Alıntıdır:
Bunu yazmak gerçekten çok acı ama bir zamanlar kerhanemiz bile bugünkü Türkiye'den çok daha düzgün işlerdi.
Matild Manukyan'ın Karaköy Yüksekkaldırım'daki işyerleri Türkiye'nın bugünkü halinden çok daha adaletli çalışırdı.
Orası "Kerhane" idi ama oradakiler hak, adalet, vicdan ve insani değerler açısından günümüzde Türkiye'yi yönetenlerden çok daha saygın kişiliklerdi.
Şimdilerde mazide kalan Karaköy Yüksekkaldırım'daki istanbul Genelevi'nin adı halk arasında "Kerhane", yaşlı kart hovardaların jargonunda "Abanoz", ılımlı vatandaşların dilinde "Umumhane" ve gençlerin ironik söyleminde "Fakülte" olarak tanımlanırdı.
Bu sokak bazı genç aktifler için "Acil Servis" görevini üstlenir, uzmanının maharetli ellerinde rahatlayanlar vizite ücretini ödedikten sonra hızlı adımlarla yokuştan uzaklaşırdı.
Bu sokak adeta bir rehabilitasyon merkezi gibi toplumun + 18 erkek kesimine her gün saat 08.00 ile 24.00 arasında kesintisiz hizmet verirdi.
*******
Karaköy'de iki ayrı sokakta bulunan toplam 40 evin 37'sini madam Manukyan işletirdi.
Orada yalan söylenmez, kibir ve ukalalık taslanmaz, yalan ve palavra sallanmaz, kimsenin hakkı yenmezdi.
Burada kimse kimseyi aldatmayı aklından geçirmez, kaderin kendilerini bir araya topladığı sokağın insanları racon gereği kimseyi ötekileştirmez, düşman görmez, ihanet etmezdi.
Burada sendika ve toplu iş sözleşmesi yoktu ama patroniçe Manukyan sadece kızlarını değil, tüm çalışanları korur, önemli günlerde onları mutlu ederdi.
Manukyan'ın takma isimli çalışan kızlarından evlendirdikleri olduğu gibi, beden yorgunluğu nedeniyle çalışamayacak duruma gelenlerin de huzurlu bir emeklilik sürmeleri için gerekenler yapılırdı.
Bu sektörde 35 yaşına gelmiş kadınların yaşlı sayıldığı göz önünde tutulursa sokağa emeklilik çok erken gelirdi.
Genç ve körpe sayılmak için 18 yaş baz alınırdı.
Sadece yaş değil, fiziki değişiklik bile erken emekliliği davet ederdi.
Numaralı gözlük takmak, protez diş kullanmak, çeşitli hastalıklara yakalanmak veya hafif sakatlanmak emekliliğe zemin hazırlayan gerekçelerdi.
Sonuçta orası devlet dairesi değildi, emekli olmak için 60 yaşını beklemek gerekmezdi.
Evi olmayanlar ev sahibi olurken maaş da bağlanır, hayatlarının kalan bölümünde kimselere muhtaç kalmazlardı.
Bunu yazmak gerçekten çok acı ama bir zamanlar kerhanemiz bile bugünkü Türkiye'den çok daha düzgün işlerdi.
Matild Manukyan'ın Karaköy Yüksekkaldırım'daki işyerleri Türkiye'nın bugünkü halinden çok daha adaletli çalışırdı.
Orası "Kerhane" idi ama oradakiler hak, adalet, vicdan ve insani değerler açısından günümüzde Türkiye'yi yönetenlerden çok daha saygın kişiliklerdi.
Şimdilerde mazide kalan Karaköy Yüksekkaldırım'daki istanbul Genelevi'nin adı halk arasında "Kerhane", yaşlı kart hovardaların jargonunda "Abanoz", ılımlı vatandaşların dilinde "Umumhane" ve gençlerin ironik söyleminde "Fakülte" olarak tanımlanırdı.
Bu sokak bazı genç aktifler için "Acil Servis" görevini üstlenir, uzmanının maharetli ellerinde rahatlayanlar vizite ücretini ödedikten sonra hızlı adımlarla yokuştan uzaklaşırdı.
