çok uzun zaman önce alınan bir e-posta adresine gelen giden bir şeyler var mı amacı ile kontrol etmeye çalışmak, şifrenin yanlış olduğunun söylenmesi sonucunda gizli soruya başvurma, gizli soruda en sevilen tarihi karaktere şahsımın vereceği cevabı yazma ve hesabın açılması. buraya kadar yaran bir olay yok fakat e-posta adresi incelendiğinde bir harfin yanlış yazıldığının farkına varmak ve başkasının hesabına girildiğinin farkına varma. bu arada şifreyi değiştirmiş olma. e-postalara bir bakayim derken kişinin eşi ile beraber kendilerine " eğlenme " amaçlı çift aradığının farkına varma. bazı resim ve videoları gördükten sonra gözlerine inanamama ve olay mahallinden hızla uzaklaşma.
- selam. bir redbull varsa bir de ağrı kesici.
+ ağrı kesici satmamız yasak kardeş tekel bayiğinde.
- aa o niye.
+ alkol ilaç o ilaç olmuyor öyle.
- haha iimiş.
artık yaran mıdır ilginç midir bilmiyorum, siz karar verin.
hani böyle ilginç tesadüfler olur ya forward maillerde mutlaka denk gelmişsinizdir, onlar gibi bir şey işte;
özel bir tv kanalında aynı departmanda yaklaşık 6 yıldır aynı 2 kişi çalışıyoruz, gününü hatırlamıyorum ama geçtiğimiz haftaydı, şirketimizde teftişçiler vardı ve bizden bir rapor istendi. rapor, genel hatları ile personel listesiydi, raporu isteyen müfettiş örneklendirmek için eliyle kağıda hangi başlıkları istediğini yazdı; ad, soyad, departman, görev vs. başlıkları yazdıktan sonra ise başlıkların en altına kendisi bir örnek yapmaya yeltendi, rastgele bir ad ve soyad yazdı, geri kalan bilgileri de yine farazi olarak yazacakken ben devreye girdim ve yeterli olduğunu, raporu hazırlamaya başlayacağımızı söyledim, geri döndüğümde ise müfettişin örneklendirmeyi yazdığı kağıdı incelemesi için iletmemi istediği çalışma arkadaşıma verdim, kağıda uzun uzun baktı ve "bu ismi sen mi yazdın?" dedi, "hayır ben yazmadım, müfettiş kendi yazdı raporun şeklini anlatmak için" dedim. pek iyi görünmüyordu, "ne oldu?" diye sordum, "müfettişin kağıda yazdığı ad, soyad benim babamın adı" dedi. sonrasında ufak çaplı bir şok yaşadık, annesi de babası yaklaşık 11-12 yıl önce ölmüştü, bu ülkede bir insana koyulabilecek ad-soyad ikilemelerinin kaç değişik şekilde olabileceğini matematiği kuvvetli olan yazar arkadaşlara bırakıyorum.
1 hafta sonra bugün..
yine mesai bitimi yaklaşıyor.. internette haber sitelerine, makalelere falan bakıyorum, ilginç bir hikayeye denk geldim, vatandaşın biri ilginç bir ölüm hikayesi yazmış ve yazısına da "14 mayıs cuma 1999.." diye başlamış, yazının içeriği baya bir hüzünlü ve bir o kadar da ilginçti, yazıyı yine aynı arkadaşıma gönderdim okuması için, maili açtı ve uzun uzun baktı, yazıyı okumuyor ama ekrana bakıyordu, bana dönüp "bunu okumam gerekiyor mu?" dedi, "gerekmiyor da ilginç br hikaye, okumanı isterdim." dedim. bir terslik olduğunu anlayınca neden okumak istemediğini sordum, "14 mayıs 1999 cuma annemin öldüğü gün" dedi. yine ohalar içinde hemen geçen haftaki olayı anımsadık, üzerine fazla konuşmadık ama ikimiz de bu kadarının tesadüf olamayacağını düşünüyoruz.
