Estetik ve eğri bir bakış açısından zuhur eden, bazı büyüklerin kelimelerden oyun hamuru olan, herkes tarafından sevilmeyen ve sevilmemesi de büyük bir kazanım olan sözcükten resim.
"her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
hatıralar bile
o hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
o hatıralar ki tüyden hafif
gök mavisinden duru
etten kemikten uzaktırlar
o hatıralar ki
bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
gel demeden gelir
git demeden giderler
nur topu gibi açıldıkları olur bazan
sonra sızım sızım sızlarlar
her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
birbiri içinde
birbiri peşi sıra
bir tad dudakta
bir ses kulakta
sen toprakta çürürsün canım kardeşim
ben ayakta."
duygulardan, düşüncelerden, düşlerden, özlemlerden vb. süzülmüş yaşantı birikimleri olarak, ozanların, sözcüklerin sözlük anlamlarına kimi zaman değişik anlamlar da yükleyerek, dil içinde özel bir dil yaratarak oluşturdukları, imgelerden, simgelerden, söz sanatlarından, ritimden, uyumdan vb. yararlanarak ortaya koydukları, okurda estetik duygular uyandıran yazın ürünü.
Sözcüklere varana kadar değişik bir nazardan süzülen bakış açısı.
Şiir eğri bakmanın sonucudur. Düz bakmakla şiir doğmaz ama düz bakıp düzlüğe eğrilik verilirse, nurtopu gibi dizeler doğabilir. Ölü doğum olduğu da vakidir.
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Türkiye’de okuyanı az, yazanı ise çok olan edebiyat dalı.
Genel olarak belirli şairlerin belirli şiirleri bilinir. Aslında o şairlerin daha güzel şiirleri derinlerdedir, keşfetmek gerekir.
Sosyal medyanın etkinliğinin artmasıyla ve şiir sokakta akımı gibi akımların çıkmasıyla bu dediğim durum daha da atmıştır. Bir gence hangi şairi seviyorsun diye soruyorum, Turgut uyar diyor. En sevdiği şiiri de göğe bakma durağı. Başka deyince de ses yok, çünkü popüler olanı o.
Müjganın dokunur sol yanımda sebep olduğun sonbahara,
Ben seni çizerim beyazla kirlettiğim dizelere,
Issız adımlarım var gözlerinin yeşil haresinde,
Kafiyelerim kadar eksik göğsüme dolan gökyüzü yine.
kalemin kağıda dokunduğu gibi dokun dalgalara,
hislerim can bulsun,kokunun dokunduğu şiirimde.
kalacaksa sen dolu kafiyeler yarım kalsın ciğerimde.
senin izlerin kirletsin beyazlarımı
alacakaranlığıma sen son ver,gün geceyi katlettiğinde.
en azından sen özne ol, yetim kalmış dizelerime.
Güzel günler gelecek dediler
Ama nasıl gelecek
Söylemediler
Hak ettiğimden değil be kızım
Bu gece kalabalık bir barda
Kesin güzel şarkı söyleyebileceksem
Bu gece kadehimi
Terk edenler için kaldırırdım
Hak ettiğinden değil
Hak etmemesini yaşayabilmesinden.
Hatalarımız,
Küçük büyük
Sağlı sollu ilerledi
Cami safında
Affet beni Yaradan
Eğer dedikleri kadar varsan
Ama yoksan
Bunun bedelini ödeyeceksin
Senin yerine ben yanacağım
Hatta dur
Benim yerime sen yan be Allah!
Güzel günler
Kendilerinin olsun
Hayatını kursun
Hatta ve hatta
Mutlu olsun
Biz de yaşadık be
Biz de geçtik bu dünyadan
En az benim kadar
Önemlisiniz
Canımız sağolsun.
Vatan var olsun!
Tanrımıza, ha pardon
Allaha hamd olsun.
Lanet olsun!
Ben birini sevdim bu dünyada
O kişi hep kendimden başkası oldu
Kendimi sevdiysem
Karşıdaki bunu istemiyordu
Karşıdaki o sevgi için
Kendini yerden yere vuruyordu
Sevdim
Terk ettim.
Pes ettim ama
Hiç etmedim.
Biz ayrılan zamanın sonuna gelmedik
Bizim ayırdığımız zamanın sonuna geldik
Allah'a emanet olun
Büyük annemin söylediği gibi
Allah izin verirse görüştürür.
Allah gibi kapıcınız olsun.
Hayırlı olsun.
Adındır, dudağımda asırlık
Esrarına amade yalım
Adındır, terk etmez, sıddık
Vurur yumruğunu
Sadrıma sadrıma
Hücremin başkenti suskunluğun
Gözlerin, yalın kılınç
Gözlerin ıssız, kallavi
Bir benim şimdi
Firari sensizliğin belasında
Bir benim tütsülü
Voltalı ahrazlığa
Şimdi yürek yorgun
Virane, ıssız
Ansızın yaşlanmış bir gecede
Yaşlanmış canına kadar
Orostopolluk
Sırtlanca, sefil
Yığınların tenhasında savrulmuş
Yırtılmış bir hecede
Kursağıma avazın gelmiş
Sevmişem, şahidim dağlar
Sevmişem Allah’ına kadar
Ölünceye dek değil
Ölümden sonra da
Yeşerinceye değin
Tutuşan ellerimiz
Seni yangın bağrımın
Avlusuna gömmüşem
Çifte dikiş gider sabanlar
Fersiz toprağın koynu
Fersiz, yetim, analar
Kuş uçan, kervan geçen
Bostanlar ölgün şimdi
Ölgün Dicle denizi
Ve çakırkeyif buğdaylar
Kahyalar körkandil çeper
Mösyölerde bir kültür
Nankör çıyanlık
Kepenekler mahzun
Bağlamalar öksüz
Kalleşlik mazinin töresine
Şimdi âdet diye bellenen
Hicapsız ikirciklik
Heybesiz bulvarlarda
Cartalı haybeciler salınır
Dümenci dubaralar
Ertekeden nümayiş
imam kayığındayız sürgit
Façalar çiğnedik muttasıl
Erce, âdil, hilesiz
Bundandır kavlimizden kaçışı
Geçmişi tam kınalı
Piyazcı sendikalar
Kaparoz puştlarının
Çifte dikiş gider sabanlar
Cana bir çınar gerek
Yüreğin, yüreğin gibi serin
Derin kuyular içim
Mars olmuş, dumanaltı
Kaybolmuşam, gel artık
“Karışsın köz yaşlarımız
Karışsın, yeşil…”