turgut uyar

entry1190 galeri92 ses1
    921.
  1. geçen gün bir kadınla seviştim
    biraz değil çok seviştim

    ya işte öyle palyaço
    diyorum ki,
    bunu da yeni öğrendim
    sevişmek de eksilmekmiş biraz.
    4 ...
  2. 922.
  3. Yürekleri uzun bir süre atmadı
    Aslında
    Çoğu da insan olduğundan yüreksizdi.
    0 ...
  4. 920.
  5. Serseriliğe, insanlara, toprağa meylim var.
    Amma gel gör ki bir masa başındayım akşama kadar
    Halbuki böyle perişan ve serazat yaşamak istiyor gönlüm...
    4 ...
  6. 921.
  7. ben kışın güzelliğini söylerim ne gelirse dilime
    çünkü kış bir hazırlıktır soluğuma kıpkırmızı gülüme.

    dizelerinin sahibidir.
    0 ...
  8. 922.
  9. ''yaşadığım çok kötü günler, yaşadığım anlardaki yoğunluğunu yitirdi. yaşadığım iyi günleri de unutmuşum. sonuç: anlamsız bir ortalama. neden de galiba hep tek başına yaşamaya zorlanmam. toplumsal düzen gereği, mutluluğu tek başına aramam. bin türlü ve hala süren hesaplı kargaşadan, tek başına çıkabileceğim konusunda şartlandırılmam.
    benim için ve benim durumumda olanlar için nereden bakılsa önemli olan sonuçtur. anlık mutluluklar (mutsuzluklar birikir) birikmiyor.'' (1976)

    Bir şairi ancak yazıları ve sözleri ile tanıyabiliriz. Büyük üstat turgut uyar'ı sözleriyle tanıyabiliriz belki :
    http://onamola.com/lists/...tercuman-olan-26-sozu/154
    1 ...
  10. 923.
  11. "ikimiz birden sevinebilir, göğe bakalım" dizesinin sahibi güzel insan.
    2 ...
  12. 924.
  13. herkes uyusun,
    bir seni uyutmam
    bir de ben uyumam,
    herkes yokken biz oluruz,
    biz uyumayalım
    göğe bakalım
    4 ...
  14. 925.
  15. 'Başarısız boktan bir kış geçirdik
    Kanımız bile doğru dürüst akmadı
    Bir sürü çocuğu öldürdüler'.
    5 ...
  16. 926.
  17. güzel günlerim vardı yağmurlarla ıslanan
    ve güzel gecelerim masallarla dopdolu

    seyrederdim göklerde her gün büyüyen ayı

    neş'elerim geride kaldı eski günlerde

    bir gün sabah vakti kapıyı çalsam
    uykudan uyandırsam seni

    çekemezsin bir yere sineden başka
    biliyorum günler hep böyle geçecek

    işte günlerden bir gün elagözlüm
    yeni bir başlangıçla bitecek ömrümüz

    heybetli arsiyan dağlarında bir gün
    atım yoruldu, ben yoruldum

    bir gün uyanıvermişim uykudan
    geçmiş, gelecek cümle rüyalar içimde

    bütün yaratılmışlara selam salmalı, selam almalı
    iyi gün lerden, kötü yıllardan, baharlardan
    gecelerin peşinde kaybolmuş diyarlardan
    ah! şimdi şu sessiz gecemde bana
    -turgut, kalk gidekim- diyen bir dost olmalı

    gün olur bütün kaygılardan uzak
    ben de gelirim

    bir gün alıp başımı gideceğim
    -yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-

    bir gün , bir parkta otururken, biliyorum
    bir el yağmurlarla dokunacak omuzuma

    bu kandır akıttığımız sıkıntılı pazarlarda

    güneş biterse elbet ertesi kalır
    ya perşembe kalır ya pazar kalır

    öyleyse ne yapsın o zaman
    gitsin bir pazartesi gibi
    gitsin uyusun ölene kadar
    bir denizin taşrasında o zaman

