24 ocak 1993'te, yine böyle bir pazar sabahında, şerefsizler tarafından katledilen, türk-gazetecilik tarihinin en önemli isimlerinden birisidir. türkiye'yi gerçekten seven, ve gerçekten tam bağımsız bir türkiye isteyen; düşündüklerini, hiç kimseden korkmadan, çekinmeden, bizlerle paylaşmış ve bizlere ışık olmuş büyük bir şahsiyettir. ve bu uğurda da canını vermiştir. kendisini büyük saygı ve sevgiyle anıyoruz. Vurulduk, unutmadık, unutmayacağız.
ölümü hala tartışılmakta, öldürülmesi tarihimizin lekelerinden biri... kendisi öldüğünde ben daha bebektim ama bugün yazılarını okuyor, ölümünden üzüntü duyuyorsam; vurulduk ama unutmadık demektir. saygı ve sevgiyle anmaya devam edeceğiz. umarım adalet biraz olsun yerini bulur, geride kalanlarında huzur bulması için.
hüzünlü bulutların kayıp yoldaşı
her mumun dibine yetecekken, çalınan aydınlık.
ruhun şad olmadı biliyoruz ve bunun için, süslü cümleler kurmaktan başka, hiçbir halt yapmıyoruz, bıraktığın yerden 17 yıl daha geride, mumla adam arıyoruz, gündüz gözünde...
sızdırılmış önlerine servis edilmiş kağıtlarla araştırmacı gazetecilik yapanları gördükçe kıymetini çok daha fazla gördüğüm, gerçek bir gazeteci. nur içinde yatsın.
bugünü sevemedim, uyandığımdan beri içimde bi sıkıntı, sürekli bi arayış, bekleyiş *..
sonra pc ekranındaki tarihe kaydı gözüm..
uğur abi.. "vurulduk ey halkım unutma bizi"
dedim ya zaten sevememiştim bugünü..
17 yıl.. bak bi çırpıda yazıyorum ben "17". onyedi işte, bana yazması ne kolay..
keşke yaşayabilseydin diyorum uğur abi.. sen ne için öldün, ne diye vuruldun, bak uğruna zindanlara atıldığın halkın, vatanın şimdi nerde, kimlerle işbirliği içinde..
hain tuzaklarda kan uykularda
vurulduk ey halkım unutma bizi
işkenceler için tahta çarmıha gerildik
ey halkım unutma bizi
zulüm sığmaz iken köye şehire
bize mezar oldu kan kızıl dere
yavuklu yerine çıplak mavzere sarıldık
ey halkım unutma bizi
her seher vaktinde tan atışında
kızıl güller açtı dağlar başında faşist namluların her kurşununda dirildik ey halkım unutma bizi
bunları düşünürken ben, aklıma nihat behram'ın şiiri geldi uğur abi..
senin için yazmak istiyorum, elimden hiçbişey gelmiyor zaten, vicdan rahatlatma da değil bu. içten bi hüzün..
onlar, onlar kurtulabilseydi eğer
-üstelik can verildi bunun için
parçalanıp düşüldü,
sözleşildi, koşuldu, çırpınıldı-
ne mapusluk, ne ayrılık incitir içi
dayanılmaz olurdu
ne susuşlar, ne keder bölebilirdi derinliği
döküldü, en kıvırcık tüyleri süt kuzularının
çarpa çarpa yemişlere döküldü dal uçlarından
bir kuş yuvası,
döküldü kahramanca söylenen türkülerden
oluk oluk kan
onlar, onlar kurtulabilseydi eğer
olur olmaz başlayan her konuşmada
kaynak ateşinden sıçrayan demir lavları
sabahı yutkunuşla tıkmazdı boyunlara
yolundular daha çok başlarındayken yolun
en körpe, en diri filizleri ezildi gülümseyişin,
sınanır, yol aranır
avuç avuç taşınırken halka aydınlık
çelmelendi sekişi
koparıldı bağırlardan bir demet ışık
döküldü, yüzlerce yeşillik sanki,
sedef gagasından yanar gibi döküldü
ötüşleri sakanın,
döküldü yükselen omuzların ürpertisi
yayıldı sabrın küreklerine
onlar, onlar kurtulabilseydi eğer
-hayata
uzak yaşayanlar
bunu bilemezler-
varlıkları gözlerden dudaklardan sezilecekti.
"hangisine alışılır acının söyleyebilirim şimdi. hangisi korunda ışıtır depreştirir insanı; hangi sevinç başıboştur -artık biliyorum- hangisinin o yıldırım kökleri acılardan beslenir"
Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız. Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Bu güvence sağlanmadıkça, demokrasinin temeline tek bir taş bile konmuş olamaz.
Unutmayalım ki "cesur bir kez, korkak bin kez ölür".
