardan bazıları A Seviye dediğimiz en üst düzey dergilerde ( Journal of Financial Economics, Management Science, Journal of Financial and Quantitative Analysis, Journal of Monetary Economics, Review of Finance gibi gibi).

    Dolayısı ile TERA ve PUSULA gibi Ponziye karışmış fonların Ponzi ile şişirdikleri hisselerin ne zaman ne kadar ŞiŞiRiLDiĞiNi hesap etmek benim için çok kolay gözü kapalı yapabileceğim bir olay. Aynı zamanda Kamuoyunun bilmediği şekilde Amerika Birleşik Devletlerinde fon yönetimi alanında Akademi dışı tecrübem var (Bu son cümlem de: Akademisyenler ne anlar bu işten diyecek KIVAMA gelenler içindi).

    Yani az sonra yazacaklarım konusunda bilgiliyim ve tecrübeliyim !

    Başlıyorum.

    Bu yazıyı şöyle planlıyorum:

    1)Önce bunu yapanların bu işi NASIL yaptıklarını anlatacağım.

    2)Sonra bu işi yapanların hangilerinin ne kadar SUÇLU (Etik veya Cezai) olduğunu düşündüğümü yazacağım.

    3)Sonra bu işlerden zarar gören Mağdurların NE KADAR ve NASIL mağdur olduklarını yazacağım.

    4)Son olarak da Mağduriyet nasıl giderilir onu yazacağım.

    BU iŞi NASIL YAPTILAR? NASIL BAŞARDILAR?

    1)Önce 2021 civarında bu fonları Tefasa kapalı olarak kurdular. TEFAS’a kapalı fon demek herkesin alım satım yapamadığı, herkesin bankadan para göndererek fona giremediği zaman demek. işte bu zamanı REKLAMLAR olarak düşünebilirsiniz. TEFAS’a kapalı olsalar bile getirileri TEFAS web sitesinden görülebiliyordu. Bu aşamada inanılmaz getiriler elde ederek, küçük (hatta bazen de büyük) yatırımcıya gel gel diyorlardı. TEFAS’a kapalı oldukları dönemde getiriler şişirildikçe, web sitesinden bu inanılmaz getirileri gören Küçük yatırımcı gözlerine inana…Küçük yatırımcı gözlerine inanamadı. Aslında bu dönemde finansal okur yazarlığı olmayan kişiler bu getirilerden etkilenmişti.

    2)Bu dönemde halka arz olan küçücük şirketlerin bir kısmını kendi ayrı şirketlerini alıyor ve fona devretmek üzere bekliyorlardı. Hiçbir likiditesi olmayan küçüçük hisse senetleri içeri giren 10 Milyon Dolar gibi küçücük paralar ile ŞiŞiRiLiYOR ve fon getirileri uçuyordu.

    3)Sonra TEFAS’a açıldılar. Ilk başta bu getirileri yöneticilerin ZEKASI zannedenler fona para yatırmaya başladılar. Halbuki bu kişilerin ne EĞiTiMi ne de ZEKASI Dünya çapındaki Hedge Fund yatırımcıları kadardı. Onların yanında SIFIRDI diyebilirim. Ama olayı her zamanki gibi MiLLiYETÇiLiKTEN vurdular. Maalesef Türk halkının en zayıf noktası vatansever olduğunu iddia eden herkese kanması. Dediler ki işte biz Dünyanın en zeki, en eğitimli, en çalışkan Hedge Fund sahiplerinden bile daha iyiyiz. inananlar ilk paraları yatırdılar.

    4)Olay daha yeni başlıyordu. Bu küçük yatırımcıların parasının yanında bu Dolandırıcıların çevresinden bazı insanlar da buraya para koydular. Onların küçük yatırımcılardan farkı bu olayın nasıl yapıldığını MUHTELEMEN bilmeleriydi. Ama sonunda küçük veya büyük yatırımcılar fonlar TEFAS’a açıldığında paralarını fona soktular.

    5)Fon sahiplerinin şimdi yeni şirketler bulması gerekiyordu. Çünkü o getirileri gerçekten Ekonomi ve Finanstan anladıkları için değil, Warren Buffet gibi C. Munger gibi gerçekten bilanço okumayı bildikleri için değil, isimsiz iÇi BOŞ şirketlerin patronları ile anlaşarak hisselerini şişirdikleri için elde ediyorlardı. Ama bu şişirme için sürekli ve ekstra paraya ihtiyaçları vardı. O parayı da oltaya takılan zavallı balıklar gibi fona para yatıranlardan aldılar (olayın nasıl yapıldığını bilerek yatıranlar da vardı elbette).

    6)Yeni şirketler bulundu, şirket sahipleri ile dışarıda anlaştılar. Olay çok basitti. Şirket sahibine biz senin şirketinin değerinin 100 TL olduğunu biliyoruz ama 15 katına çıkaracağız. Sen de ses etmeyeceksin ve elindeki hisseleri satmayacaksın dediler. Çünkü şirket patronu eğer ses çıkarsa olay ortaya çıkacak, sistem büyümeden çökecekti. Aynı şekilde 100 TL değeri olan şirketin patronu değer saçma sapan 1500 TL’ye çıktığında elindeki ÇOK FAZLA hisseyi satsa bu sefer fonun getirisi düşecekti. O yüzden patronun susması ve satmaması (En azından çok fazla satmaması) gerekiyordu.

    7)Bu SUÇUN karşılığında Patronlara ya dışarıdan para verildi. Ya da çok cüzzi de olsa hisse satmalarına izin verildi. Ama 100 TL değerinde olan hisse 1500 TL olup 15 katına çıkınca sadece %1’lik hisse satan patron resmen şirketin %15 değeri kadar parayı sistem dışına çıkarıyordu.

    8)Olay böyle devam etti. Daha fazla fon şirketi kurdular. Artık 1 Milyar Dolar geçilmişti. Daha fazla kurban sisteme giriyordu. Ama bu bir SAADET Zinciri idi. Bu bir PONZiYDi…. Ponzinin devam etmesi için uyaranların olmaması gerekiyordu. Burada ayrı illegal olaylar başladı. Paralı troller (siyasi veya siyasi olmayan) devreye girdi. Para karşılığı bu konuda uyarma kapasitesi olanlar itibarsızlaştırıldı. Uyaranlar gözaltına alınma ile tehdit …Hatta alındı. Bir çok iyi kalpli insana eziyet ettiler. Tehdit ettiler. Bana olan bunlar arasında az olanlardan olsa da çok üzücü idi.

    9)Bu fonların sahipleri ayrıca SOSYOLOJiK Terörizm yolları da uyguladılar. Örneğin Emre Tezmen twitter hesabından sürekli YERLi ve MiLLi vurgusu yapıyor. Bir çok bu konuda hassas vatandaşı kandırıyordu. Televizyonlar, yayınlar ve videolar yolu ile nasıl tüm Dünyayı geçeceklerini anlatıyordu. Bunlara Türkün gücü dese de bu aslında bir dolandırıcının olayı süslemesi idi.

    10)Bu arada gerçekten bu vatanı seven siyasi görüşünden bağımsız gerçek Milli insanlar atak altındaydı. "Eğitim 5 para etmez", "Borsa başka bir şeydir", "Herkes bilemez" şeklinde söylemler ile vasatlık pompalandı.

    11)Sosyal medyada bu şirketlerin ödeme yaptığı (belki de komisyon) twitter hesapları her gün bu fonların AKIL ALMAZ getirilerini paylaşıyor. Uyarmaya çalışan herkes Piyasayı bozucu hareketten suçlanıyordu.

    12) Olay o kadar büyüdü ki 10 Milyar dolar üzerine çıkan fonlar yüzünden UYDURUK şirketlerin değeri Türkiye’nin DEV Sanayi, Holding ve Bankalarından daha değerli hale geldi.

    13)işte burada olay koptu. Tam bu aşamada Finansal okur yazarlığı olan, bu işin ne olduğunu anlayıp bilen insanlar bile NEFiSLERiNE yenik düştüler ve fona girdiler. Çünkü bunlar buralara kadar gelebildilerse o zaman siyasi bağlantı vardır belki de izin veriliyordur dediler. Halbuki MiLYONLARCA kişinin MAĞDUR olması %100 olan bir hadisede siyasetin BiR KISMI bu işin içinde olsa da TÜMÜNÜN olması imkansızdı. Ama insanlar TÜMÜ diye düşünüp tamamen içeri girdiler.

    14)Artık Miktarlar 20-25 Milyar Dolar civarına ulaşmıştı. VE AÇIK yazayım eğer bu yıl sonuna kadar müdahale edilmese Miktar 100 Milyar dolara ulaşırdı. 2027 sonuna kalsa ülkemizde Sermaye Piyasaları kalmazdı.