dipnot: yazdıktan sonra imlâ hatası vs. için kontrol amaçlı bir kere daha okudum da senaryo niyetine kalp gözü veya muadili bir programa göndersek iş yaparmış!
arkadaşımın arkadaşı bir başka arkadaşı ile milli olmak için geneleve gitmiştir.ergen vatandaş odalardan birine dalmıştır ve yatakta yarı çıplak,işinin ehli hatun kişi uzanmaktadır. vatandaş yatağın kenarına oturur ve kısa bir muhabbetten sonra malum olay gerçekleşir. iş bittikten sonra malum bayan kalkar ve temizlenmek üzere lavaboya doğru hareketlenir fakat bir ayağı topaldır ve ergen kişi daha önce bunu farketmemiştir. çıkışta arkadaşı ile olayın kritiğini yapmaktadır;
-ee nasıl geçti hocam?
+hiç sorma hacı.karıyı nasıl s..mişsem ,karıyı sakat bıraktım.
biraz önce, bir arkadaşım facebook üzerinden, kendi arkadaşının yazdığı bir şiiri, altına can yücel'in fotoğrafını koyarak paylaştı ve şu an cayır cayır beğenilip "oha bu şiirini hiç görmemiştim" nidalarıyla paylaşılmakta. ben şoktayım fakat arkadaş zevken dört köşe.
şirkette web üzerinden bir müşterinin adresini araştırırsın.
nasıl oluyorsa jigolo olmak ister misiniz? diye bir sayfa açılır.
arkadan geçen yöneticin utanma diye kafasını önüne eğer.
artık adamın gözündeki imajın, daha bu yaşta jigolo arıyor şeklindedir.
lise son sınıfta yaşadığım olaydır...
kimya sınavı oluyoruz * bir tepkime denklemi verilmiştir girenler ve cıkanların gösterilmesi istenmiştir. soruyu çözemeyeceğini anlayan bir arkadaş:
-Hocam bu soruda tepkimeden cıkanları yazmak zorunda mıyız?
-evet oğlum yazacaksınız..
Arkadaş duyulmayacağını düşünerek...
- hasss!ktir amına koyimm...
öğretmenin cevabı bizleri dumur etmiştir.
- yavaş koy evladım...
bir haykırış, bir yakarıştı bu... bir götün isyanıyla tanıştık o gün biz.
sessiz sakin duran adam adamın götünde meğer borazan varmış o nasıl bir osuruktur ki durakta yankı yaptı. adam resmen muhabbetimizin içine sıçtı. biz 3 genç öylece kalakaldık. adamda duraktan gitti zaten. meğer osurmaya gelmiş pezevenk...
kadın doğum uzmanı bir kadın stv'de bir programa çağırılmıştır. sohbet sırasında telefon bağlantısı kurulur. arayan yine bir kadındır aynı zamanda da sık sık doktorumuza kontrole gelmektedir. kadınımızdan telefonda garip sesler gelmektedir. biraz heyecanlı biraz tedirgin bir sesle "doktor hanım beni tanımadınız mı?" diye sorar. doktor tanır tanımasına ama kadında sanki bir durumlar vardır. kadınımız doktora doğurmak üzere olduğunu ve evde hiç kimsenin olmadığını bildirir. biraz enteresan gibi. ama daha enteresanı kadın canlı yayına gelmek konusunda ısrar eder. http://vidyo-izlesene.blogcu.com/stv-canli-yayinda-doguran-kadin/9372321
bundan 2 yıl önce dayım motor almaya karar verdi, marka ve modele karar verilmiş, iş sadece siparişi vermeye kalmıştı. koyu bir fenerbahçeli olan ve mecidiyeköy'de oturan dayım plakasını fb almayı düşünmekte iken kendisine, ikâmet ettiği muhiti hatırlattım ve özellikle maç çıkışlarında ali sami yen'in burnunun dibinde olmasından mütevellit çok sorun yaşayabileceğini söyledim, bu açıdan hiç bakmadığını söyledi ve bana da hak verdi ve plakayı fb alma kararından vazgeçti, siparişi verirken de özel fb plaka talebinde bulunmadı. 1 hafta sonra siparişi verilen motorun galeriye geldiğini öğrendik, almaya gittiğimizde motoru görmemle yarılmam bir oldu çünkü motorun plakası 34 gs **** olarak gelmişti.
