insan, ilk kez gökyüzüne baktığında yıldızları değil, karanlığın içinde duran sessizliği fark etti. O sessizlik, rüzgârın ağaç köklerine anlattığı eski bir sır gibi toprağa indi; sonra bir nefes olup dillerde çoğaldı. Belki de her inanç, önce gecenin içinde yakılan küçücük bir ateşti; ışığından çok etrafındaki gölgeleri görünür kılan bir ateş.
Bir nehir, hangi dağdan doğarsa doğsun, sonunda denizin tuzuna dokunur. Fakat yol boyunca taşıdığı taşlar, suyunun sesini değiştirir. insan kalbi de böyledir; aynı göğe bakan gözler, farklı ufuklarda farklı yıldızları kendine yakın hisseder. Çünkü gökyüzü tek olsa bile, bekleyişlerin yönü hiçbir zaman aynı değildir.
Rüzgâr, ormanın her ağacına aynı kuvvetle dokunur; yine de her dal başka bir ezgiyle sallanır. Öyleyse hakikati değiştiren ses midir, yoksa onu dinleyen yankı mı? Belki cevap, kapıları açan anahtarda değil; eşiğin önünde duran sessizliktedir. Ve belki de bazı sorular, cevap bulmak için değil, insanın kendi yankısını duyabilmesi için doğar.
Yıldızlar birbirine değmeden aynı geceyi paylaşır. inançlar da çoğu zaman birbirine dokunmadan aynı göğün altında yürür. Aralarındaki mesafeyi büyüten şey gök değil, bakışın ağırlığıdır. Yerçekimi nasıl her şeyi merkeze çağırıyorsa, insan da anlam ararken görünmeyen bir çekime kapılır. Kimi bunu bir dua gibi taşır, kimi bir sessizlik gibi, kimi ise hiç adını koymadan içinde büyütür.
Mevsimler toprağı değiştirmeden önce tohumu değiştirir. Zaman da insanı önce görünmeyen yerlerinden dönüştürür. Bir çocuk, göğe baktığında merak eder; bir yetişkin aynı göğe baktığında hatırlar. Aradaki fark, yıldızların yer değiştirmesi değildir. Aradaki fark, kalbin kendi haritasına eklediği izlerdir.
Denizin kıyıya bıraktığı her kabuk, derinliklerden gelen görünmez bir yolculuğun izidir. insanlığın hafızası da yüzyıllar boyunca dualar, suskunluklar, umutlar ve korkularla kıyıya vurdu. Hiçbiri diğerinin gölgesini tamamen silemedi; çünkü ışık, en uzun yolculuğunu bile karanlığın içinden geçerek tamamlar.
Belki bütün yollar aynı kapıya çıkmaz; ama her kapının önünde duran insan, aynı sessizliğin nefesini dinler.
Ve belki de gökyüzü, yıldızları birbirine benzetmek için değil, hepsine aynı geceyi emanet etmek için sonsuzdur.
Çünkü taşlar acele etmez. Yağmuru beklemeyi bilirler. Güneşi beklemeyi de. Yılların üzerlerinden geçmesine izin verirler; ne zamanla yarışırlar ne de ona teslim olurlar. Belki bu yüzden bazı sessizlikler, en uzun hikâyeleri anlatır.
insan ise beklemeyi unutmaya meyillidir. Kalbi, henüz açılmamış kapıların ardını hayal ederken, ayaklarının altında filizlenen tohumları çoğu zaman fark etmez. Oysa bir orman, tek bir gürültüyle doğmaz. Önce görünmeyen kökler birbirini bulur. Sonra toprak, kimseye haber vermeden yön değiştirir.
Bir yıldızın ışığı bize ulaştığında, onu gerçekten görüyor muyuz... yoksa yalnızca geçmişinin son hediyesini mi? Belki insanlar da birbirlerini böyle tanır. Oldukları kişiyle değil, uzun zaman önce içlerinden ayrılmış bir ışığın gecikmiş yansımasıyla.
Nehirler denize ulaşmak için acele etmez. Her kıvrım, kaybettiği zamanı değil, kazandığı şekli taşır. Su, önüne çıkan kayayı yenmez. Onun etrafından geçmeyi öğrenir. Ve yıllar sonra, kayanın bile suyun sabrını taşıdığı fark edilir.
Bunun için kaç mevsim gerekir?
Kim sayabilir?
Saatler yalnızca zamanı ölçer. Bekleyişi değil.
insan bazen kendi gölgesinden korkar. Çünkü gölge, ışığın varlığını inkâr etmez; onu hatırlatır. En karanlık gecelerde bile ufkun bir yerinde sabahın başladığını bilen, gökyüzü değildir. Ufuktur. ikisi arasındaki görünmez sözleşmedir.
Belki bu yüzden bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür. iki yol, birbirinden habersiz yürür. iki rüzgâr, aynı vadide sessizce birleşir. iki yabancı, aynı cümlenin eksik yarısını yıllarca taşımış olabilir. Evren bunu ilan etmez. Sadece küçük işaretler bırakır; pencere kenarında unutulmuş bir tüy, beklenmedik bir melodi, tam vazgeçileceği anda duyulan bir ayak sesi.
