kırlardan geliyorlar, elbet kırlardan gelecekler diyen güzel ağbimiz. bir beştaş ın yapayaluğuzluğunu da papatyaya benzetir bir de yetmez kuş yemine benzetir. sümbülteber kokar elleri, canım elleri.
inanmazsınız
ona olmayacak bir yerde rastladım*
-benim mi, ahmet gibi bir addır adım
ömrümün bir bölümünde basbayağı topalladım
saçmaydı oysa, ne gereği vardı
'dünya ne kadardı' dedim
'mavi kadar' dedi
eli yüzü düzgündü
anladığımca, iyi yürekliydi
çok uzun bir şey daha söyledi doğrusu anlamadım
'birtakım insanların bir yerlerden
bir başka yerlere gittiğini
ve bunun nedenlerini...' vs.
kocamış biri gibi her şeyi bildiğini
bir ilâç gibi duydum kanımda
'yaşlı kadınların şamdanları da götürmekte direttiğini
damatların bunu saçma bulup gelinlerin ağladığını
galiba eski şeylerin yeniden gözden geçirilmesi
gerektiğini' vs... vs...
'bir düşün dedi, her şeyin çarçabuk görülmesi zorunluluğunu
bir durağın yerinin değiştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu
üstelik eski damatlarla kaynanalar öldüler
hem öyle bir öldüler ki toz gibi
aman canım işte her şeyi her şeyi...
ah canım işte vesaireyi vesaireyi...'
tamam ama şimdi nasıl rahat yaşayabilirim ben
onun bütün söylediklerini hatırlamadan
aman canım işte her şeyi her şeyi
gelsem bilmiyorum bulabilir miyim seni
yine orada mısın ara sıra...
*ilk dizeye bundan başka uyak bulamadım, işte şair soyu bu yüzden tükeniyor bundan ötürü yalnızız, ama insanlar coşkun geleceklerle kutlanıyor gene bundan ötürü.
Paylaçunun yalan söylemeyeceğini senden öğrendim, denge de durmayı sende öğrendim, sevgi nasıl acır senden öğrendim... velhasıl ben bir çok şeyi senden öğrendim üstad.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz,bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.
"Göğe Bakma Durağı" isimli bir şaheserin sahibidir ki sırf ezber yapamadığı için biyolojiyle arası kötü olan şahsımın bu şiiri ezberlemesini sağlamıştır.
şöyle birgün yollara vursam kendimi,
sol pazımın üstünde meşin musla elimde değnek
en erkekçe aşk türkülerile el ele vererek,
muhteşem cünbüşüne başlamadan hicret mevsimi..
iplik iplik dizilmiş turnalar gökte, ben yolda
hepimiz aynı bahtın esiri olmuşuz habersiz.
sakın garipsemeyin, eğer, birgün işitirseniz;
turgut vardı ya hani, kaybolmuş diye sağda, solda..
şöyle bir dağ başında oturup rüzgârlar ortasında,
istiyorum keyfimce bir çoban türküsü çağırayım.
sonra akşam yorgun argın karanlık bir köye varayım
üşüyeyim, ısınayım, bir tuhaf olayım insanlar arasında..
donkişot aklıma gelsin bir yel değirmeni karşısında
işimde sekiz yönden toplanmış delikanlı rüzgârlar.
belki benim kısmetim şu dağ ardında toprak çapalar,
bir dost görüp sarılayım, bir şehrin çarşısında..
bir türlü bağlanamadım gitti hatıralarıma,
zaten hatıra namına ne var ki aşktan başka.
ömrüm hep yollarda hep aramakla geçse keşke
kışkırtıyor beni, bir hain kıl kaçmış damarlarıma..
basit bir türkü öğrenip köylünün birisinden,
yollar boyunca hep onu, durmadan onu söylesem.
ıssız tepelerde güneşe bakıp saati tahmin etsem
haberim olmasa hiç perşembeden, pazartesiden..
ırgatlık etsem, çobanlık yapsam dağ başlarında.
karnımı ben de doyururdum çökelekle, zeytin tanesile.
yıldızlara baka baka dertleşerek yanımdakile
ben de ısınsam güz akşamları meydan ateşlerinde.
inan o zaman ölüm, hiç aklıma gelmeyecek lütfücüğüm,
serseriliğe, insanlara, toprağa meylim var.
amma gel gör ki bir masa başındayım akşama kadar
halbuki böyle perişan ve serazat yaşamak istiyor gönlüm...
binlerce pazartesi geçti ömrümde
hangisiydi o çıkaramıyorum
bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu
demek oldukça eski
saçmasapan şeyler
bir kızın dizaltını örneğin
bir de
bir adamın çirkin sigara içişini
nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna
kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil
kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana
güzel bir öğle vakti
eski güzel bir akşamı hatırlayarak
sonra dopdolu şeyler
damacanalar gibi
içim kabarıyor
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz”
”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim.
...
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım