Uludağ Sözlük’ün en güzel tarafı, insanların birbirini gerçekten tanımadan da birbirine yakın hissedebilmesiydi. insanların hayatına dair çok şey bilmezdin ama yazdığı entry’lerden nasıl biri olduğunu az çok anlardın. Kimi zaman bir esprisiyle, kimi zaman bir yorumu ya da bir olaya bakış açısıyla zihninde bir karakter oluşurdu. insanlar oldukları gibi yazıyor, düşüncelerini olduğu gibi paylaşıyordu. Bu yüzden ortam yapmacık gelmiyordu. Herkes aynı fikirde olmak zorunda değildi ama doğal bir hava vardı. Şimdi dönüp baktığımda o eski tad yok, ortam değişti, insanlar değişti, sözlüğün ruhu da bundan nasibini aldı. Eskiden saatlerce vakit geçirten o sıcaklık yerini daha farklı bir atmosfere bıraktı. Yine de insan tamamen kopamıyor. Çünkü hafızasında kalan şey sadece entry’ler değil; o samimi hava, o doğal ortam ve yazılanlardan tanıyormuş hissi veren insanlar.
eski günler geri gelmez, belki de sözlük hiçbir zaman eskisi gibi olmaz. Ama insan yine de arada dönüp bakıyor. Bir umut işte… Belki bir gün o eski ruhundan bir parça yeniden ortaya çıkar.
mahallede top patlayana kadar eve girmediğin saatlerdi. Akşam ezanıyla yarışır, sokak lambası yanınca “eve!” diye bağırırlardı. Cep telefonu yoktu ama herkesin yeri belliydi: Park, bakkal önü, okul bahçesi.
90'lar, televizyonu açınca TRT'deki dizi müziğiydi. Reklamda “Arçelik” deyince herkes susardı.
Çizgi film için 07:00'de kalkmak ibadetti. 90'lar, internetin olmadığı ama muhabbetin bol olduğu zamandı. Bir şarkı 3 ay listeden inmezdi. kaset çalar sesi gibiydi. Tık diye başlar, cızırtıyla sarar, ortasında parmakla sarıp geri alırdın. Bir deftere 40 kişilik imza dolardı.
Mektup yazardın, pul yapıştırırdın, cevabı 2 hafta sonra gelirdi. Beklemek güzeldi çünkü.
90'lar sade ama tok'tu.
Bir sakız, bir gazoz, bir de arkadaş. Başka şeye ihtiyacın yoktu. Modası geri geliyor ama ruhu gelmiyor. Çünkü 90'lar filtre değildi. Gerçekti.
Köylülük utanılacak bir geçmiş değil, insanın köküdür. Hepimiz bir ağacın dalları gibi yükselmeye çalışırken, bizi ayakta tutan şey toprağın altındaki köklerimizdir. Şehir sonradan öğrenilir; emek, dayanışma, paylaşmak ve toprağa saygı ise nesilden nesile aktarılır. Bu yüzden aslında herkesin ruhunda biraz köylülük vardır. Kimisi bunu hatırlar, kimisi unutmaya çalışır. Oysa insanı küçülten köyden gelmiş olması değil, geldiği yeri inkâr etmesidir. Geçmişinden utanan, geleceğini de eksik yaşar; köklerini sahiplenen ise nereye giderse gitsin kendinden bir parça taşımaya devam eder.
Utanılacak şey köylü olmak değildir. Hırsızlık, ahlaksızlık, karakter yoksunluğu ve emeğe saygısızlık utanılacak şeylerdir. insan doğduğu yeri seçemez; ama nasıl bir insan olacağını seçebilir.
Kimseyi putlaştırmayın. Çünkü putlar yıkıldığında geriye sadece hayal kırıklığı kalır. Bir ülkede güven, alkış toplayan isimlere değil; denetime, hukuka ve hesap verebilirliğe dayanmalıdır. Kişileri kurumların yerine koymanın faturası er ya da geç çıkar. Bugün bir kişiye duyulan kör güvenin yarın nasıl büyük bir pişmanlığa dönüşebileceğini görmek isteyenler, yaşanan tartışmalara baksın; çünkü aklın yerini hayranlık aldığında kaybeden her zaman toplum olur.
ezilenlerin, sesi bastırılmak istenenlerin, alın teriyle ayakta kalanların günü bugün. asgari ücretle yaşam mücadelesi veren işçilerin, emeği görünmeyen emekçilerin, sabahın ilk ışığında yola çıkıp gece yorgun dönenlerin günü. bu gün, sadece bir takvim yaprağı değil; eşitlik talebinin, adalet arayışının, insanca yaşam isteğinin yankısıdır.
her damla terin bir hakka dönüştüğü, her sesin duyulduğu, her emeğin değer bulduğu bir dünya umuduyla…
insan çoğu zaman bulunduğu yerden memnun olmaz. içinde hep bir eksiklik, hep bir “başka yerde daha güzel olurdu” düşüncesi taşır. oysa hiçbir yer, uzaktan göründüğü kadar güzel değildir. uzakta gördüğümüz şehirler, fotoğraflarda parlayan sokaklar, başkalarının yaşamları… hepsi bir perde arkasında gizlidir. biz sadece ışıkları görürüz; ama o ışıkların altında yorgunluklar, sessizlikler, özlemler de vardır. her yer, yaklaştıkça kendi gerçekliğini gösterir. her güzelliğin ardında bir kırık yan, her manzaranın arkasında bir gölge vardır. insan bunu fark ettikçe, aslında aradığı şeyin bir yer değil, bir his olduğunu anlar.
dünyanın neresine giderseniz gidin, bu değişmez. çünkü insan gittiği her yere kendini de götürür. içinde huzur yoksa, en güzel manzaralar bile kısa sürede soluklaşır.
kadınların ötekileştirilmediği, eşitlendiği, şiddete maruz kalmadığı, cinayete kurban gitmediği haberleri almadığımız ve duymadığımız zaman kutlayabileceğimiz bir gün olabilir.
Sapıklar, tecavüzcüler, rüşvetçiler, dolandırıcılar, hırsızlar, katiller, bazı vakıflar, bir kereden birşey olmaz diyenler, çocuğun rızası varsa sorun olmaz diyenler içinde aynı hızı bekliyoruz yargıdan.