Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum
göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum
kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin
yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım
durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.
ikinci Yeni tayfasının en sert, en cool abisi. Hani Cemal Süreya falan şiirde "sevişmek" derken, bir adam sessiz sedasız gelip masaya oturur, bir sigara yakar ve bütün kederi, bütün yalnızlığı tek kelime etmeden hissettirir ya, işte o adam.
ilk başlarda "memleketim, milletim" diye takılsa da, sonra bir anda frene basıp kendi içine döndü. iyi ki de dönmüş. Zaten asıl piyasayı "Geyikli Gece" gibi efsanelerle salladı. O şiirler resmen Modern insanın Kafa Kâğıdı. Şehir kalabalık, herkes birbiriyle dirsek temasında ama herkesin kafası bambaşka bir gezegende. Uyar bunu çok iyi çaktı.
ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım.
Buyuk saat teki pek cok siri okudum, tekrar ve tekrar okudum.
turgut un siirini cok hissedebiliyorum ben yuregimde.
benim icin turk edebiyatindaki en buyuk sairlerden
-bir bozuk saattir yuregim, hep sende durur.
turgut
terziler geldiler. kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı.
sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
çay içmeye gidenler vardı akşamüstü,
parklara gidenler de
duruma uymak kısaltıyordu günlerini
artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
yorgun ve solgundular,
kumaşları buldular, kenti doldurdular
o çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
ölülerini gömmüşlerdi,
kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,
(...)
tutgut uyar'ın en özel ve en bilindik şiirlerinden 'göğe bakalım'da ki son satırlar da yer alan,
senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum.
mısraları, şiirin can alıcı bir kaç yerinden biridir. ve elbet ki derin...
''bir intihar akşamı üstüne söylenti'' şiiri'nin de yeri ayrıdır ve şairin özel şiirlerindendir.
kısacık serin bir akşam
kelebeklerin atlarla yarıştığı
yoğun bir akşam.
bazı mektuplar damgalandı postanelerde
oturuldu bir takım şarkılar söylendi
bir adam bir kadının kapısını vurdu
kısacık bir akşam.
bir kadını sevmeye hep memelerinden başlanır
bir şeyi hatırlatmak mı ona
yoksa bir şeyi hatırlamak mı
bilmiyorum
ama nasıl bir şeyse güzel bir şey
üstelik sonsuz da
Şiirlerini ilk kez okuduğumda "keşke komşumuz olsaydı" demiştim. Onun evden çıkıp eve gelişlerini salon penceresinden görmek ve evde limon bittiğinde kapısını çalmak eminim hoş olurdu. Kim bilir belki elimdeki romanı görür, ömrüm boyunca unutamayacağım espriler yapardı.
Bence ikinci yeninin en güçlü şiirlerine imza atmış olan şairdir.
ikinci yenide Ece Ayhan var mesela. Ama o okuyucudan çok diğer şairlere şiir yazan biri gibi gelir bana her zaman.
Cemal Süreyya... Şairliğini tartışacak değilim elbet. Muazzam bir şairdir ama işte belki ideoloji ile arasındaki o kopukluk sanki şiirlerinin çoğunu havada bırakıyor.
işte Turgut Uyar bence bunların tamamından rafine bir şair.
Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
ilkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
Sen olsan ne yapardın Turnam
Bir sandala atlamış denize açılmışsın
Yanında ne pusula, ne aş, ne azık
işte karşında Dübbü Ekber, solunda Demirkazık
Salkımsaçak bulutlar, delibozuk dalgalar.
Bütün rahatlıkları sahilde bırakmışsın
Mor rüyalar asmalarda, pembeleri yatakta
Yola düşüp Huu demişsin, Huu işitmişsin
Arpa boyu, çavdar boyu, minare boyu değil
Tut ki gecelerce mısralar boyu gitmişsin..
Bir tuzlu sahile “Ben Robenson’um” deyip
Kemali azametle kadem basmışsın.
Kumlarda ayağının çatlak çatlak izleri
Garip garip ses verirmiş attığın her adım,
Söyle Turnam, insan olsun, köpek olsun, karınca olsun
Bir dost aramaz mısın?..
Yürümüşün akşam olmuş tâbü tüvan kalmamış
Boy vermeye başlamışlar yıldızlar kadir kadir.
Issız sessiz bir bozkır, manasız çimen çiçek
Düşün, şimdi yanında – konuşmasanız bile –
Düşük omuzları, adım sesleri, saçları ile bir insan
Ne denlû ısınırdı yüreciğin kimbilir?..
Okşamak geçerdi içinden parmaklarını,
Nefes alışını dinlemek uzun uzun.
Sonra, meselâ: – Ahmet demek, Ne var, demesi. –
Bozkır karangu, yol uyanık, yıldızlar uzak
Ahmet demek, Mehmet demek, kardeşim canım demek
Bir muhabbet ki sıcaklığına benzer yazın
Ve cümle kanunlara kafa tutmak.
Bu böyle devam edip gitmelidir Turnam,
Bütün yaratılmışlara selâm salmalı, selâm almalı
iyi günlerden, kötü yıllardan, baharlardan
Gecelerin peşinde kaybolmuş diyarlardan..
Alı! Şimdi şu sessiz gecemde bana:
-Turgut, kalk gidelim.- diyen bir dost olmalı