Bu sokak adeta bir rehabilitasyon merkezi gibi toplumun + 18 erkek kesimine her gün saat 08.00 ile 24.00 arasında kesintisiz hizmet verirdi.
*******
Karaköy'de iki ayrı sokakta bulunan toplam 40 evin 37'sini madam Manukyan işletirdi.
Orada yalan söylenmez, kibir ve ukalalık taslanmaz, yalan ve palavra sallanmaz, kimsenin hakkı yenmezdi.
Burada kimse kimseyi aldatmayı aklından geçirmez, kaderin kendilerini bir araya topladığı sokağın insanları racon gereği kimseyi ötekileştirmez, düşman görmez, ihanet etmezdi.
Burada sendika ve toplu iş sözleşmesi yoktu ama patroniçe Manukyan sadece kızlarını değil, tüm çalışanları korur, önemli günlerde onları mutlu ederdi.
Manukyan'ın takma isimli çalışan kızlarından evlendirdikleri olduğu gibi, beden yorgunluğu nedeniyle çalışamayacak duruma gelenlerin de huzurlu bir emeklilik sürmeleri için gerekenler yapılırdı.
Bu sektörde 35 yaşına gelmiş kadınların yaşlı sayıldığı göz önünde tutulursa sokağa emeklilik çok erken gelirdi.
Genç ve körpe sayılmak için 18 yaş baz alınırdı.
Sadece yaş değil, fiziki değişiklik bile erken emekliliği davet ederdi.
Numaralı gözlük takmak, protez diş kullanmak, çeşitli hastalıklara yakalanmak veya hafif sakatlanmak emekliliğe zemin hazırlayan gerekçelerdi.
Sonuçta orası devlet dairesi değildi, emekli olmak için 60 yaşını beklemek gerekmezdi.
Evi olmayanlar ev sahibi olurken maaş da bağlanır, hayatlarının kalan bölümünde kimselere muhtaç kalmazlardı.
Manukyan'ı herkes "Genelev Patroniçesi" olarak tanırdı ama onun asıl geliri ünlü "Zürafa Sokağı"ndan değildi.
Aileden kalan devasa bir gayrimenkul zenginiydi. Yüzlerce konut ve işyerinin sahibiydi.
Ayrıca 2 fabrikası ve istanbul'da kiraya verdiği 220 adet taksi plakası vardı.
Defalarca Türkiye vergi şampiyonu oldu. Süleyman Demirel'in elinden onur belgeleri aldı.
Size çok ilginç gelebilir ama Şişli Adliye Sarayı'nın mülk sahibiydi fakat Adalet Bakanlığı Manukyan'a gerekçe göstermeden kira ödemezdi.
Hayatın garip bir rastlantısı sonucunda kendisini genelev patroniçesi olarak bulan Matild hanım, kültürlü, görgülü, hoş sohbet, yüreğinde doğa, hayvan ve insan sevgisi taşıyan, muhtaç kişilere, masum yavrulara hiç kimseye göstermeden yardım yapmasını seven bir insandı.
Atatürk sevdalısıydı, ulu öndere saygısız yapanları sözleriyle ezerdi. Ülkesi laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti için laf söyletmeyecek kadar vatanseverdi.
Matild hanım Şişli Camii'nin tam karşısında, aynı sıradaki Adliye'ye 80-90 metre mesafedeki mülkü kendine ait olan 6 katlı geniş köşe binada yaşardı.
Evinde, içine insan girebilecek büyüklükte içi tamamen nakit para dolu dev bir çelik kasa vardı.
Şişli'deki banka şubelerinin bazı müdürleri çok acil ödeme durumlarında merkezden transfer yapılmasını beklemek yerine meblağ ne olursa olsun Matild hanımdan borç alırlar, gün içinde geri öderlerdi.
Şayet Cuma akşamı işlem yapılmışsa Pazartesi geri ödemesi tamamlanır, Matild hanım bankadan kendisine ödenen 2 günlük faizi bile ihtiyaç sahibi kimselere dağıttırırdı.