    15)Sonunda SPK’dan düzenleme geldi. Bu fonlara dendi ki tuttuğunuz TEK bir hisse senedi toplam portföyünüzün falanca kısmını GEÇEMEZ… Bu fonlar için bu ölüm demekti. Çünkü getirileri tek bir hisseyi uçurarak elde ediyorlardı. Bu düzenleme ile uçan o hisselerin bazılarını satmaları gerekti.

    16)Satışa ilk olarak PUSULA geçti. Fon bu sefer değer kaybetmeye başlamıştı. Yani HER ZAMAN olduğu ve HER ZAMAN olacağı gibi PONZi çökmeye başlamıştı. Bu çöküş zaten ben ve benzer kişiler tarafından YILLAR önce biliniyordu. Ama sesimiz çıkamıyordu. Bunu bilen yöneticiler son hamle ile yurtdışına kaçmaya başlamıştı.

    17)Tera son dakikada PUSULA’yı alacağım derken sadece ZAMAN kazanıyordu. Yani kendi çöküşünü bir parça ertelemek istiyordu. (Unutmayın Tarihte ÇÖKMEYEN Ponzi yoktur)

    18)Bu fonların hiçbiri LiKiT değildi, çünkü o getirilerin hepsi 100 TL değerindeki şirketi 2000 3000 5000’e çıkararak ama sadece KAĞIT üzerinde çıkararak elde edilmişti. Hiçbir yabancı yatırımcının ya da AKLI BAŞINDA yerli yatırımcının o hisseleri o fiyattan almayacağı belliydi.

    19)Amaç KAFESE sıkışan fon mağdurlarının parası ile kendi çıkışlarını GARANTi altına almaktı.

    20)Yaz aylarında (ve öncesinde) suçlulardan bir çoğu fonlardan çıkış sağladı. Bir nevi 100TL den aldıkları hisseleri 30-40-50 k…katına zavallı insanların üstüne yıktılar.

    21)Çöküş olmuştu. Geri dönüş yoktu. Hapse girdiler.

    BU iŞi YAPANLARIN HANGiSi NE KADAR SUÇLU?

    1)Fonları kuranlar FECi SUÇLU bir finansal terörizme imza attılar. Bu vatana bu devlete büyük bir darbe indirdiler. Hem Cezai hem Maddi hem Etik hem de Manevi olarak SUÇLULAR

    2)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde ilk yatırımları yapanlar FECi Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.

    3)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde yatırım yapan siyasiler FECi Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.

    4)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini FiNANSAL OKUR YAZARLIKLARI ve Matematikleri güçlü olduğu için BiLEREK giren ama fon yönetimi ile bağlantıları olmayanlar sadece SUÇLU ama MANEVi ve ETiK olarak.

    5)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini düşünmeyen ve bilmeyen ama EMRE TEZMEN ve türevlerini gerçekten gerçek fon yöneticisi ve Zeki sananlar SUÇSUZ.

    6)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini meslekleri gereği bilen BANKACILAR eğer bu fonları önerdiyse hem ETiK olarak hem Maddi olarak suçlu. Eğer bu önermeler karşığında KOMiSYON aldılarsa FECi suçlular.

    Mağdurların hangisi NE KADAR ve NASIL mağdur?

    1)Burada EN MAĞDUR kısım garanti olduklarını düşündükleri için bu fon şirketlerinin PARA PiYASASI fonlarına girenler… Para piyası normalde Mevduat benzeri getiri getiren fonlar olmalı. Ama bu ÇAKAL fon Şirketleri maalesef para piyasası fonu içine riskli varlıkları da koydu. Aynı zamanda riskli varlıkları TEMiNAT olarak gösterdiler. O yüzden EN MAĞDUR kesim bu para piyasası fonlarına yatırım yapanlar.

    2)ikinci sıradaki mağdurlar Hisse senedi fonlarına yatırım yapanlar.

    3)Üçüncü sıradaki mağdurlar Fon şirketlerinin SANAL olarak ŞiŞiRDiĞi hisselere bizzat kendileri girenler.

    4)Bir de elbette genel olarak piyasa düşüşünden etkilenenler var.

    ÇÖZÜM nedir? Gelin ÇÖZÜYORUZ:

    1)Devletin elinde bu fonlar ilk kurulduğu günden bu yana kimin içeri ne kadar para koyduğu ve ne kadar para çektiği var.

    2)Aynı şekilde Devletin elinde kimin Manipülasyon yapılan hisselere ne kadar para girdiği ne kadar para çektiği var.

    3)Devletin elinde her birinin Adı Soyadı, kimlik numarası, banka numaraları, adresleri var.

    4)Devletin elinde bu şahısların 1. Derece akrabalarının da bilgileri var.

    5)Devletin elinde bu şahısların ne zaman nereye ne akdar para transferi yaptıkları da var.

    6)Bu dosyalar toplasanız 50-100 GB büyüklüğündedir. Kolayca STATA veya MATLAB gibi kodlar ile analiz edilir. Tabii bunlar fil tarihinden kalma yazılımlar artık yapay zeka bile diyeceğimi sadece 1-GÜN içinde yapar.

    7)Yapılacak şey şu. Para çekenlerin hepsinin çektiği para EKSi yatırdığı para hesaplanıp bu kişilerden o para istenecektir. Bu kişiler suçludur ASLA diyemeyiz. Suçlu olanlar sadece Fon sahipleri ile ilişkili olanlardır, bunların arasında yetki ve konum sahibi olanlardır. Normal vatandaş suçlu değildir ama yinede suçlu olsun olmasın elde edilen kar SUÇTAN kaynaklanan gelirdir. Bu fark sepete konulmak zorundadır der CLAWBACK kavramı.

    8)Bu kişilerin bazıları FAHiŞ karları ile araba, ev almış olabilirler. Farketmez. Haciz yoluna bile gidilmelidir. Bu karlar onların değil parasını buraya kaptıranlarındır.

    9)Sepete toplanan para toplanırken: ÇIKAN PARA – GiREN PARA rakamı EN YÜKSEK olanlardan ilk olarak toplanmalıdır.

    10)Sepetten ödeme yapılırken ana parasını kaybedenlere ödeme küçük meblağlardan başlanarak yapılmalıdır. AMA Bir Milyon TL gibi sınır koymak haksızlık olacaktır. Sadece parayı sepete alırken BÜYÜKTEN KÜÇÜĞE, parayı fon mağdurlarına dağıtırken KÜÇÜKTEN BÜYÜĞE yapılabilir. Ama Küçükten büyüğe yapılırken Toplam ÜÇ liste yapılmalıdır. Önce Para Piyasası fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe ondan sonra hisse fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe, sonra manipülasyon yapılan hisselerdekilerin ana paraları (elbette bu da küçükten büyüğe).

    11)BÜYÜKTEN-KÜÇÜĞE fahiş karlar elde edenlerden bu karlar geri çağrılırken YASAL Devlet faizi uygulanmalıdır diye düşünebilirsiniz. Örneğin bu fona 14 ay önce 10 Milyon TL sokup 13 ay önce 34 Milyon TL çeken bir kişiden 34-10=24 Milyon değil, 24 Milyon TL artı 13 ayın yasal faizi alınmalıdır diyebilirsiniz. AMA BEN BÖYLE DÜŞÜNMÜYORUM. Çünkü bu sefer de bu o karları alanlara HAKSIZLIK olur. Karları alan herkes bu suçun içinde değil. Sadece ŞANSLI oldukları için orada olanlar da var ve bazıları bu karlara faiz geliri elde ETMEMiŞ olabilir o yüzden bunu yapmamak lazım.

    12)Bu söylediklerim olayın sadece Finansal kısmı için geçerlidir. Hukuki ve Cezai kısmını Devlet ayrıca halleder diye düşünüyorum. Yani kar edenlerden ŞANS ESERi bu fonlarda kar edenler sadece karları geri öderken, Fon sahipleri ike komünikasyon halinde bu karları edenler hem karları sepete geri ödeyip hem de cezai işlem görebilir.

    13)Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti bazı şirketlerden DANIŞMANLIK alabilir. Bu konuda dünyada bilinen danışmanlık şirketlerini yazmak isterim:

    FTI Consulting - Forensic & Litigation
    AlixPartners
    Alvarez & Marsal (A&M)
    Kroll (daha önceden adı Duff & Phelps)

    Bunlar arasında benim en fazla okuma yaptığım ve bildiğim KROLL adlı firmadır. Bu firma aynı zamanda FTX borsası çöküşünde de yer almıştır.

