yeşil gözlerine bakıyordum
boş hayallere dalıyordum
acı gerçekler cebimde
rüzgar yanaklarımı yalarken
sadece seni düşünüyordum
yaz günü dışım yanarken üşüyordum
umutlarım gazeller gibi
birer birer düşerken...
Nazım gibi bakmak gerek hayata,
iki mavi pencerenin ardından güzellikleri seçercesine süzmek dünyayı,
Anlamlandırmak gerek sonra koca bir küreyi piraye'nin kar beyazı teninde,
Bir çift papatya bulundurmak lazım elinde,
Sevgilinin hasretini yatıştırmak için.
Kirletmek gerek dalgaları ayın naif ışığıyla,
Mevsimler çizmek gerek yakamozlardan denize,
Akıp gidiverir yoksa günlerle sürüklenen tebessümler,
Vakit, mutluluğu katletmeden değerini bilmek gerek.
Yaşam bir kelebekçesine süzülür gökyüzünde,
Her çırpınışın, ömründen bir nebze demek,
Rüzgar hala dokunurken tenine,
Seni seviyorum diyebilmek gerek.
“Gülleri sarı severim, toprağı ıslak.
Türküleri yanık, şiirleri hoyrat!
Havayı nemsiz, çayı demsiz...
Bir seni olduğun gibi, bir seni her şeye rağmen.
Bir seni, hâlâ...”
ölçü ve kafiye olmadan hakkıyla ahenk tutturabilmek esasında çok büyük bir maharet ister.
ama nihayetinde ahenk en güzel ölçü ve kafiye ile tutturulur.
hakikati mübalağa ederek aktardığı ölçüde insanda hoş duygular bırakabilecek bir sanat türü. zira apaçık bir hakikat insanın duygularına hitap etmez. onun bezenmesi, süslenmesi gerek. Bilmek değil, inanmak gerek.
Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yani böyle çok sıcak bir havada çok susamış ve yorgun bir insanın içtiği o ilk yudum suyun damarlarındaki lezzeti var ya heh benim için aynı böyle şiir okumak. Bazen bir şey oluyor şiire denk gelmiyurum o gün hiç güzel olmuyor. Şiir bana her koşulda iyi geliyor üzgünken sonuna kadar hissetmemi mutluyken de bunu sonuna kadar hissetmemi sağlıyor. Ya böyle nasıl anlatmalı hani birini seversiniz ya ve hani o biri de sizi sever işte böyle mükemmel bir denge. Keşke sevdiğim insanları şiir yapabilsem. Çok güzel olurdu mesela her akşam sevdiğim birinin şiirini okur öyle uyurdum. Olsaydı bu akşam rana'nın kitabını açar okurdum. Kuvvetle muhtemel biraz gözüm dolardı sonra yine uyurdum. Sonra yine sabah. isimlerin hiçbir anlamı yok bu dünyada keşke bu kadar his olmasa.
Girizgâh hicazdan oldu. Lütuf verilen aciz kuldu. Arasıra hırçın dalgalı, arada da şenlikli şamatalı. Açıp kapamışım bir an için gözleri. Tanrı vâretti "Sev!" diye bizleri. Kapanıp açılınca çiğ gözlerim; acaba hayal miydi, derim. Sonra itim kâfir nefsime, söver ilenirim. Şimdilik el ermede göz görmede. Varlığın ispatı imana erişip, doğruyu bilmede. Yalvarırım Ulu Tanrı'm, bilensin hallerimizi. Arındır bizleri, böbürlenen kalplerimizi.
...Bir tane de ben gördüm: Yüzünü boyamış, kırkına merdiven dayamış... Gülen bakışına inat, ağlayan siması... Derdi; renkli kostümüne tezat, kara duvarlı oda kirası... Sordum: Kimsin, nesin? Dedi: Sus! Allah'ın belası... Belli; avuntuya kapılar kapanmış. Fani dünya gülüşünden bile yalanmış. Meğer gerçek adam, boyalı yüzden arta kalanmış. Adını ardından demişler; o bir şaklabanmış. Soytarı dünyanın, ağlarken güldüren şaklabanı... Sahnesi hayal, adı yalan; it köpek olur, çok tapınan. Bizler de birer palyaçoyuz belkide. Görmeyen kör kalabalıkta, bilinmeyen; adıyla tanınan.
Ne dersin hey akıllım. Sanma alemin kir pasına kapıldım. Sade öyle sanmada fikirsiz muradın. Değmez bu yalana ettiğin, iradın. Hakk'a harca özünü, dinsin feryat figanın. Kul olmaz günahsız, kendini ne sandın. Bir et kemik içinde onmaz BEN varım. Üfledi BEN'i tene, ayırdı, olmaz hiç kârım. Alemde yek O'dur BEN'im medarım. Kimi sorar: Nedir be hey, günah sevabın! Kim olursun ki; derdi düştü içine akıllım. Yek olandan geldim, kuru bir Can'da turabım.
Bilmezdim BEN eskiden, cahilliğin kıymetini. SEN'den geldi diyerek, sevdim kendi suretimi. Aynada nurlu bakış, bir de safi tıynetimi. "Böbürlenmem!" dediğim gençliğimi, kuvvetimi. Elimdeydi sandım hep, ömür denen servetimi. Över BEN kendini, adi rüsva kudretini. Yine de bilirsin SEN, tahtındaki devletini.
Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!
Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!
Belki kırklarımdayım belki otuzlarımda!
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!*
benim yazmak istediğim şiir:
hayat çok güzel doya doya yaşamak
mutlu olduğun yerlere gitmek
mutlu olduğun anları yaşamak ile ilgilidir
fakat
bana
söylenen şiir:
oku memur ol ne yaparsan yap yalan amk
çocuk avutuyorlar sanki
kıçını kır evde otur demediler Allah'tan yoksa ben ne yapıcağımı iyi biliyordum.
keşke de öyle deselerdi bee
evden ayrılmış olurdum en azından