durup dururken insanın aklına gelendir, insanı boşluğa, derin düşüncelere sürükler. o zaman sorgularız hayatın anlamsızlığını, boşluğunu, ne için yaşadığımızı, bir gün her şeyin sonlanacağını. insanız, her canlı gibi biz de öleceğiz elbet. bunu bilerek yaşamak tuhaf olan, insan bir gün öleceğini bilerek nasıl yaşar ki? dünyanın, hayatın en büyük açmazı, gizemi, korkusudur ölüm.
hayattaki en berbat ruh halinin "keşke" kelimesinin arka arkaya akıldan geçtiği, dudaklardan döküldüğü anlar olsa gerek. benim için öyle. keşkesiz bir ölüme merhaba diyebilseydim keşke.
neye inanırsak inanalım, ne hayal edersek edelim, ne olduğunu düşünürsek düşünelim, en azından henüz, sadece bir boşluktur. karanlık, hiçlik dolu korkunç bir boşluk. yitip gitmek.
daha gecenlerde 18 yasinda bir arkadasimi kaybettim. birkac gun once yanimda kanli canli duran, gulup eglendigim, beraber sigara icip sohbet ettigimiz birini kucuk bir tabutun icinde beyaz bir kefenle hareketsizce yatarken, yerin altina koyup ustune toprak atarken sesi hic gitmedi kulagimdan. bazi sabahlar hala sesiyle uyaniyorum. sahiden de dunyada ölümden baskasi yalan. her insanin sonu ayni, sonu belli. kalp kirmaya, insanlarla küs kalmaya degmez. ufak tefek hatalarla kalbini kirdigim insanlardan ozur dilemek icin belki yarin cok gec olabilir. hala sansiniz varken sevdiginiz insanlara doya doya sarilin.
her ölüm birbirine benzer. eksikliktir kalanlar için. kendini dünyada bir zerre olarak görür insan. yani öyledir benzetmeler hep, biz koskoca evrende bir toz parçasıyız sadece. bir toz olsan bile eksikliktir ölüm ama kalanlar için. insan çoğu zaman kendi ölümünden korkmaz, korkulan sevdiğin birinin ölümüdür. onsuz geçecek yıllarındır.
bir toz parçasının izleridir silmesi zor olan. onun yaşadığı evi, yürüdüğü sokakları, düne kadar işgal ettiği o küçücük yeri doldurmak, onu silmek zordur hep. ne kadar küçükte olsa evrendeki o küçücük boşluk senin için hayatın en büyük boşluğu olur. bir toz parçası hayatını alt üst eder kimi zaman. sorgulamaların, geçmişine dönüşün, pişmanlıkların bir ölüm sonrası yapışır yakana.
her ölüm birbirine benzer sonraki ölümler hep ilk kayıplarını anımsatır sana. ilk ölüm anını yaşadıktan sonra alışkanlık olmaz, her kayıpta toprağın altından dirilir eskiler. her ölümde her gece sığınıp ağlayacağın ilk yer yine yatağın olur. ölümde alışkanlık onun boşluğuna alışmış olmaktır. ölüme alışılmaz, onun boşluğuna alışırsın sadece.
en iyi tanışmalar ilk merhabayla değil hep o son vedayla olur. ya da halk arasında kör ölür badem gözlü olur diye anımsanır bu gerçek. aslında olan onu ilk kez öldüğünde tanımış olmadır. dökülen her yaş onu bir vedayla tanımış olmanın pişmanlığıdır. onunla ilgili aklından geçen pişmanlıklarının ceremesidir. o son veda pişmanlıktır. söyleyemediklerinin, doya doya sarılamanın pişmanlığıdır.
her ölüm yaklaştığın sonun habercisidir. pişmanlığın bittikten sonra bu kez kendi sonuna ağlarsın. yeri hep eksik kalacaklar gittikçe yalnızlığına ağlarsın daha sonra hep.
her ölüm birbirine benzer ve hep başka bir ölümü hatırlatır, ya daha önceki ölümleri ya daha sonrakileri.
Aileden biri gitmedikçe insan hiç ölümü hatırlamıyor cidden. Bir gün önce yüzüne baktığın, sohbet ettiğin kişinin kefene sarılı yatması çok garip geliyor.
Mezarı başında ''burada yatan kişi şu an ben de olabilirdim'' diye düşünüyorsun. Zamanla sevdiğin insanlarla daha çok vakit geçirmeye, çevrendekilere değer vermeye başlıyorsun. En nefret ettiğin kişiyi bile mumla arar oluyorsun.
Tabii bu da kısa bir süre için. Yaklaşık bir hafta sonra her şey eskiye dönüyor. Bir sonraki cenazeye kadar ölümü rafa kaldırıyorsun..
nerde okudum hatırlamıyorum, yazarlardan biri yazdıysa affola. uyarın sileyim
"ölüm evden küçük küçük farkettirmeden çalan bir hırsız gibidir, bir gün bir bakmışsınız her yer bomboş, zaten sonra o evde durasınız kalmaz terkedersiniz." *
Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır.
Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmışson bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu kitabı sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.
Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce ya da sonra mutlaka ölecekler. Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde sizin tanıdığınız hiçbir canlı insan kalmayacak...
şu hayatta en çok korktuğum şeydir sanırım hayatımın son bulması. ama buna rağmen hayatın en acı gerçeği de bu. ölmek zorundayız. halbuki iki ayağımın sığabileceği bir toprak parçası yeter benim sonsuza kadar yaşayabilmem için. o kadar da bağlıyım bu hayata. ama olmuyormuş öyle, ölecekmişiz. dört ölüm gördüm ve her seferinde katlanarak arttı ölüm korkum. her ölenin arkasından birkaç damla gözyaşımı döktüm lutfedip. ölenin ne kadar yakınım olduğunun da bir önemi yokmuş. o toprağın altında çürürken ben burada gayet mutlu mesut yaşayabiliyorum sonuçta. ve bir gün aynı şey bana da olacak. öldükten sonraki belirsizlik değil, bu zor olan. ben öldükten sonra dünyada herhangi bir şeyin değişmeyecek olması.