    Elbette Devlet olarak bunlar ile çalışırsak indirim de almalıyız diyeyim !!

    Çünkü bunlar pahalı şirketler. Ama işin güzel kısmı yukarıda anlattığım CLAWBACK uygulamasında en fazla parayı maalesef HUKUK şirketleri yer. Ama bizim durumumuzda ülkemizdeki hukukçular bu işi devralacağı için masrafı çok az olur.

    Bunlara MASRAF diyorum çünkü bu firmalara verilen paralar Mağdurlara verilen paradan düşer.

    14) Sepete konulan paralar sadece eski giriş çıkış yapan kişilerin KARlarından OLUŞMAZ.

    15)Aynı zamanda bu fonların ŞiŞiRMEKTE kullandığı tüm hisse senetlerinin geçmiş 5 yıllık işlemleri geri sarılmalıdır. Buradan elde edilen karlar da sepete konur. 2 tane ŞUBESi olup da değeri Türkiye’nin MiLLi SANAYi şirketlerinin değerini aşan hisselerde KAR edenler heralde bunu kendi ZEKA ve BiLANÇO okuma kabiliyetlerine bağlamıyorlardır. Bağlıyorlarsa da bağlamasınlar .16) Sepete aynı amanda Fon şirketlerinin topladığı %2’lik TÜM işletim ücretleri geri konulmalıdır.

    17) Son olarak Sepete eğer Maliyemiz bu işlemlerden geçmişte alınan stopajları koyarsa büyük bir iyi niyet göstergesi olur.

    Bu işlemler yurtdışında HUKUK firmalarının büyük ayak diremesi nedeni ile ÇOK uzun sürer. Ama Türkiye’de çok daha kısa sürebilir.

    18) Sepete Konan paraların Mağdurların tam zararını karşılamaması durumunda fon gelecek yıllarda açık kalabilir. Devlet bankaları açığı kredi olarak kapatır. Sepete zamanında para atmayanlar, Devlet bankalarının ipoteği ve HACZi altında olur. Ben bu açığın eğer işlemi doğru yaparsak düşük olacağını düşünüyorum.

    Tüm Devlet yetkililerini son 1 hafta içinde yaptıkları tutuklamalar ve mal dondurmalar için tebrik ederim. Eğer bu işi temiz bir şekilde ülke olarak çözersek BORSAYA ciddi yabancı yatırımcı da çekeriz. Dünya basınında pozitif olarak da yer alırız.

    Ben bu sefer sonsuza kadar Türkiye ile ilgili siyasi, ekonomik, finansal konularda konuşmayı bırakıyorum.
    Bütün ülkemize geçmiş olsun.
    Özgür Demirbaş. ‎
    0 ...
  6. discordçu iki arkadaşa rastlamak

    1.
  7. bir de baktım discord'dan iki arkadaşım burada! sevindim valla.
    0 ...
  8. apronda koşan yolcu

    1.
  9. Moskova'da uçağı kaçırmamak için aprona koşan yolcular Türk çıktı: Meğer düğüne yetişmeye çalışıyorlarmış.
    1 ...
  10. o kaç gram

    1.
  11. neden sadece kadın üreme sisteminin dış genital kısmı tartılıyor?
    hadi tartılabildi diyelim, neden ağırlık birimi olarak sadece metrik sistemdeki gram ölçüsü kullanılıyor?

    diğer taraftan erkek üreme sisteminin bir parçası olup, skrotum adı verilen bir deri kesesi içinde penisin arkasında duran iki oval bez için neden osmanlı ağırlık birimi olan okka'nın sabitlenmiş ağırlığı olan 6 okka ölçüsü dile getiriliyor?

    halbuki gram yerine, başta altın ve gümüş olmak üzere, inci, ilaç ve gülyağı gibi değerli ve az miktardaki maddelerin tartılmasında kullanılan eski bir ağırlık ölçüsü birimi olan miskal kullanılabirdi.

    bu konuda söyleyecek lafı olanlar beri gelsin.
    1 ...
  12. vergicilerin kıl olduğu mal beyanı

    1.
  13. vergilerin en kıl olduğu mal beyanı içinde ip ve kuşak kelimelerinin geçmesidir. hemen sorgulamaya başlarlar: hangileri?

    iplik
    Sicim
    Kınnap
    ip
    Fitil
    Kordon
    Şerit ip
    Halat
    Urgан
    Kement
    Kolon
    Misina
    Çelik halat

    Bunlar yetmezmiş gibi devam ederler sorgulamaya:

    Malzemesine göre de
    pamuk
    yün
    keten
    kendir
    kenevir
    jüt
    naylon
    polyester
    polipropilen
    çelik ip/halat.
    1 ...
  14. erkek eti gurmesi

    1.
  15. ismi lazım değil, içimizden biri erkek etleri üzerine gurmelik eğitimini tamamlayıp bol keseden kesmeye başlamış: yok kenyalı erkek but eti, yok mynamarlı erkeğin baldır eti, yok singapurlunun kulak memesi kıvamındaki göğüs eti vb....
    3 ...
  16. on layn listesü isterük

    1.
  17. hep istemezük diyecek değiliz ya, bu kez de isterük de isterük. isteyenin bir yüzü kara vermeyen arap.
    2 ...
  18. üsküdar sahaflarını sel bastı

    1.
  19. ölü balık eli

    1.
  20. bazı insanlar tokalaşırken elinizi hiç sıkmazlar. aynen ölü bir balığı elinizde tutuyor gibi hissedersiniz. hele bir de elleri terliyse, aynen kaygan bir ölü balık.

    bu şekilde tokalaşan kişilerden her zaman ve her yerde uzak durmaya gayret ederim.

    önyargılı olabilirim ancak ölübalık elli bu kişilere, sadece tokalaşmalarından yola çıkarak, asla güvenemem.
    2 ...
  21. istanbul ticaret odası ücretliler geçinme endeksi

    1.
  22. bir özel sektör kuruluşu olan (iTO)istanbul Ticaret Odası her ay istanbul için ücretliler geçinme endeksi yayınlıyor. Bu endekse göre bugünün 100 TL si bundan 16 yıl önce, 3663 TL. imiş. Bir başka ifade ile, bugün 16 yıl öncesine göre 37 kat daha fakiriz.
    1 ...
  23. çevrimiçi olanlar arık neden görünmüyor

    1.
  24. teknoloji elverdiği halde bundan kaçanların açıklama yapmak borcu vardır.
    0 ...
  25. maonun büyük yürüyüşü

    1.
  26. Mao'nun "Büyük Yürüyüş"ü (Çince Chángzhēng, 长征; ingilizce Long March), Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) Kızıl Ordusu'nun 1934 sonbaharından 1935 sonbaharına kadar süren, yaklaşık bir yıllık büyük geri çekilme harekâtıdır. Çin tarihinin olduğu kadar ÇKP'nin kuruluş mitolojisinin de merkezindeki olaydır.

    Arka plan.
    1927'de Kuomintang (Milliyetçiler) ile komünistler arasındaki ittifakın kanlı biçimde çözülmesinden sonra ÇKP kırsala çekilip "sovyetler" kurdu. Bunların en önemlisi güneydeki Jiangxi (Kiangsi) Sovyeti'ydi. Çan Kay-şek bu üsleri ezmek için ardı ardına "kuşatma ve bastırma" seferleri düzenledi. Alman general Hans von Seeckt'in danışmanlığında geliştirilen blokhaus (kademeli istihkâm) stratejisini kullanan beşinci sefer (1933-34) komünistleri kıstırmayı başardı.

    Yürüyüş.
    Ekim 1934'te yaklaşık 86.000 kişilik Birinci Cephe Ordusu Jiangxi'den kuşatmayı yararak çıktı ve önce batıya, sonra kuzeye doğru ilerledi. Güzergâh boyunca:

    Xiang Nehri geçişi felaketle sonuçlandı; kayıplar ordunun mevcudunu yarıdan fazla eritti.
    Zunyi Konferansı (Ocak 1935) dönüm noktasıydı. Burada Mao, Komintern danışmanı Otto Braun ve "28 Bolşevik" denen Moskova yanlısı kadronun askerî liderliğini eleştirerek fiilî önderliği ele geçirdi. Mao'nun parti içindeki yükselişi bu noktadan başlar.
    Dadu Nehri ve Luding Köprüsü (Mayıs 1935), karlı dağların ve ölümcül bataklık/çayır (grasslands) geçişlerinin destansılaştırıldığı bölümlerdir.
    Zhang Guotao'nun Dördüncü Cephe Ordusu ile buluşma, Mao ile Zhang arasında ciddi bir iktidar çekişmesine dönüştü.