Ve sonra hayat yeniden sessizleşir.
Çünkü en büyük değişimler, alkış istemez.
Onlar, toprağın altında yön değiştiren kökler gibi ilerler; görünmeden, ama hiçbir şeyi eskisi gibi bırakmadan.
Belki de insanın kaderi, hangi yöne yürüdüğünde değil...
Hangi sessizliğin onu adını söylemeden çağırdığında saklıdır.
Senden hoşlandım çıkışta ara beni diyip vol üstüne vol ısmarlatan konsun numarasını alan uzaylıdır. Aradığınız numara kullanılmamaktadır sesini duyunca dünyanın kötülüklere dolu bir yer olduğunu düşünüp uzay gemisinden nükleer bomba ateşlemesi olasıdır.
Sanırım bunu kapsayan bir sağlık sigortası yok. Ben mesela (bkz: ISS)de hasta olsam uzay boşluğuna mı atacaklar beni? Orada geçirdiğim süre sigortam işleyecek mi? Emeklilikte faydası olur mu bir de bunun? SGKda çalışan biri cevaplarsa gerçekten mutlu olurum.
7x8 işleminin matematiksel sonucu bi anlığına 54 gibi geldi. Çok da mantıklı geldi o an. Sonra doğru olmadığına ikna olunca nasıl olup da şaşırdığıma şaşırdım.
Bireysel olarak her birimize teker teker tıklayıp neler yaptığımıza baktığını sanmıyorum. Şahıslardan çok makro düzeyde toplulukları inceliyor olabilir. Yüksek ihtimalle ona en ilginç gelen yer Orta Doğu topluluğudur. Kendi toplumlarının evrimine fikir vermesi açısından oluşturduğu bu evrende Orta Doğuyu sistem hatası olarak değerlendiriyor da olabilir. Diğer türlü orta doğudaki benzer bir yaşamdan evrilmiş olma düşüncesi tiksinti ve hayal kırıklığı hissi uyandırıyordur bence.
Geçtiğimiz seneye göre arz düşük olduğundan dolayı haliyle talepler ve beraberinde talipler çoğaldı. 3 farklı adaydan fiyat teklifi aldım. Gerçekten inanılmazdı.
Bildiğiniz üzere bugündür. Yarın sabah itibariyle lozan antlaşması geçersiz kalacaktır ve hakkımız olan musul kerkük ve selanik yarın itibariyle Türkiye topraklarına katılacaktır.
Taban fiyat konusunda hala belirsizlik hakim. Seçim yaz ayına denk geldiğinden ötürü klimayla takas düşünülebilir. Tabii her zaman olduğu gibi fiyat merkezden geliyor. Bekleyip görelim.
Anahtar kelimeler: satılık oy, günlük oy, kiralık oy, oy nasıl atılır, oyum kaç lira eder, oy fiyatları
Şimdi insan soyu 2nin katları şeklinde ilerliyor. Mesela 2 üzeri 0 şu anki beni temsil ederken 2 üzeri 1 annemle babamı, 2 üzeri 2 ise onların anne babalarını temsil ediyor. Ortalama doğurganlık süresine kabaca bir değer atasak, yani bizleri doğuran annelerimizin ortalama doğurganlık yaşı 22 desek mesela; islamın yeni yeni filizlendiği 600lü yıllara kabaca 63 kuşak gerekiyor. 600 yıllık Osmanlı'da bile 36 kuşak var ordan hesap edin işte. Neyse 2 nin 63.kuvvetine bir göz atıyoruz ama o da ne? Sayı 9 kentrilyon ile başlıyor. Aynı tarihlerde dünya nüfusu 300 milyon olarak tahmin ediliyor. Yani senin bugün var olmanı sağlamak için ilişkiye girip çoğalan insan sayısı yer yüzünde yok. ihtimalleri düşünün. En azından ortalama bir soy hattının %95 civarı ensest olması gerekiyor. Oysa Sami dinlerinde ensest ilişki en büyük günah sayılarak yasaklanmıştır. Peki bu durumda biz nasıl var olduk ve var oluşumuzu sürdürmeye devam ediyoruz?
nerden baksan 10 milyon ümmetçi 30 milyon göçmen var. hem dine hem göçmen sorununa değinirse kazanacak olan aday. bir çeşit arap devrimi sayılacağından ötürü solcular da kayıtsız kalmayıp onlar da suriyeliye oy verecektir. bir suriyelinin türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanlığını kazanmaması için hiçbir engel yok.
--spoiler--
Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüz bin seçmen aday gösterebilir.