anne kişisinin kelimeleri karıştırma huyu vardır. ama birbirine benzeyen kelimeleri falan değil. bir örnekle açıklarsak;
anne ve baba ikilisinin her akşam canasta oynama huyu vardır ve sürekli baba kazanmaktadır.
günlerden bir gün oyun esnasında;
ben: ee kim yeniyo?
anne: (sinirle) uff redicaledward ya, bütün cornflakesler babana çıkıyo.
biz: ?? haa, ahaahahahahah (cornflakes diyerak asıl demek istenen jokerdir).
ankara'nın bir köyünde adam evlenir ve elbette ilk gece de anne babanın evinde yaşanmaktadır birlikte yaşanacaktır çünkü ancak o gece taze kayınvalide komşu evde yatmaya gider ancak %80 akıl noksanlığı bulunan oğlunu evde bırakır. ertesi sabah evdeki tüm sesleri aynen duymuş olan deli kardeş annesini kahvaltı masasında görür görmez ben de evleneceğim diye tutturur zor bela zaptederler ve sonunda karşı köylerden birinden yetim kalmış besleme bir kız bulurlar evlendirirler çocuğu. aslında deli oğlanın annesi beslemeyi kendi evine almıştır hizmetçi de etmek maksatlı. yoksa oğlundan koca olarak hayır gelmeyeceğini düşünmektedir. ilk gecelerinde yattıktan bir kaç saat sonra deli damattan ikinci kez kayınvalide olan anne şu sözleri duyar; "gız aney ben çoh yoruldum öldüriy beni bu garı gel ızcıh da sen yat bunlan da ben senin yatakta uyyayım kız?"
dumurdan dumura sevk eden olaylardır. güzide bir örneği ise şöyledir;
terbiyesiz masal kahramani insanı lise 1. sınftadır ve ilk aşkıyla okuldan kaçarak gezmektedir... aşk daha yeni filizlendiğinden ve bu yeniliğin beraberinde getirdiği mahcubiyetten ötürü hatun kişinin eli o gün ilk kez tutulabilmiş; bunun yanı sıra, küçük bir yerleşim yeri olduğu, herkesin birbirini tanıdığı ve her an biriyle karşılaşılabileceği gerçeği unutulduğu gibi, el de hatun kişinin elinde unutulmuştur. tam bu esnada tmk kişisi caddenin karşısından kendilerine doğru babasının gelmekte olduğunu fark eder. bir anlık şaşkınlıkla babasıyla göz göze gelir ve kızın elini bırakır. selam versem mi vermesem mi? babam selam vericek mi? ayıp olur mu? gibi soru işaretlerinden oluşan bulut, babanın terbiyesiz masal kahramanı'na doğru yönelerek "tmk naber?" demesiyle dağılır. bir anlık şaşkınlıkla "iyilik" şeklinde verilen cevabın akabinde, hatun kişiye hiç bir açıklama yapmaya fırsat vermeden, baba kişi golünü atar ve gol sevincini evde yaşamak üzere oradan uzaklaşır...
baba: ya çok sevindik baban hapisten çıkmış. büyük geçmiş olsun. selam söyle çok hadi görüşürüz...
tmk: !? error.
hatun kişi: (bu yüz ifadesini açıklayabilecek bir kelimedir, efendime söyliyeyim bir smiley'dir gerçekten yok)
ah baba ah... 3 gün boyunca "babamın şakasıydı o" diye kıza anlatana kadar canım çıkmıştı... bi de evde gol sevinci yaşadın acımadan... sadri alışık'tan alıntı yaparak...
şu dilimi arılar soksun ya, napıcam bu kadar gafı nereye götürcem bilmiyorum. iş dönüşü manava uğranılır,ve olaylar gelişir.
-iyi akşamlar.