    Ekim 1935'te Birinci Cephe Ordusu kuzeydeki Shaanxi'ye (sonradan ünlenecek Yan'an üssünün bölgesine) ulaştı. Resmî anlatıda mesafe "25.000 li" (~12.500 km) olarak verilir; bunun bir kısmı propaganda niteliklidir, fiilî güzergâhlar daha kısadır ama yine de binlerce kilometredir. Başlangıçtaki on binlerce kişiden Shaanxi'ye ulaşan çekirdek kadro birkaç bine inmişti.

    Önemi.
    Yürüyüş askerî açıdan bir yenilgi-kaçış olmasına rağmen siyasi olarak partiyi imha olmaktan kurtardı, Mao'nun mutlak liderliğini kurdu ve ileride Çin'i yönetecek kadroyu (Zhou Enlai, Zhu De, Lin Biao, Deng Xiaoping) bir potada birleştirdi. Yan'an üssü, ÇKP'nin ikinci Dünya Savaşı ve sonrasında toparlanıp iktidara yürüyeceği zemini sağladı. Dayanıklılık, fedakârlık ve irade miti, Halk Cumhuriyeti'nin kurucu efsanesi haline geldi.
    0 ...
  27. velvet pişekar ise kavuklu kim ola

    1.
  28. adanaya odaklanıp oradaki iki harika insanı bulalım: velvet pişekar ise kavuklu kim?
    1 ...
  29. tarz ı nevin

    1.
  30. Tarz-ı Nevin vapurunun istanbul deniz taşımacılığı tarihinde çok özel ve farklı bir yere sahip olmasının temel nedeni, isminin anlamı gibi "yeni bir tarzın/sistemin" öncüsü olmasıdır.

    1903 yılında Şirket-i Hayriye (günümüzün Şehir Hatları) tarafından iskoçya'da inşa ettirilen 47 baca numaralı Tarz-ı Nevin, ikiz kardeşi Dilnişin (48 numara) ile birlikte istanbul Boğazı'nda bir dönemi kapatıp yeni bir dönem açmıştır.

    Onu dönemindeki diğer vapurlardan farklı ve özel kılan başlıca teknolojik yenilikler şunlardı:

    1. ilk Pervaneli (Uskurlu) Vapurlardan Olması
    O tarihe kadar istanbul Boğazı'nda çalışan Şirket-i Hayriye vapurlarının neredeyse tamamı yandan çarklı gemilerdi. Tarz-ı Nevin ve Dilnişin, şirketin Boğaziçi filosuna dahil ettiği ilk pervaneli (uskurlu) vapurlar oldu. Bu teknoloji, gemilerin manevra kabiliyetini artırdığı gibi Boğaz'ın akıntılı sularında daha hızlı ve güvenli seyahat imkanı sağladı. Bu başarılı denemeden sonra şirket, tüm yeni siparişlerini pervaneli gemi olarak verdi.

    2. Kaloriferli Isıtma Sistemi
    Eski vapurlar kış aylarında genellikle sobalarla ya da mangallarla ısıtılmaya çalışılırken, Tarz-ı Nevin’in küçücük salonu o dönem için büyük bir lüks sayılan merkezi kalorifer sistemiyle ısıtılıyordu. Bu durum kış yolculuklarının konforunu tamamen değiştirmişti.

    3. Elektrik Aydınlatması
    O yıllarda istanbul'un büyük bir kısmında ve eski vapurlarda hala gaz lambaları veya fenerler kullanılırken, Tarz-ı Nevin vapurunun her tarafında özel elektrik donanımı vardı. Gemi baştan aşağı elektrikle aydınlatılıyordu.

    4. istimli (Buharlı) Dümen Sistemi
    O zamana kadar vapurların dümen dolapları tamamen insan gücüyle (kol gücüyle) döndürülürdü ve fırtınalı havalarda dümenciler büyük fiziki çaba sarf ederdi. Tarz-ı Nevin, istimli (buharlı) güce bağlı bir dümen sistemine sahipti. Bu sayede kaptanın manevraları çok daha zahmetsiz ve hassas hale gelmişti.

    Özetle; istanbul halkı için Tarz-ı Nevin sadece bir ulaşım aracı değil; elektriğiyle, kaloriferiyle ve yandan çark yerine dipten dönen pervanesiyle adeta "yüzen bir modernleşme sembolü" idi. istanbul'un ünlü deniz tarihçisi Eser Tutel de kitabında bu vapurdan bahsederken adının hakkını verdiğini ve dönemine göre "çok alımlı, estetik ve yenilikçi" olduğunu vurgular.
    0 ...
  31. dünyada görülmemiş

    1.
  32. DÜNYADA GÖRÜLMEMiŞ...

    Beyin gücüyle giremediği, fikrinin, kapasitesinin yetmediği bir bilim kurumuna; bilek gücüyle, kanun gücüyle, kayyum yöntemiyle, paraşüt yöntemiyle girip orayı "fethetmek" ve bunu marifet saymak.

    Zavallılık Boğaziçi'nde tavan yaptı.
    Tarihe geçeceksiniz.
    0 ...
  33. tolga sutlu görevine iade edildi

    1.
  34. Ekim 2022’de Boğaziçi Üniversitesi yönetimi tarafından (yandaş medyanın baş rolü üstlendiği bir itibar suikastı sonrası) görevimden mesnetsiz gerekçelerle uzaklaştırılmıştım. Bu işleme karşı 9 Kasım 2022’de istanbul 12. idare Mahkemesi’nde açtığım davayı oy birliğiyle KAZANDIM.

    Mahkeme, Boğaziçi Üniversitesi yönetiminin hakkımda yürüttüğü işlemi hukuka aykırı bularak iptal etti, bu süre zarfında bana ödenmemiş olan maaşlarımın da faiziyle ödenmesine hükmetti. Yani Boğaziçi Üniversitesi’ndeki görevime son veren Ekim 2022 tarihli yazı yok hükmündedir. On beş (15) ay sonra adalet yerini bulmuş oldu.

    Bu 15 ayda neler yaşadığımı, özel hayatımın, kariyerimin ve bilimsel araştırmalarımızın nasıl geri döndürülemez bir biçimde etkilendiğini ve en önemlisi de öğrencilerimin neler çektiğini uzun uzun anlatacak bir zaman elbette olur bir gün.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde 3 senedir yapılan onca hukuksuzluğun, adaletsizliğin, mobbingin ve vicdansızlığın tekrar tekrar tespit edilip mahkeme tarafından iptal edildiği bu kaçıncı karar kim bilir… Bu hukuksuzlukları yapanlar ise arkalarındaki medya desteğini de kullanıp kamuoyuna toz pembe bir Boğaziçi hikayesi satarak hala koltuklarında oturmaya devam ediyorlar utanmadan.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan hukuksuzluklara razı gelmediği için işinden, ekmeğinden edilen, kariyeri bitirilip hayatı karartılmaya çalışılan tüm bilim insanlarımız adına “yeter artık” diyorum.
    0 ...
  35. boğaziçi direnişi 3 yılında

    1.
  36. Üç yıl önce bugün ülkemiz akademisindeki en karanlık sayfalardan biri açıldı.

    Türkiye’nin en özgür, en demokratik kamu üniversitesi olarak kabul edilen Boğaziçi Üniversitesi’ne, tıpkı 12 Eylül darbe döneminde olduğu gibi, dışarıdan bir rektör atanması 160 yıllık bir geleneğe vurulan büyük bir darbeydi.

    Gelmekte olanı daha ilk anında fark eden Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, öğrencileri ve mezunları bu duruma ilk günden karşı çıktı. Özgür ve özerk üniversite talebini haykırdı. Bu haklı ve güçlü itiraz, Prof. Melih Bulu’nun rektörlük görevinden alınmasıyla bir karşılık bulmuş olsa da yerine gelen Prof. Naci inci’yle geçen süreç çok daha vahim sonuçlar doğurdu.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tutuklandı, kimilerine elektronik kelepçe takılmasının önü açılırken kimileri disiplin soruşturmaları ile okuldan uzaklaştırıldı. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerine disiplin soruşturmaları açıldı, bazılarının sözleşmesi sonlandırıldı, bazılarının da ders vermesine engel olundu. Hayatını Boğaziçi Üniversitesi’ne adamış bazı emekli akademisyenlerin okula girişi engellendi. Dekan ve bölüm başkanları seçimle değil atamayla, yeni akademisyenler liyakatle değil “paraşüt”le göreve getirildiler.

    Bunlar yetmezmiş gibi Matematik Merkezi’nin kapısına kilit vuruldu, Mithat Alam Film Merkezi kapatıldı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nin faaliyetine son verildi, Teleiletişim ve Enformatik Araştırma Merkezi’nin (TETAM) ofislerine el kondu.