Önemli olan, insanın böyle bir toplumda "mezar taşı" gibi suskunluk simgesi olmamasıdır."
değil 17, 1700 yıl geçse de hafızalardan gitmeyecek usta kalem..
yine bir matem günü... tam 17 yıl geçmesine rağmen cinayetin aydınlatılamadığı gerçeğinin altında ezilmenin dayanılmaz ağrısıyla..
aydın, onurlu, dimdik durmanın bir örneğine burada yazdığımız 2-3 satırla, tüm ülke çapında bir kısmı kar yüzünden ertelenmiş olsa da anma törenleriyle, gazetelerde yazılmış uzun haberlerle ve bazı gazetelerin kıç kadarda olsa hiç değinmemesine acı acı gülümseyerek hürmetimizi, saygımızı gösteriyoruz.
yaptıklarının yanında bir hiç olduğunu bile bile..
uğur mumcu gibi aydınların cinayet sebebinin ortaya çıkarılmamasının bir başka sebebi de halkın zamanında yeterli tepkiyi verememesidir. bu süreçte gelişen internet bu manada insanların daha kolay tepki verebilmesi ve tepki için örgütlenme kolaylığı sağlaması açısından bile türkiye gibi gelişmekte olan veya gelişmekte zorlanan ülkelerin önünün açılmasına faydalı olacaktır.
17 yıldır onun cinayeti hala faili mechul. adı üstünde mechul belli değil, ama bir gerçek varki bir bilinen varki yaptıkları o ibnelerin** yanına kaldı.**
özge mumcu 17 yıl sonra katliamı hakkında konuştu.
--spoiler--
-En son çalıştığı konuyu, PKK ve MiT ilişkisini, Öcalan'ın MiT elemanı olduğunu söylüyorsunuz değil mi?
Evet. Baki Tuğ'la 25 Ocak günü randevusu vardı ve muhtemelen Apo'nun MiT ajanı olduğuna dair bir belgenin izine ulaşmıştı. Bu belgeyi aradığını da biliyordum. Üzerine hiç gidilmedi. Baki Tuğ'la görüşüldü mü hiç bilmiyorum. Adım adım gittiğimiz, babamın araştırma teknikleriyle de gittiğimizde -çünkü amcam da halam da hukukçu- bir yere kadar gittik ve o meşhur duvar çıktı karşımıza. "Tuğlayı çekemem, çekersem duvar yıkılır demişti" Mehmet Ağar, annem de "Çekmezseniz siz de altında kalırsınız" demişti. O konuşma gerçek, şahitleri de var. Mehmet Ağar altında kaldı herhalde o duvarın, öyle gözüküyor.
--spoiler--
ulkesi icin yasamis, ulkesi icin olmustur. ama bu ulke gercekte var olan bir ulke degildi: bir hayal, bir ask, bir umut ulkesiydi. yasadigi cografya ve bu cografyanin insanlari icin daha insanca olacagina inandigi bir adalet ve demokrasi kurgusuydu.
diger insanlar onun bu hikayesini duyar, yasar, okur ve bir yargiya varir. isterlerse ders cikarirlar, isterlerse hic bir taraflari titremez. bu onlarin hayati, onlarin degerleri, onlarin insan ve insanlik dendigi zaman ne anladiklari, neyi ornek yada olcu olarak aldiklari ile ilgilidir. ama bu ugur mumcu'nun askina hic bir zarar getirmez. martin luther king'de olduruldu, mahatma gandhi'de, farkli farkli cografyalarda; ama ayni cesit ask yuzunden. insan maymunu yapiyor boyle seyler...
karsiliksiz miydi sevgisi? bu ulke icin bir numara bol muydu? "erken" miydi belki? yada "artik cok gec" mi kalinmisti? yasadigi cografya aslinda hayalleri icin "yanlis" mekan miydi? bunlari herkes kendince cevaplar; ancak, eminim bir imkani olup dirilse, basina gelecekleri bilmesine ragmen ustelik, yine kaldigi yerden devam ederdi. cunku ask bu, gozu karadir, ota da konar, boka da. ama aski icin yasamak ve olmek her babayigidin harci da degil.
bir gazetecinin oldurulmesi.
bir hukukcunun oldurulmesi.
bir vatanseverin oldurulmesi.
bir arastirmaci/yazarin oldurulmesi.
bir muhalifin oldurulmesi.
bir aydinlanmacinin oldurulmesi.
bir aydinin oldurulmesi.
bir demokrasi taraftarinin oldurulmesi.
bir insan haklari savunucusunun oldurulmesi.
herhangi bir yuz kisiyi bir araya getirsek yukaridaki sifatlarin bir tanesini samimi olarak ustlenmis bir tane insan cikarmak zordur bu ulkede. ve eger bu yukaridakilerin yaninda durustluk, etkili konusma kabiliyeti, mizah anlayisi ve daha nice unvanlarin hepsini bir tek bunye ustunde tasiyabiliyorsa, bu toplum ve onu olusturan insanlar faillerin neden hala mechul oldugunun hesabini kendilerine sorabilirler.
belki gercekten istemedik; bize huzun lazimdi, drama lazimdi, aglamak ve sizlamak, kamplasmak, ve daha onemli olduguna hukmettigimiz baska baska hadiselerde eriyip gitmek lazimdi; bunlari yaptik. yoksa gercekten deger versek duserdik pesine; gercekten istesek oyle bir ses cikarirdik ki, o devlet mecbur kalirdi bize bir cevap vermeye: bulamiyorsa yetersiz oldugunu itiraf ederdi, sonra o beceriksizler gider yerine baskalari gelirdi. cikarmadik o sesi, cikaramadik. sonra elbette meydan bos bulundu, ve daha cok guzel insan can verdi; sahipsiz, yanliz birakilmis guzel insanlar...
derin devletin ilk kurbanlarındandır ama son eğerdir bu gidişle mehmet baransu, şamil tayyar olacaktır. ve işin kötüsü öldürüp öldürüp suçu islami kesime atmalarıdır.