    1935'te bir akşam
    bir salı akşamı sanırım
    perdeleri kapadık. öyle kaldık artık.
    duvarların uzaklığında ve durgunluğunda
    1935'te bir akşam
    öyle
    kaldık

    denizsiz bir salı günüydü

    gölleri bölümlediler ve sonra suya gittiler çoğu
    babalar hep perşembe, anneler hep cuma olur

    neden bütün insanların birbirini sevmesi gerektiğini
    bir gün saat üçte köprüde anlayacak

    hergün her sabah bir şu kadar kuşun, adamın
    uçağın, yağmurun yunup arındığı gökyüzü

    bir o gün e beslerim o ak pak gün eşe
    o her şeyin birden serpilip ortaya döküldüğü gelişeceği
    gizlide
    kalmış uçların birbir belireceği günler

    herkesin bir gün ağlayabileceği, herkesin varamadığı
    işin kutsallığını bulamadığı bir yere götürüp
    yüreksizleri güldürdüler, bizi alçaltıp ağlattılar.

    sularsa akmak birgün birgün birgün
    birgün dağlara çıkmak birer birer dağlara çıkmak birgün
    çıkmak çıkmak birer birer birgün dağlara dağlara birgün
    birgün birer dağlara
    ah nasıl dağlara birgün

    ey birgün
    çiçek açmak bir gün

    otları büyümek birgün
    birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek
    birgün

    bir gün yeni dönmek
    birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak

    suruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan
    eksilmeyen bir hüzünle

    ve atlar ve tüfekler ve sözler eskidi bir gün
    o gün . artık büyüdünüz dediler
    o gün artık büyüdünüz dediler

    ve bir gün yalnız kalındı bütün ilişkilerde
    ve kimbilirdi aşk nerde oteller nerde

    bir gün , günah yapılmazdı hiçbir yerde
    ama kimbilirdi aşk nerde oteller nerde

    gün döndü bir bayramı sabahlarken
    sular kesildi akşam uzadı herkes

    ama. bir akşam oldu muydu iyi bir akşam
    yani saksı çiçeklerinin üzerine tozlar konan
    ve çalışsam o gün , dürüst ve islam kalmışsam
    bu iyi bir başlangıçtır derim aşk yapmaya

    ve bir düzenle yüzyüze gelmenin acısı
    bugün başka şey ve başka bir şeydir yarın

    hep böyle süreceği sanılır bu gül hikayesinin
    hep böyle sürer ama bir gün sonu değişir

    yetmiş gün filan yürüdüm gece gündüz durmadan
    kıyıya bugün vardım ama bak çok yorgun geldim

    epeski bir yorum: sıcak bir eylül değişmesidir bir
    eşkiya yatağının en uzun günleri

    duyduğu gümbür gümbür silah sesleri
    bir gün elbet gelir

    eskide bir gün ; şurdan burdan konuştuklarımızı hatırlıyorum

    nasıl hatırlamazsınız
    bir gün öldüğümüzü

    evet gün bir ölüyle ve kötü bitti
    pazarlıksız

    artık şaşırıyorum gözyaşına
    hiç unutmam çünkü pazarcıların
    haftanın her günü öteye beriye
    gözyaşı taşıdığını

    ilk günden biliyordum ama gene bekledim
    gülü değil ölüyü gözlüyorlar

    kar erimedi
    sonsuz bir üç gün

    öyle bir gün geçti ki
    hiç unutmam artık

    uzun bir günü bölüştük
    doğayla ben ikimiz
    bir de çocuk

    gelecekte bir gün gülümseriz

    ve senin bir gün ölmeyeceğim
    mutlu ediyor beni

    günün tarihi akşam şimdi söyleyebilirim yanılmadan

    yani ancak günlerce koşarsam duyabilirdim
    aramızda ne varsa

    bir korkuyorum yalnız kalmaktan bir korkuyorum
    gündüzleri delice çalışıyorum geceleri
    kadınlarla yatıyorum

    sonra yanılgan insanlığım başladı
    birinde üç gece dört gündüz, orada, evde kaldım
    üç gece dört gün düz sinan'ın yatağında kaldım

    kutsal gibiliği üç gece dört gündüz
    kurtlar gibi bizi kovaladı

    benim işim gece gündüz gökyüzünde durmaktır

    yapılan bir şeydi gündüzümüz ve
    gecemiz isteğimizce kullanılmazken

    uzun bir gündüzü fark edenlerin en sonuncusuyuz

    yetmiş gün filan yürüdüm gece gündüz durmadan
    kıyıya bugün vardım ama bak çok yorgun geldim