    Boğaziçi’nin kalbi olan kulüpler onlarca yıldır bulundukları Birinci Erkek Yurdu’ndan zorla çıkarıldı. Boğaziçi ruhunu kuşaktan kuşağa taşıyan BÜMED, savcılık marifeti ve polis desteğiyle okuldan kovuldu; tesislere el kondu, BURCH Beach kapatıldı. Aralarında BÜMED Yönetim Kurulu üyelerinin de yer aldığı çok sayıda Boğaziçilinin mezun kartlarına el kondu, okula girişleri yasaklandı.

    Boğaziçi Üniversitesi Vakfı’nın yapısı değiştirildi, yeni bir denetim kurulu atandı. Üniversiteye, fakültelere, akademisyenlere hiç danışılmadan - hala eğitime başlayamayan - Hukuk ve iletişim Fakülteleri kurulurken hiçbir bölümün onay vermemesine rağmen Fen-Edebiyat Fakültesi bölündü.

    Şehir dışından gelen Boğaziçi öğrencilerinin üniversiteyle çok hızlı kurdukları bağın mimarı olan kampüs içi yurtların önemli bir bölümü kapatıldı, öğrenciler ana kampüs dışına itildi.

    Boğaziçi Üniversitesi’nin tüm bileşenleri Anayasa’nın 130. Maddesine göre “özgür ve özerk” olması gereken üniversitelerine yapılan tüm müdahalelere rıza göstermediği gibi hukuk dairesi içinde demokratik tepkilerini ortaya koydu.

    Çünkü özgürlük ve özerklik üniversitenin olmazsa olmazıdır.

    Çünkü üniversite adil, demokratik, katılımcı bir yönetim gerektirir.

    Çünkü Boğaziçi Üniversitesi’nin 160 yıllık geleneği biat kültürüyle, talimatla bağdaşmaz.

    Çünkü Boğaziçi Üniversitesi’nin vizyonu birlikte konuşmak, birlikte tartışmak, birlikte karar vermektir.

    Yaklaşık 20 bin üyemizle, “özgür ve özerk üniversite” talep eden akademisyenlerimizin ve yarının mezunu öğrenci kardeşlerimizin yanında durmaya ve Boğaziçi Üniversitesi değerlerine sahip çıkma kararlılığımızı sürdürmeye devam edeceğiz.

    Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği
    1 ...
  37. yıkmak kolaydır

    1.
  38. Bir kurum yıkılırken: Örnek bir vaka olarak Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü
    Evet, hakkımızı helal etmiyoruz. Kurmak zor, yıkmak an meselesi, yazıklar olsun
    .......
    Bu yazı, uzunca bir yazı. Yine de bu yazıyı baştan sona kadar okumanızı diliyorum, hele ki üniversite çağına giren bir çocuğunuz varsa ve hele ki çocuğunuzu yurt dışına yollayabilecek imkânlardan yoksunsanız. Vaktiniz az ise sadece birinci, dördüncü, altıncı ve sekizinci başlığı okuyun.

    Size ilk önce bölümüm olan Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde son bir buçuk yılda olanları anlatmak istiyorum. Ardından olan bitenleri yer yer hem biraz detaylı hem biraz geniş bir perspektife oturtmayı arzuluyorum. Umarım başarırım. Çünkü sanırım mesele, üniversitenin ne olduğunu bilmekle bilmemek arasındaki tehlikeli uçurumla ilgili.

    1. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü hakkında
    Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü, üniversite sınavında Türkiye'nin iki buçuk milyon adayı arasında sıralama olarak ilk bin 500'e giren gençlerin kabul edildiği, akademik kadrosunun, üniversitemizin diğer bölümleri gibi, çok titiz değerlendirme süreçleriyle oluşturulduğu bir bölümdü. Bu süreçte Bilim Akademisi'nin de temel ilkelerini oluşturan ama burada biraz daha genişleterek sunmak istediğim üç özellik aranırdı:

    1- liyakat sahibi olmak
    2- dürüst olmak
    3- özgür olmak

    Liyakat sahibi olmak demek ehil olmak demektir, yani öğrencilere kaliteli ders verebilme ve kendi araştırmalarını en üst kalitede inşa edebilmek ve yürütebilmektir. Dürüst olmak ise intihal yapmamak, bilgiyi dürüstçe hilesiz hurdasız üretmektir. Özgür olmak ise en zor kavram, felsefenin en kadim kavramıdır. Akademi özelinde anlamı, kendi aklını ve vicdanını kullanarak davranabilmek, bir yerlerden talimatla hareket etmemek, gerektiğinde kendisini atayanlara karşı farklı fikirlerini ve eleştirilerini yöneltebilmektir. Çünkü ancak o zaman üniversite akademik bir vasıf taşır. Bu kriterlere göre ülkemizin 180 bini aşkın öğretim elemanını gözden geçirirsek geriye kaç kişi kalır bilmiyorum…

    Üst kurulların kayıtlarında da güvence altına alınan bölümün atama öncesi seçme ve değerlendirme süreçleri son 15 yıldır şu şekilde işliyordu:

    • Bölümün web sitesinden ve uluslararası site ve e-posta gruplarından, hangi alt alanlara yönelik bir akademisyen arayışının olduğu, aranan asgari özelliklerin ne olduğu duyurulurdu.

    • Adaylar duyuruda bildirilen e-posta adresine (1) özgeçmişlerini, (2) pedagojik anlayışlarını, (3) mevcut ve gelecek araştırma plan ve programlarını bildiren belgeleri yollardı.

    • Asgari özellikleri karşılayan adayların değerlendirme süreci şu aşamalardan oluşurdu:

    (1) Adayın doktora konusuna dair ingilizce sunum yapması istenir, bu konuşma tüm üniversiteye açık olurdu.

    (2) Adayın mevcut derslerden birini vermesi istenir, bu ders en az iki öğretim üyesi tarafından gözlemlenir, ardından öğrencilerden de geribildirim toplanırdı.

    (3) Bölümden birkaç öğretim üyesi adayla, yapmakta olduğu ve geleceğe yönelik planladığı araştırmalara dair görüşmeler gerçekleştirirdi.

    • Tüm değerlendirme aşamaları tamamlandıktan sonra bölüm üyeleri bazen bir hafta bazen 2-3 hafta boyunca bölüm toplantılarında adaya dair değerlendirmelerini sunar ancak asgari yüzde 80 oranında onay alan adaya iş teklifinde bulunulurdu.

    • Bölüm aşamasından sonra ilgili aday üniversitenin üst kurullarının da değerlendirmesinden geçer ve ardından atama süreci başlatılırdı. Üniversitemizin geleneğine uygun olarak bu üst kurullar her zaman konunun esas uzmanı olan bölümlerin değerlendirmelerini dikkate alırdı.

    Bu süreçle Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Türkiye'nin en iyi gençlerine uluslararası seviyede bir lisans ve lisansüstü eğitimi vermeye görev bilirdi.

    2. 2 Ocak 2021'den sonra ne oldu?
    2 Ocak 2021'de Melih Bulu'nun tepeden inme olarak üniversiteye rektör olarak atanmasıyla üniversitenin aşağıdan yukarı işleyen süreçleri ve dolayısıyla kurum içi iklimi ağır bir yara aldı. Birçok üniversitede böyle bir durumda akademisyenler kurumu sessiz sedasız kolayca terk edebiliyorken Boğaziçi Üniversitesi kabullenmek yerine buna karşı ses çıkarma ve hem hukuki hem demokratik haklarını kullanarak mücadele etme yolunu seçti. Ancak ne YÖK, ne ülkeyi yönetenler herhangi bir geri adım attı. Şubat 2021'de, üniversitenin kurumsal kültürü baypas edilerek atanan Melih Bulu'nun yanında rektör yardımcısı olmayı kabul eden Fizik Bölümü öğretim üyesi Naci inci, yıl ortasında Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınan Bulu'nun yerine kısa süre sonra -yine Cumhurbaşkanı tarafından- rektör olarak atandı. Üstelik bu atama, hem inci'ye karşı sayısı 600'ü aşan akademisyenin yüzde 94 güvensizlik oyu hiçe sayılarak hem de kurum üyelerinin güvenoyu verdiği 17 rektör adayı da hiçe sayılarak yapıldı.