-iyi akşamlar buyur abla.
-soymadan yiyebileceğim ne var ?*
kısa bir sessizlik sonrası ben kırmızılaşmaya başlarken manav da kendini toparlayıp gülme isteğini bastırmaya çalışırken kekeleyerek cevap veriyor.
-elma var abla.
-ee şey tamam tamam olur.
öleydim o an sözlük, tembel biri olduğum için meyvayı bile soymaya doğramaya üşenen biriyim ama bunu kalkıp sesli düşünmenin ne anlamı var be kadın ? adam ne anlasa yeri. millet daha çok bıyık altından güler.
sene 1998-99 filan.. 98 ise 13, 99 ise 14 yaşımdayım. orta 3. sınıfa gidiyorum, tam okulun biteceği dönemler.. sınıfımıza bingöl'den yeni bir kız geliyor, ismi hilal, istanbul'a da ilk defa geliyor. bizim sınıfta kendisi de bingöllü olan mesut isimli bir çocuk var ve bu mesut gidip bu kıza aşık oluyor, yaka paça peşimden koşup "nolur aramızı yap" diye dolaşıyor, "lan nasıl olacak o, kızı sen ne kadar tanıyorsan ben de o kadar tanıyorum" desem de mesut bir türlü laf anlamıyor, sonunda da "yeter ızdırabanın s...." diyerek okul çıkışı kıza durumu anlatmaya yelteniyorum, mesut ile beraber çıkıp kızı takip ediyoruz, sonra ben mesut'a "sen şu köşede bekle, ben kıza durumu anlatayım, tamam derse sana işaret edersem gelirsin" diyorum, bu hıyar da tamam diyor. arkasından koşup kıza yetişiyorum ve aramızda şu muhabbet geçiyor;
ben: pardon bakar mısınız?
kız: evet?
ben: ya bu bizim sınıfta bir mesut var ya..
kız: ee nolmuş ona?
ben: ya o senden hoşlanıyormuş bak orad.. (arkamı dönüyorum mesut'u göstermek için ama ortada mesut'a benzer bir şey yok!)
kız: sen ne diyorsun be salak! sen beni buradaki kızlar gibi mi sandın!?!?
bu sözün akabinde kız elindeki çantayı mantayı neyi bulursa kafama geçiriyor ve beni yaklaşık 100 metre kovalıyor, bu olaydan sonra intikam için mesut'a neler yaptığımı anlatmayayım, cem yılmaz'ın dediği gibi;"kameralar çekiyor"
bu hikayedeki en çok "yaran" kısım ise bana "ben senin bildiğin kızlardan değilim" diye tekme tokat dalan kızı olaydan birkaç ay sonra bir kafede bir çocuğun kucağına oturup onunla öpüşürken görmem. ne diyoruz? (bkz: burası istanbul kızım adamı öperler)
odamda yeşil lenslerimi suyunun içinden alıp takarken içeride oturan komşu çocuğunun (4 yaş) odaya dalması, bir lenslere bir bana bakıp ne yaptığımı anlamaya çalışması, iyice yaklaşıp lense odaklanıp 'bu göz müüüüüüüüüüüüüüüüüüü' diye bir çığlık koparması.
çocuk beni gözümü çıkarıp takıyor sandığından dumurlardan dumur beğenirken, yaklaşık 5 dakika gülmekten durumu açıklayamamıştım.
ev arkadaşımla aramda geçen bir olay.
yemek yemek için gittiğimiz bir mekanda başımıza aynen şunlar gelmektedir :
mekan: lavabo
durum: açlık başa vurmuş
evarkadaşı: ya şimdi biz bu musluğun altına elimizi koyuyoruz ya oradan su geliyor. nasıl oluyor bu? anlamıyorum.
p.a: şimdi şöyl.....
evarkadaşı: he tamam buldum.
p.a: ?
evarkadaşı: orada kamera var bizi görüyor değil mi?
p.a: hayır canım elini görüyor ?^^+&&+
evarkadaşı: biliyordum hehehhe.
p.a: mavi ekran.........