    "
    2 ...
  18. 927.
  19. Sen olsan ne yapardın Turnam
    Bir sandala atlamış denize açılmışsın
    Yanında ne pusula, ne aş, ne azık
    işte karşında Dübbü Ekber, solunda Demirkazık
    Salkımsaçak bulutlar, delibozuk dalgalar.
    Bütün rahatlıkları sahilde bırakmışsın
    Mor rüyalar asmalarda, pembeleri yatakta
    Yola düşüp Huu demişsin, Huu işitmişsin
    Arap boyu, çavdar boyu, minare boyu değil
    Tut ki gecelerce mısralar boyu gitmişsin......
    9 ...
  20. 928.
  21. güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
    dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar

    dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
    kürdistan'da ve muş - tatvan yolunda bir yer kanar

    muş - tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
    eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar

    sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
    portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar

    bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
    padişahlar ve muşlar kanar, darülbedayiler kanar

    muş - tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
    orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar

    el ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen
    benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar
    3 ...
  22. 929.
  23. Hic bitmesin istedigimiz siirler yazan abimiz.

    önce onların yanında çok iyi yüz gördüm.
    beni kapıdan karşılayıp ağırlarlardı.
    sofralarına konuk ederlerdi.
    onlar iki kişiydi ben birdim.
    bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. kapılarını kapım bellemiştim.
    evlerinde oturacak yerim vardı.
    önce onların yanında çok iyi yüz gördüm.
    evleri gürültülü şehirden iki bin ayak uzaktaydı.
    tahtadan yapılmıştı.
    beni kapıdan alırlardı, -hoş geldin- derlerdi, onları sevindirirdim.
    birlikte yaşıyorlardı, çocuksuzdular.
    birinin adı gülbeyaz'dı, o kadındı, öbürünün adı sinan'dı, o erkekti.
    ben otuzunda yekta'ydım,
    akçaburgazlıyım, oradan geldim,
    herkes bir yerlidir çünkü, ben, yekta bunu pek hoş buluyordum.
    sonra az ışıklı odalarına çıkardık. bana yeniden -hoş geldin yekta, bizi
    sevindirdin senin yanında birçok şeyleri hatırlıyoruz- derlerdi. serin
    örtülü minderlere oturmak için ayakta dururduk. beklerdik, perdeleri
    beyaz nakışlı olurdu. halıları bütün odanın döşemesini usulca mor mor
    örterdi. patlıcan örnekleri ve turuncu güneşler vardı üstünde.
    birden hepimizin aklına o denizler gelirdi. ayakta durmayı istemezdik. serin
    örtülü minderlere otururduk.
    bana -serin örtülü minderlerimizin üstüne otur- derlerdi.
    bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. evlerinde oturacak yerim vardı.
    tütün sunarlardı.
    bir dinlenme zamanı kadar birbirimizi duyardık. alışmak için zorluk çekmezdik.
    çünkü karşıt yerlerimiz kalmamıştı bilirdik. girintilerimiz çıkıntılarımız
    uygundu. sussak da ses çıkarmazdık.
    karanlık her yere girerdi. çünkü her yerde gece olur, ben, yekta bunu pek hoş
    buluyordum.
    karanlık, serin örtülü minderleri sarmalayan az ışıklılığı altedemezdi. çünkü
    biz öyle bellemiştik. halı da az ışıklı kalırdı, onun güneşleri,
    patlıcanları da, minderlerin serinliği de. az ışık, bizim, yani onların ve
    benim, yekta'nın, kaçtığımız yer değildi. birbirimizin ışıktan kaçıracak
    yerlerimiz yoktu. az ışıkta da çok ışıkta da değişmezdik. hep tıpkı
    kalırdık.
    orda buluşmayı severdik yalnız.
    sarı bir kuşları vardı.
    adına kanarya derlerdi. küçük bir kafeste odayı doldururdu.
    «ama ben onların ölümlü, yanılgan insan,
    geçen ve bir daha geri gelmeyen bir rüzgâr
    olduklarını unuttum. »
    çünkü unutmak bana göreydi.
    çünkü ben de ölümlüydüm. ben, yekta, bunu pek hoş buluyordum.
    bu unutmak değildi, içinde olmaktı onun.
    önceleri daha iyi mi idi, bilmiyorum.