    Naci inci'nin döneminde Ocak 2021'de başlayan birçok hukuksuzluk ve usulsüzlük artarak devam etti. Daha üniversitenin seçilmemiş ilk rektörü olan Mehmed Özkan'ın 2016-2020 döneminde, kurumumuza Ankara tarafından akademik kadrolara yerleştirilmek istenen yaklaşık 250 kişilik bir listenin duyumunu almıştık. Mehmed Özkan bu atamalara izin vermedi, seçilmemiş bir rektör olsa da kurumun atama ve yükselme süreçlerini titizlikle korudu. Kasım 2021'de kurumumuza ilk tepeden inme, yani kurumun tüm atama süreçleri baypas edildiği hoca ataması moleküler biyoloji ve genetik bölümüne yapıldı. Bu bir "1416" atamasıydı. Peki 1416 ataması nedir?

    3. 1416 atamaları: Geçmişi ve "yeni Türkiye" versiyonu…
    Mazisi 1929'ara uzanan, ilgili sayılı kanuna istinaden geçmiş adıyla "1416" diye bilinen Milli Eğitim Bakanlığı yurt dışı lisansüstü eğitimi bursu bir zamandır YÖK'ün da dahliyle YLSY (Yurtdışı Lisansüstü Seçme Yerleştirme) bursu olarak geçmektedir. Aytekin ve Tekben'in 2019 tarihli makalesine göre daha önceleri yılda 140 civarı kişi bu kamu bursuyla yurt dışındaki lisansüstü programlarına gönderilirken 2006[1] yılından itibaren "her yıl bin öğrenci" hedefiyle yeni bir politikaya geçildiğini anlıyoruz. Bu adaylar Ankara'da bir grup bürokrat tarafından seçiliyor. Eski normal sürecinde MEB/YÖK, ilgili üniversitelere kendileri adına yurt dışında doktora yapıp kurumlarına doktoralı öğretim elemanı olarak dönmesini istedikleri kişi kontenjanını sorar, kurum adına kontenjanları ona göre oluştururdu. Üniversitenin bu yönde bir talebi olmadığında ise o üniversite adına kimse yollanmazdı.

    Boğaziçi Üniversitesi'nin hiçbir zaman 1416 bursiyeri talebi olmadı çünkü herhangi bir birimi akademik bir ilan verdiğinde zaten yüksek sayıda ve kalitede başvuru alabiliyordu. 1416 sistemi doğal olarak, kadro açığını başvuru azlığından ötürü gidermekte zorlanan, hele ki yeni kurulan ve büyük kadro açıkları olan üniversiteler için uygun bir sistemdi. 2014 yılında ise üniversitemiz çok tuhaf bir durumla karşı karşıya kaldı. O yıl bir birimimiz, tesadüf eseri bir internet taramasında şaşkınlıkla görüyor ki kendi birimi adına birkaç kişi Ankara'da yapılan bir sınav ve mülakat sonrası yurt dışına doktoraya yollanmış. Düşünün ki siz bir üniversitesiniz, üstelik köklü, ülkenin en başarılı öğrencilerin girmeye can attığı, rüştünü ispatlamış bir üniversitesiniz ve bir gün "ansızın" haberiniz olmadan istihdam süreçlerinize Ankara'dan sessiz sedasız büyük bir müdahale oluyor. Doğal olarak zamanın rektörleri Gülay Barbarosoğlu ve Mehmed Özkan buna karşı koyarak hem MEB'e hem YÖK'e bu sürecin kurumun atama ilkelerini tümüyle ihlal ettiğini bildirdi. 2021 yılının ortasında tepeden inme rektör atanan Naci inci'ye ise, bu kurumda bunca yıl görev yapmış olmasına rağmen bu "arka kapıdan kuruma girme" durumu normal gelmiş olacak ki herhangi bir ilkesel itiraz dile getirmeden kendisine söyleneni yerine getirmiş.

    4. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yapılan tepeden atamalar
    Ne yazık 2022'den beri Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde bölümün titiz değerlendirme süreçleri baypas edilerek tam üç tepeden inme öğretim üyesinin ataması ve bir doktor öğretim görevlisinin nasıl gerçekleştiği bilinmeyen bir yıllık görevlendirmesi yapılmış halde. Bir yıllık görevlendirmeyle gelen kişinin, 7 Aralık Kilis Üniversitesi'nin psikoloji bile değil, psikolojik danışmanlık ve rehberlik (PDR) biriminden bir öğretim görevlisi olduğunu anlıyoruz. Peki 7 Aralık Kilis Üniversitesi'nin ilgili birimlerinde büyük bir kadro fazlası mı var? Tabii ki hayır, aksine! Psikoloji bölümü sadece 3 doktor öğretim üyesi, 1 doktoralı araştırma görevlisi ve iki doktorasız araştırma görevlisinden oluşurken aynı üniversitenin PDR Bölümü'nde de hepi topu 3 doktor öğretim üyesi, 1 doktor öğretim görevlisi, 2 araştırma görevlisi mevcut. Bu kişinin nasıl ve hangi saikle Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne önümüzdeki dönem ders vermek üzere görevlendirilebildiğini kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

    Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yönelik bu açıkça kastî ve kötü niyetli hamleler olurken bölümün iki öğretim üyesine bir buçuk yıldır hak ettikleri doçentlik kadrosu verilmemiştir. Bir diğer öğretim üyesi, açılacak o kadroya tepeden inme bir atamanın tehlikesine karşı, hak ettiği doçentlik kadrosunu talep etmekten feragat etmiştir. Bölümün 2021'den beri verilen kayıplarla profesör sayısı tek kişiye inmiştir. Yönetmeliğe göre bu profesörümüz bölüm başkanlığına asaleten atanması gerekirken bölüm başkanı vekaleti dahi sonlandırılmış, yerine kadrosu istanbul Üniversitesi'nde olan bir kimya nühendisi[2] vekaleten bölüm başkanı olabilmiştir. Belki gelen tepkiler üzerine ilgili kişi görevden ayrılmış ve yaklaşık bir aydır yine yönetmeliğe aykırı bir şekilde (yasa her durumda bölümde profesör varsa profesörün atanması gerektiğini belirtiyor) bölümün iki kadrolu doçentinden biri bölüm başkanı vekili olarak görevlendirilmiştir.

    5. Öğretim üyelerine yönelik baskı ve tehdit
    Doçentlik kadrosu bir türlü verilmeyen ve son olarak bir dönemlik ücretsiz izin hakkı dahi reddedilen hocalarımızdan biri, kadro izni 1,5 yıllık bir gecikmeden sonra atanmış kayyım rektör Naci inci'nin imzası için masasına geldiğinde Naci inci tarafından ofisine çağırılıp tehdit içeren 45 dakikalık bir konuşmaya maruz kaldıktan sonra istifasını sunmuştur. Bu hocamız üniversitemize katıldığı 2013 yılından bu yana birçok idari görevi üstlenmiş, araştırma projeleri ulusal ve uluslararası akademik kuruluşlar tarafından desteklenmiş, çalışmaları dolayısıyla 2017 yılında BAGEP Genç Bilim insanı Ödülü, 2020 yılında ise TÜBiTAK Teşvik Ödülü almış bir öğretim üyemizdi.

    Benzer şekilde Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler Bölümü'nden yine birçok ödülü ve yayını olan ve tam 1,5 yıldır profesörlük yükseltmesi engellenen bir öğretim üyesinin talep ettiği izin hakkı ve ücretsiz izin hakkı da onaylanmayınca istifa etmiş; Batı Dilleri Bölümü'nde yine birçok yayını ve ödülü olan iki doçentlik kadrosu engellenen meslektaşımızın da izin taleplerinin reddi ile önlerinde başka seçenek kalmayınca yine istifa etmek zorunda kalmıştır. Keza Atatürk Enstitüsü'nde ve bu gidişle başka birimlerde de bu durumları görmeye devam edeceğiz.

    6. Yıkımın tablosu
    Yıkımın tablosunu sunarken sadece tam zamanlı hocalara baktığımızda bile vahim bir resim çıkıyor: Temmuz 2021'de Can Candan (mahkemelerce verilmiş üç yürütmeyi durdurma kararına rağmen tekrar tekrar görevine son verilerek), Ekim 2021'de Mohan Ravichandran, Ekim 2022'de Tolga Sütlü, 2023 yılında ise Yıldız Silier'e birlikte iki yabancı hocamızın da işine son verildi. Bu süre zarfında muazzam birikimleriyle bu kurumu en tepelere taşımış emekli hocalarımızın ders vermesi engellenmiş, Özcan Vardar gibi birçok yarı zamanlı hocamızın kurum uğruna verilen mücadelede yanımızda durdukları için dersleri iptal edilmiştir.