--spoiler--
100.000 suriyeli toplanıp benim adayım bu kişi dese kim ne diyebilir?
boş boş gezinirken eski seçim sonuçlarına denk geldim ve yaptığım hesaplamalar neticesinde 26 milyon sol görüşlü veya sol görüşe sempati duyan veya göz kırpan insan olduğunu idrak ettim. internette her şeyden sitem eden, sürekli geçim kaygısı dile getiren, yaptığı paylaşımlarla sık sık hapse giren kitlenin hepsi bu 26 milyon içerisinde ne yazık ki.86 milyon vatandaşlığa ek 20 milyon kayıtlı 10 milyon kayıt dışı göçmenle 116 milyon nüfuslu türkiye cumhuriyetinde yaşayan her 5 kişiden birisi marjinal terörist potansiyeline sahip.
Simülasyon başlangıç tarihi 1850 yılı ve sonrasıdır. Daha öncesi kesinlikle ispatlanamaz. E-Devlet soy ağacı bile 1850 yılından başlar. Bu konuyu destekler bir çok kanıt bulunmaktadır ama hepsini tek seferde paylaşıp insanları korku ve endişeye sevk etmenin manası yok.
Mutlak suretle keneviri yasallaştırma vaadidir bence bu. Şimdi nerden baksan 10 milyon içici var. Bi o kadar da potansiyel içici söz konusu. Son seçimlerde cb nin 26 milyon oy aldığını düşünürsek 6 milyon eksik kalıyor. Bunu da keneviri yasallaştırarak terör örgütlerine akan parayı kesip onlara darbe vuracağız söylemiyle ülkücü kardeşlerimizden toplayabiliriz.
1 - ekonomiye katılan 34 milyon çalışanın maaşından her ay 100 tl kesinti yapıyoruz. bu yaptığımız kesintiyi emlak fonunda topluyoruz. bu fonda biriken parayla fona katkı sağlayan ancak ev sahibi olamamış vatandaşlara gerek toplu konut inşa ediyoruz gerekse de daire satın alıyoruz.
2 - yönetim şeklini teknokrasi olarak değiştiriyoruz. mevcut yönetimi fes edip, bütün siyasi partileri kapatıp yerine minimum eğitim gerekliliği phd olan alanında uzman 81 delege seçiyoruz. Yönetimi bu alanında başarılı 81 delegeye bırakıyoruz.
3 - Belediyeleri kapatıp belediye bünyesindeki müdürlükleri valiliklere entegre ediyoruz. Başkentten yapılacak her iş için rayiç bedel belirliyoruz. Gerek kırsalda gerek merkezi yerlerde yapılacak olan iş rayiç bedelin +%20 -%20 fazlası olmayacak şekilde yol açma, kaldırım, çevre temizlik, asfalt vb işlerini ihale usulü gerçekleştiriyoruz.
4 - ilköğretimden bozma üniversiteleri kapatıyor, ilköğretim müfredatını tamamen değiştiriyoruz. artık resim, müzik gibi dersler seçmeli ders niteliğinden çıkıp sanat dersi adı altında zorunlu derse dönüyor. sosyal bilgiler dersi gündelik yaşama daha çok dokunuyor. bunlara ek olarak teknik dersler de müfredata giriyor. Son olarak diksiyon eğitimi de müfredatlarda yerini alabilir.
5 - masrafları kendi üyeleri vasıtasıyla karşılanmak üzere bütün ibadethanelere üyelik zorunluluğu getiriyoruz. dinini ve ikametgahını beyan eden vatandaşı evinin en yakınındaki ibadethaneye kaydediyor, aylık üyelik aidatı tahsil edip o ibadethanenin imam, müezzin, elektrik vb masraflarını oradan karşılıyoruz.
6 - köylere sanat götürüyoruz. devlet tarafından fonlanacak olan organizasyonlarda tiyatro oyuncuları, müzisyenler, heykeltıraşlar köy köy gezip gösteri düzenliyorlar.
bunlar benim seçim vaadlerim. daha iyisi varsa buyursun bakalım.
doğruya doğru şimdi. felaketlerden çıkar sağlamaya çalışan mı dersin, pedofili mi dersin, ensest mi dersin yoksa hırsızlık, üçkağıtçılık, dolandırıcılık mı dersin? hepsi var... ve işin ilginci türk insanının gerçek tanrısı para olduğu halde sorsan müslümanım der. tüm bu bokları da yemesine rağmen domuz eti uzatsan bunun haram olduğunu bilmiyor musun pis kafir diyip saldırır.
karım astronot oldu diye seviniyorsun. uzay istasyonunda kalacak 3 yıl diyorsun. yerçekimsiz ortamda biri sol köşeden bi sokup çıkartıyor oluşan ivmeyle karın dakkasında sağ köşede. orada bi deepthroat ve tekrar sol köşeye gönderiliyor.
sonuç itibariyle karısı astronot olan erkek gavattır. net.
tam uyuyacak gibi oluyorsun ve akşam üstü saat 5te otobüsten inen kırmızı renk puantiyeli elbiseli kıza çarpan rüzgarı düşünürken buluyorsun kendini. tam o anda dünya daha kaç tam tur daha atacak da yeni yıl gelecek diyorsun. maaş zammı ne olur acaba diyorsun. - belki telefon da değişirim... +yarak değişirsin.