    gidip geldiğim,
    durulduğum koyu geceler vardı. yıkık değildim.
    yıkılıp yeniden kurulmamıştım ama, yıkık değildim.
    gaz lâmbaları yakardık,
    ensiz çalgılar çalardık geceye.
    tekliğimiz ayışığına boğulur giderdi.
    teker teker üçer kişi olurduk. öyle de iyiydi.
    ben ona, gülbeyaz kadına, eski yalnızlığımı söylerdim.
    ben söyledikçe eskirdi,
    uzaklaşırdı.
    onunla. gülbeyaz'la bakışır ısınırdık.
    sonra yanılgan insanlığım başladı.
    birinde üç gece dört gündüz orada, evde kaldım.
    üç gece dört gündüz sinan'ın yatağında kaldım.
    gülbeyaz'la allanın emri olduk.
    ne o beni kandırmıştı,
    ne ben onu baştan çıkarmıştım. ikimiz de bildiklerimizin ötesine,
    bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik. bir noksanlığı vardı sanıyorduk
    bütün olanların belki. ama aslında bütünlüklerimize bahaneydik. sinan
    uzaktaydı. sinan çemberimizin dışındaydı. sonra ne bulduk.
    süregeldikçe kutsal gibi,
    kesildikçe kirli, utandırıcı.
    ama utancından kaçmayı biliyorduk.
    kutsal gibiliği üç gece dört gündüz kurtlar gibi bizi kovaladı.
    sonunda öyle bulduk.
    utandırıcılığı öbür insanlardan değildi.
    karşılaştırmadan değildi.
    birdenbire kendi boşluğundandı,
    gelip geçen avutuculuğundandı. beklemesi vardı.
    kanaryayı görmek ayaklarımızı dolaştırıyordu.
    minderler serin değildi artık. ben, yekta, bunu pek hoş bulmuyordum.
    ama dördüncü gecenin yalnız sabahında yine,
    o, gülbeyaz
    benim ilk aklıma gelendi.
    o kıyıdaki denizlerin mavişiydi artık.
    önce ve birden değişen dağlar oldu.
    istemek ve vermek başlamıştı çünkü.
    alamamak başlamıştı çünkü.
    gitgide düzelirdi biliyorduk.
    bunu bekliyorduk.
    yeni yeni yerler bulmuştuk birbirimizde
    onunla, yani gülbeyaz'la ben.
    kaybettiğimizi bir zaman unuttururdu.
    bir zaman yerine yenilerini koyardı
    artık çok ışıktan kaçıyorduk. gizleyecek yerlerimiz olmuştu birbirimizden.
    hem ikimizin ondan, yani sinan'dan, hem birbirimizden.
    yine bir eksikliğimiz tamamlanmıştı galiba. iyice seçemiyorduk ama,
    anlıyorduk. uzun yaz gecelerinin durgunluğunu, geniş yapraklarının salıntısı
    ile tamamlayan gizli bitkiler gibiydik. kaçmamız telâşlı değil
    sevindiriciydi önce. ben o zaman, tanrının, benim yapıma kattığı tatların,
    bende ötedenberi durmakta olduğunu, daha ötelere kadar da durmakta
    süregideceğini farkettim. bu beni kendi yanımda yüceltiyordu. gülbeyaz benim
    toprağımı işleyen, kazmaydı. günah olamazdı yaptığımız. ben onun çeliğine
    göreydim ancak. biz her şeye inanmıştık. her şey bizi inandırıyordu ama,
    o'nun, gülbeyaz'ın yanına artık,
    serin minderlerde oturmaya gitmiyordum.
    akşamüstleri yakıcı kırlardan suvata inen kır hayvanları gibi gidiyordum.
    kapıları benim çeşmemdi.
    ekmeğimi edindiğim ocaktı.
    bir bu benim dengemi sarsıyordu.
    beni. ateş sıcağında kavuruyordu.
    suvata inen yanık kır hayvanları gibi gitmemeliydim.
    kapısı ekmeğimi edindiğim ocak olmamalıydı.
    benim bu kavurgan sanılarını belki gizlediğimizdendi.
    inandığımı kurtarmalıydım.
    beni bulup çıkaran, ekleyip bütünleyen,
    bu duyguyu -kurtulursa eğer bu güçlülüktü-
    arı duru etmeliydim, temizlemeliydim.
    önce onlardan çok iyi yüz gördüm.
    beni elimden tutar belliyordum.
    ona, sinan'a -bizi kov- dedim.
    onun kovduğu bizi ödeyecekti.
    onun gözünde kovulmuş olacaktık ama, biz kendimizi kutsanmış belleyecektik.
    o, sinan bizi kovmadı.
    insanların adaletini, yani öcü, aramaya başvurdu.
    bizi yakaladılar.
    yani gülbeyaz'ı ve beni, beni. akçaburgaz'lı yekta'yı. otuzunda.
    yargıçların katına diktiler umudum nerdedir.
    bizim inanarak ettiğimizi yerlere çaldılar, ululuğu nerdedir.
    biz onu bulmuştuk, tükürdüler.
    bizi kirlettiler, yazıklar oldu bize.
    benim donumu ve gülbeyaz'ın donunu