    Çalkantılı 2016-2020 döneminde bile ülkenin ve onun üniversiteye yansıyan boğucu ortamı nedeniyle üniversitemizin yaklaşık 400 öğretim elemanından yalnızca 28'i ayrılmış (Önemli bir kısmı yurt dışına gitti), bu süre zarfındaki kurumun tüm atamaları (ve yükseltmeleri) kurumun usul ve kurallarına uygun olarak yapılmaya devam edilmiş. Diğer bir deyişle, tek bir tepeden atamaya Ankara baskısına rağmen izin verilmemiş. Söylemeye gerek yok, bu dönemde hiçbir öğretim elemanının işine "muhalefet ettiği için" son verilmemiştir.

    2 Ocak 2021 tarihinde Bulu ve Ağustos 2021 tarihinde inci kayyım yönetim döneminin ilk yılında bu kabul edilemez durum ve hoyrat ortam nedeniyle ayrılan öğretim elemanı sayısı da sadece 15'ti. 2021-2022 akademik yılının bitiminde ise, yani Haziran 2022 itibariyle hâlihazırda ayrılan veya 2023-2024 akademik yılının döneminde veya bitiminde ayrılacağını belirten hoca sayısı 50'ye yükselmiş durumda. Aynı zaman diliminde tepeden inme atanan hoca sayısı ise 68'i buldu. Bu süre zarfında üniversite geneli usullerine uygun şekilde yapılan atama sayısı ise sadece 4(!). Bu sayının düşüklüğü kısmen, olası adayların Naci inci tarafından ofisine çağırılıp "usulüne uygun biçimde" uyarılmaları sonucunda başvurularını geri çekmelerinden, kısmen ise birimlerin tepeden inme atamaların önüne geçmek için yeni kadro talebinde bulunmamalarından kaynaklanmıştır.

    7. Bu ülkede YÖK ne zaman lağvedilecek?
    YÖK isimli "vasatta eşitleme kurumu" 12 Eylül cunta rejimin ülkeye bir hediyesiydi. O dönemde de Boğaziçi Üniversitesi'ne tepeden inme dışarıdan bir rektör atanmış ve bünyesinde yine tepeden inme bir Eğitim Fakültesi kurulmuştu. Ancak o karanlık dönemde bile bu tepeden inme fakültenin akademisyen atamaları kurum içinden gerçekleşen titiz değerlendirmelerle yapılmıştı. Benzeri diğer üniversiteler için de söz konusuydu (Buna dair yakın zamanda çıkan şu yazıya da dikkatinizi çekerim). Orta düzey memurluklarda belki normal karşılanabilecek tepeden atamanın üniversite denen kurumlarda olamayacağını zamanın cunta rejimi dahi bilmiş, mevcut rejim ise bu konuda bile cunta rejimini geride bırakmayı başarmıştır.

    Bugün ise, 2006'dan itibaren her ilde açılan taşra üniversitelerinde yapılageldiği gibi, artık ülkemizin kamu üniversitelerinin (ve muhtemel ki birçok vakıf üniversitesinin de) akademik kadroları titiz, çoklu değerlendirme süreçlerinden geçirilmeksizin yapılmaktadır. 2024-2025 akademik yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde olması gereken seçme ve değerlendirme süreçleriyle gelmiş kaç kişi kalır bilmiyorum ama bir tahminim var, ve ne yazık ki bu tahmin hele ki bu bölümü bileğin hakkıyla kazanmış bölüm öğrencilerini sarsabilecek bir sayı. Ve yine çok umut kırıcı bir biçimde benzer kan kaybını başka bölümlerde de görebiliriz. Tabii yılın "şapkadan çıkan son tavşanı" da, kayyım yönetimin tepeden inme bir kararla fen-edebiyat fakültesini bölerek toplum ve insan bilimleri fakültesi ve fen fakültesi olarak parçalaması oldu. Böylece örneğin psikoloji bölümü kültürden biyolojiye uzanan yelpazesine rağmen biyoloji gibi bölümlerden, keza felsefe bölümü yoğun bağlar taşıdığı fizik ve matematik bölümlerinden koparılmış oldu. Bu ülkenin gençlerinin böylesi bir vasatı ve hatta vasıfsızlığı hak etmediği açıktır. Bunun önüne nasıl geçilebileceğini tüm kamuoyu olarak düşünmemiz gerek.

    8. Son söz
    Bu yazı boyunca kerelerce kayyım rektör isimleri zikredilse de esas aktörlerin kendileri olmadığını iyi biliyoruz. Esas aktörler görebildiğimiz kadarıyla AKP siyasetinin önde gelen isimleri ve BURA isimli, yanıltıcı bir şekilde kendini "Boğaziçi Üniversiteliler Derneği" olarak tanıtan, yönetiminde ise AKP siyasetinin Boğaziçi Üniversitesi'yle hiçbir ilişkisi olmamışların da bulunduğu oluşum. Ülkenin tüm üniversitelerine ve her köşesine iktidarın ideolojisi girmiş, liyakat, dürüstlük, özgürlük, öngörülebilirlik yerle yeksan edilmiştir. Kendilerine böylesi boğucu bir ortamda yer göremeyen gençlerin büyük çoğunluğunun dönmemek üzere bu ülkeyi terk etmek istemelerine şaşırmamak lazım.

    Geçenlerde öğrencilerimizle buluştuğumuzda birkaç öğrencimiz lisede okurken okullarının proje okuluna çevrildiğini, onlarca öğretmenlerinin işine son verildiğini, sonra tüm gayretleriyle sınava hazırlanıp Boğaziçi'ni kazandıklarını, ardından pandemi ve hemen sonrasında bu sefer de Boğaziçi'nin kayyımlanmasının şokunu yaşadıklarını anlattı. Bir öğrenci bu koşullarda güvenli alan olarak kulüp odasında huzur bulmaya çalıştığını, ardından o odalarının da boşaltıldığını, kulüp odalarının ruhsuz ve kampüsten ırak bir yerlere aktarıldığını, tüm bunlar yetmiyormuş gibi en sonunda ellerinde kalan tek şey olan yurtlarından da çıkarıldıklarını ve artık buna dayanamadığını söyledi, gözleri dolarak. Evet, hakkımızı helal etmiyoruz. Kurmak zor, yıkmak an meselesi, yazıklar olsun.

    [1] 2006 yılı Tuğba Tekerek'in yıllara yayılmış titiz bir emekle ortaya çıkardığı "Taşra Üniversiteleri: AK Parti'nin Arka Kampüsü" (iletişim Yayınları, 2023) kitabında da dikkat çeken bir tarih çünkü o tarih itibariyle iktidar partisinin "her ile bir üniversite" siyasetine yöneldiğini görüyoruz. Tekerek'in kitabı ilk bakışta belki masum ve iyi niyetli bir girişim gibi görünen bu hamlenin aslında iktidar partisinin üniversiteleri siyasallaştırma gayretinin bir parçası olduğuna işaret etmektedir.

    [2] Bu kişi, Fen-Edebiyat Fakültesi'nin usulsüzce görevinden alınan seçilmiş dekanının yerine yerleşmekte beis görmeyerek kimya mühendisi kimliğiyle bu fakültenin kayyım dekanı olarak görev yaptıktan sonra yakın zamanda yeni kurulan bir üniversiteye rektör olarak atandı.
    2 ...
  39. fen ve edebiyat fakültesi

