kaybına gerçekten çok üzüldüğüm alanında yetkin, değerli bir felsefe hocasıydı...
son senelerde yapmış olduğu açıklamalarla haddinden fazla da eleştiriye maruz kalmıştı.
amma velakin dün çok kıymetli bir insanı kaybettik. o yüzden çok üzgünüm.
74 yaşında aramızdan ayrıldı. nedense böyle insanlar için bu yaşlardaki ölümü hep erken buluyorum. yaşasaydı da keşke daha çok anlatsa, aydınlatsaydı...
geride eserleri, tv kayıtları kaldı. unutmayacağız. nur içinde yatsın.
Meslek yüksek okuluna. Müthiş bir ihtiyaç var. Bir ordun var, silme general.
Eee ne yaparsın sen bu orduyla. Erin, Astsubay'ın yok. Astsubay çok
önemlidir askerde. Bir fabrikada da teknisyen önemlidir.
Herkes üniversite istiyor iline, siyasetçiler de üniversite getiriyor.
Böyle olursa ülkenin kalkınması mümkün değil.
Bu kadar üniversite var ama lüzumsuz konular okutuluyor.
KÜRT MESELESiYLE DEVLETiN TEMELiNE DiNAMiT KONULDU
Kürt meselesi Cumhuriyet kurulduğundan bu yana bastırılmış bir olaydır.
Cumhuriyet kurulurken parmağım kör gözüne bir sorun ekildi. Devletin temeline
bir dinamit konuldu .
Denildi ki: "Bu devlet bir millet-devlettir, Türk'tür, Türk'ün dışında
hiçbir şeye yer yoktur." Bütün unsurlar atıldı. O halde niye Kürt'ü aldın içine.
Sen "şurası benim değildir" dedin ve attın. Halep'in mesela Kilis'ten, Urfa'dan
ne farkı var? Niye Halep dışarıda da Urfa içeride? Kerkük, Hakkari'den
Musul, Şırnak'tan daha mı az Türk'tü de onlar dışarıda kaldı.
Cetvelle çizilmiş bir sınır. Onları nasıl dışarıda bıraktıysan Kürtleri de dışarıda
bırakacak bir sınır çizilebilirdi. Şu şehirler, bölgeler "Misak-i Milli sınırları dışındadır
" denilebilirdi. Başka bir yöntem de olabilirdi. Nasıl ki biz tuttuk Yunanistan
ile "Ahali Mübadelesi"ne girdik, oradan 700 bin Müslüman alındı bu
tarafa, buradan da 1 buçuk milyon civarında Rum çıkarıldı.
Hatta aralarında Türkler vardı. Böyle bir mübadeleyi Irak'la da yapabilirdin.
Irak'taki Türkleri içeri alıp, Kürtleri verebilirdin. O zaman mümkündü bu.
prof. şaban teoman duralı.
karizmatik ve kendi alanında oldukça donanımlı biriydi. konuşması ve üslubu ile kendini gayet güzel ve sıkılmadan dinletiyordu.
''yazıyı değiştirmek bir soykırımdır, bizde de öyle oldu''
teoman duralı.
"Kültürü harap olmuş bir toplumun, maddî direnci de kırılır. işte, bir tarafta maneviyatı silinip maddî direnme gücü sıfırlanmış, dolayısıyla da sömürgeleştirilmiş bir dünya, öbür yandaysa, yeryüzünün tekmil nimetini devşiren bir anavatan."
"islam'a, dolayısıyla da insanlığa yapılabilecek en büyük kötülük, onun siyasi ile iktisadi amaçlar uğruna suistimal edilmesidir. Böylelikle o, din olmaktan çıkar; manevi yetkisini ve duruluğunu yitirip Yeniçağ dindışı Avrupa medeniyeti çerçevesinde bitip serpilmiş ideolojiler zincirine eklenmiş yeni bir halka olmaktan öteye geçemez."
"Dizginlenemeyip başıboş kalmış nefs, başta zulüm ile sömürü olmak üzere, bilcümle kötülüğün kökü kaynağıdır."
"Bu yeni süreç, insanın başkaldırma kabiliyetini yok ediyor. insanı insan kılan en önemli özellik, hür olmaktır, dedik. Başkaldırmaysa, onun iradesidir."
"Dünyaya kapalı kalmış, ufku son derece dar olan insanın anlama yetisi de çok düşüktür. Bu onun doğuştan aptal olduğu anlamına gelmez."
"insanlık, şaşmazcasına tekörneğe göre tek boyutta biçimlenmektedir; o da, ingiliz ile onun devamı olan Amerikan hayat üslubu ve insan ile dünyaya bakma tarzıdır."
her dinin ortak noktalarını sayıp hepsinin aslında aynı olduğunu söyleyip Müslümanlığı tek geçiyor.
imparatorluklar şöyle iyi böyle kötü, roma çok iyi, Moğollar şöyle falan deyip Osmanlıyı tek geçiyor.
aykırı olmayayım, marjinal görünmeyeyim, felsefeci de halktan biri demeye çalışıyor gibi biraz.
Afganistan'a hayran ama labaratuvar olarak, ilkel insan nasıl olur gözlemek karanlık çağları yaşayarak görmek istiyor.