    ve yattığımız yatağın örtüsünü
    yüreksiz kişilere gösterip onları güldürdüler.
    halbuki biz o örtülerde yatarken,
    aklımız en ulu yerlerdeydi gücümüz.
    biz o zaman yaptıklarımızın günahını değil, yüceliğini biliyorduk. bu, iki
    gücün bir yeniye varması, bir yeni yaratmasıydı. bu çiftleşme değil
    tekleşmeydi. tekleşmenin bir yönüydü. yazık bize. o zaman bütün insanlara
    inanıyorduk. yıkmak istediler yıktılar. yazık bize. herkesin bir gün
    ağlayabileceği, herkesin varamadığı için kutsallığını bulamadığı bir yere
    götürüp, yüreksizleri güldürdüler, bizi alçaltıp ağlattılar. yazık bize.
    olsun yaptılar şimdi kime sığınalım.
    nereye gitsek o yıkıntı bizimle artık.
    yeniden kursak korkarız.
    bu yıkıntı toz duman. donumuzu gösterdiler.
    yazık bize şimdi nereyi tutalım.
    hangi yolu belleyip oraya düşelim.
    önceleri onlardan iyi yüz görürdüm
    bana elmadan sıkılmış sular sunarlardı.
    serin minderleri vardı, ben, akçaburgaz'lı yekta, cahil çocuksuz, bunları
    pek hoş bulurdum.
    yanılmadım pişman değilim bu da vardı
    0 ...
  24. 930.
  25. acıyan yerlerini öpecek biri varsa hayatında
    önemli olmaz düştüğün yerler, atıldığın kuyular,
    aldığın yaralar, yalan çıkan bildiğin tüm doğrular…
    işittiğin tüm kötü sözlerin yeri bile çabuk iyileşir o zaman.
    öper ve geçer...
    2 ...
  26. 931.
  27. içim güvercinleri okşamış gibi rahat
    Sen yanımdayken ister istemez
    Geniş meydanlarda akşam üstleri
    Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.
    1 ...
  28. 932.
  29. Şairim benim.. Böyle bir şairi görememek çok acı..
    2 ...
  30. 933.
  31. 934.
  32. Nadir değerlerden, ilginç kafalardan, görmeden hasret kaldık ya yazık bize.
    0 ...
  33. 935.
  34. ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım.
    1 ...
  35. 936.
  36. durduğum yer benim değil iken
    gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı
    gidebilecek bir yerim yok iken hala
    ve inatla durmayışım ne gaflet
    nihayetinde ölmüyorken yaşıyor olan insanın
    yaşıyorken öldüğünü bilmemesi bu ,
    bu ne tuhaf bir hayret.diyecek bir sey var mi ?
    2 ...
  37. 937.
  38. ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım,
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından,
    Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından,
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da,
    Göğe bakalım.

    Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım,
    inecek var deriz otobüs durur ineriz.
    Bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya,
    Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum.
    Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun.
    Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam.
    Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım.
    Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda,
    Beni bırak göğe bakalım.

    Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım,
    Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum,
    Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi,
    Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor,
    Seni aldım bu sunturlu yere getirdim,
    Sayısız penceren vardı bir bir kapattım,
    Bana dönesin diye bir bir kapattım,
    Şimdi otobüs gelir biner gideriz,
    Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç,
    Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin,
    Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat,
    Durma kendini hatırlat,
    Durma göğe bakalım.
    2 ...
  39. 938.
  40. Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç.
    Aynen öyle bayım.
    2 ...
  41. 939.
  42. Hdp milletvekili Turgut Öker'le karıştırırdım kendisini. Sonradan farkettim o olmadığını.
    0 ...
  43. 940.
  44. 941.
  45. Bir ihtimalken bile güzelsin. Turgut Uyar
    0 ...
  46. 942.
© 2026 uludağ sözlük