    1.
  40. Kamuoyuna,
    Bir kamu üniversitesi olduğu 1971 yılından bu yana üniversitemizin başarısında büyük rolü olan
    Fen-Edebiyat Fakültesi’nin 20 Aralık 2023 tarihli senato toplantısında alınan kararla iki ayrı
    fakülteye bölündüğünü üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz.
    08.08.2023 tarihli yazıyla, herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin Fen-Edebiyat Fakültesi’nin iki
    ayrı fakülte olarak yapılandırılması hususunda fakültemiz bölümlerinin görüşü sorulmuş ve tüm
    bölümler konuya dair olumsuz görüş bildirmişlerdir. Ancak atanmış dekan ismail Boz meseleyi
    fakülte kurulu gündemine almamış; fakültenin neden bölünmesi gerektiği, iki ayrı fakülte
    olmanın faydaları ve zararları, iki ayrı fakülte olduğunda gerekecek personel, ofis alanı gibi
    lojistik, akademik ve idari konularda bölümlere herhangi bir bilgi/rapor sunulmamış, fakültedeki
    tüm bölümleri ilgilendiren bu konu fakülte kurulunda tartışılmamıştır. Bölümlerin olumsuz
    görüşlerine ve konu hakkında ayrıntılı bir araştırma ve istişare yapılmamasına rağmen rektörlük
    20 Aralık 2023 tarihli senatonun gündeminde konunun görüşüleceğini bildirmiş; sözü geçen
    senato toplantısında itirazları ve önerileri dikkate almayarak Fen-Edebiyat Fakültesi’nin insan ve
    Toplum Bilimleri Fakültesi ile Fen Fakültesi olmak üzere iki ayrı fakülte olarak yapılandırılması
    kararını almıştır.
    Fen-Edebiyat Fakültesi fakülte kurulu/öğretim üyeleri olarak akademik teamüllere aykırı
    biçimde bölüm görüşleri hiçe sayılarak hızla alınan bu kararın karşısında olduğumuzu bildirmek
    isteriz. Fen-Edebiyat Fakültesi’nin iki ayrı fakülte olarak ihdas edilmesi aşağıdaki ayrıntılı
    açıklamadan anlaşılacağı gibi usul ve esas itibariyle Boğaziçi Üniversitesi’nin güçlü akademik
    sistemine ve demokratik yönetim anlayışına vurulmuş bir darbedir.
    Boğaziçi Üniversitesi, gerek 1863-1971 yılları arasındaki kolej yapısında gerek 1971 yılından
    beri bir kamu üniversitesi olarak Sanatlar ve Bilimler/Arts and Sciences veya Temel Bilimler
    denilen sistemi örnek almış ve bugüne dek çok başarılı biçimde uygulamıştır. Buna göre Temel
    Bilimler veya bugünkü ismiyle Fen-Edebiyat Fakültesi bir üniversitenin merkezidir.
    Üniversitenin diğer fakülteleri Fen-Edebiyat Fakültesi etrafında yapılanır ve müfredatlarını FenEdebiyat Fakültesi ile etkileşimleri çerçevesinde biçimlendirirler. Fen-Edebiyat Fakültesi,
    üniversitenin mesleki eğitim de veren diğer bölümlerinden farklı olarak saf (pure) bilim
    alanlarının bir aradalığını esas alır ve bu alanların hem birbirleriyle hem de diğer bölümlerle
    ilişki içinde olmasını amaçlar. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki tüm öğrenciler, hangi bölümde
    olurlarsa olsunlar, Fen-Edebiyat Fakültesi bölümleri tarafından verilen birden fazla ders alırlar.
    Çünkü üniversitemizde öğrencilerin alması gereken sosyal ve beşeri bilimler seçmeli dersleri ile
    matematik ve fen bilimleri seçmeli derslerinin çok büyük bir kısmı bu fakültenin bütünleşik
    yapısı içinde açılır. Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik kimliğini oluşturan esas ilke de hangi
    mesleğin eğitimini görürse görsün tüm öğrencilerin Fen-Edebiyat Fakültesi yapısı içindeki
    dersleri alarak disiplinler arasındaki ilişkileri, modern uygulamalı alanların evriminde temel
    bilimlerin rolünü kavramalarını sağlamak, farklı disiplinlerden gelen öğretim üyeleri ve
    akranlarıyla tartışarak karmaşık fikirleri ve süreçleri anlamlandırmalarına yarayacak bir
    entelektüel donanımı kazandırmaktır.
    Boğaziçi Üniversitesi tüm idari zorluklara, üniversitenin altyapı imkanlarını gözetmeden veya
    desteklemeden artırılan kontenjanlara rağmen Fen-Edebiyat Fakültesi’nin bütünleşik yapısı
    üzerinde temellenen akademik eğitimi büyük bir başarıyla uygulamaktadır. Elbette bu
    yapılanmanın olmadığı, daha az bütünleşik, bölümlerin birbirleriyle etkileşiminin daha az olduğu
    veya hiç olmadığı, farklı yapılanma modellerine göre işleyen üniversiteler de vardır. Ancak
    disiplinlerarası/çok disiplinli araştırma ve eğitimin kaçınılmaz olduğu çağımızda bir
    üniversitenin politikası, üniversitemizde başarıyla işleyen, disiplinlerarası araştırmalara imkan
    veren bu bütünleşik yapıyı bozmak değil temel bilimleri bir arada tutan Fen-Edebiyat
    Fakültesi’nde bölümler arasındaki işbirliklerini artırmak olmalıdır.
    Bütün bu nedenleri göz önüne aldığımızda başarısı ortada olan bir yapıyı akademik ve idari
    tarafların görüşünü hiçe sayarak değiştirmeye kalkışmak en hafif tabiriyle bir pervasızlık ve
    işgüzarlık olarak görülebilir. Bu parçalama operasyonu tıpkı üniversitemizde hiçbir altyapısı
    olmadan, üniversite mensuplarının görüşü alınmadan bir gecede kurulan yeni fakülteler ya da
    başarıyla çalışırken yine kimseye danışılmadan bir gecede kapatılan birimler (Mithat Alam Film
    Merkezi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, CiTÖK Koordinatörlüğü ) gibi atanmış yönetimin
    akademik ilkelerimizi hiçe sayan, hukuksuz, antidemokratik uygulamalarının bir devamıdır.
    Aynı zamanda bu karar ve kararın alınış usulü Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan değerleri yok etmeye
    yönelik yıkıcı tutumun göstergesidir.

    Bizler Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyeleri olarak üniversitemizin temel taşlarından biri olan
    ve başarısını ulusal ve uluslararası ölçütlerle de gösteren fakültemizin gerekçesiz bir şekilde
    bölünmesini kabul etmediğimizi ve bu usulsüz, yıkıcı karardan bir an önce dönülmesini talep
    ettiğimizi kamuoyuna duyururuz.
    Fen Edebiyat Fakültesi Bölümleri
    Batı Dilleri ve Edebiyatları
    Çeviribilim
    Dilbilim
    Felsefe
    Fizik
    Kimya
    Matematik
    Psikoloji
    Sosyoloji
    Tarih
    Türk Dili ve Edebiyatı.
    0 ...
  41. geçersiz elekronik imza

    1.
  42. çirkin savaş zülfü livaneli uyarlaması

    1.
  43. başarılı bir zülfü livaneli uyralaması, israili protesto eden. https://youtu.be/tvUnCk_MYEE
    0 ...
  44. demokratik üniversite nöbeti

    1.
  45. Demokratik Üniversite Nöbeti’ne başlıyoruz!

    Üniversite bileşenlerini hiçe sayarak alınan kararlara karşı özgür, özerk, demokratik üniversite talebimizi yükseltmek için yarın saat 14.00’te Güney Meydan’da buluşalım.

    Ardından nöbet masamızı açarak etkinliklerimize başlayacağız.

    https://twitter.com/bounu.../1739201754741297476?s=20
    1 ...
  46. bü idari bilimler fakültesi yok ediliyor

    1.
  47. bü vakfı denetim kurulu

    1.
  48. kütüphane yıkılmasın kampanyası

    1.
  49. Proje, Boğaziçi Üniversitesi'nin 40 yıllık kütüphanesi olan Aptullah Kuran Kütüphanesi'nin yıkılacağı haberinin ardından Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, mezunları ve kütüphane çalışanları tarafından kütüphanenin ölümsüzleştirilmesi adına oluşturulmuştur.

    Hedef: 25.000 ₺

    Fonlanan Miktar: 21.700 ₺

    Tamamlanan: %86

    Kalan Süre: 10 Gün

    Toplam Destekçi: 36

    Tozlu Raflar Arasında kampanyasına destek olmak için hemen tıklayın! https://vimeo.com/872256300
    1 ...
  50. konferans merkezi makam odası oldu

    2.
  51. yasın biteceği günler yakın.
    0 ...
  52. boğaziçi üniversitesi ve zafer arapkirli programı

    1.
  53. zafer arapkirli boğaziçi üniversitesi hakkında "bilimin çöp torbasına konulması" hakkında şu videoyu yayınladı: https://www.youtube.com/watch?v=zOzhDM4FAko
    0 ...
  54. bü de bilimi 45 m2 ye sığdırdılar

    1.
  55. Boğaziçi Üniversitesi: Bilimi çöp poşetine koyup, 45 metrekareye sığdırdılar

    5G ve 6G alt yapılarının hazırlandığı, baz istasyonlarının sanallaştırılma projelerinin geliştirildiği, nano iletişim cihazlarının çalışmalarının yürütüldüğü TETAM, çöp poşetleri ile taşındı.

    DUVAR - Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (eski adıyla Devlet Planlama Teşkilatı/Kalkınma Bakanlığı) tarafından 2007 yılı başından bu yana finansal olarak desteklenmekte olan Boğaziçi Üniversitesi’nin en önemli ve en büyük araştırma merkezi TETAM’ın (Teleiletişim ve Enformatik Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi) ekipmanlarının çöp poşetlerine doldurularak iki hafta önce boşaltıldığı ortaya çıktı.

    https://www.gazeteduvar.c...sigdirdilar-haber-1652463
    0 ...
  56. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2026 uludağ sözlük