Bir ihsan Oktay Anar romanı. iOA ile aynı dönemde yaşadığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Suskunlar, geleneksel islam'ın pek de benimsemediği Sufizm ve Tasavvuf ile ilgili bir kitap. Tasavvufu müzik (ses, tını, ezgi) ve kurgusal tarihi karakterler üzerinden anlatmış.
Anar'ın bir kitaba başlamadan önce bilimsel bir şekilde yıllarca çalışması ( Suskunlar için 5 sene hazırlık yaptığını belirtmişti) buna paralel olarak öyküde okuyucuya sunduğu ince detaylar, kurduğu evrene paralel olarak yarattığı özgün dili (Osmanlıca, eski Türkçe) Efrasıyabın öyküleri hariç her kitabının mutlaka felsefi bir arka planı olması (Suskunlarda, Sufizm, Puslu Kıtalar Atlası'nda Kartezyen felsefe) incelikli mizahı ve ironisi, inanılmaz yaratıcılığı, yaşananları başkasının tanıklığından sunarak, anlatıya mesafe katma zenginliği, masalla fantastiği, polisiye ile tarihi birleştirmesi, onu çağımızın en büyük, tarihi arka planı olan, fantastik edebiyat yazarları arasına yerleştiriyor ve kesinlikle büyük bir saygıyı hak ediyor.
Anar'ı eleştirdiğim tek yer öyküyü fazla detaylandırması. Suskunlar'da roman kahramanını, Eminönü'nden Galata'ya taşırken anlattığı detaylardan baygınlık gelmiş, kitabı okurken hadi be adam git artık Galata'ya demiştim.
Anar'la ilgili olarak tartışılması gereken en önemli nokta, öykülerinin hepsinin tarihi ve dönem (Osmanlı) öyküleri olarak kurgulanmasına rağmen, hiç birinin tarihi roman olmaması. Anar'da tarih, önünde olayların sergilendiği tiyatro dekoru gibi kurgulanmış. Dolayısıyla öyküleri günümüze uyarlansa ve tamamen günümüzde yaşansa dahi etkisinden ve özelliğinden hiç bir şey kaybetmeyeceği anlamına geliyor. Oysa tarihi romanlarda böyle bir özellik olamaz. Umberto Eco'nun Gülün Adı'nı günümüze uyarladığımızı farz edelim. Romanın hiç bir özelliği kalmaz. O yüzden Anar'ın romanları post-modern roman olarak adlandırılıyor.
sadece 28 bölüm çekilmiş dizi. sonunda olanlar zaten aceleye getirilmişti. o irfan denen psikopat herif neler çektirdi insanlara. gülten'le olanlar. sonra gurur ve nisan... birsen'e de yazık oldu. favori karakterim ecevit ve ahu. özellikle aşklı sahnelerinde çok duygulandım.
ihsan oktay anar, "puslu kıtalar atlası" ile müthiş bir başlanıç yapmış ve fırtınalar estirmiştir. . son romanı "tiamat" ile de fırtına devam etmektedir.
Tadında bırakılıp efsaneleşecekken 2. Sezonla bok edilmişti. ilk sezondan işlenebilecek bir sürü olay varken yine bir intikam planına dönmüştü falan. En baştan izlemeye başladım. Delirdim yine nasıl harcadılar diye. Gece gece başka işim yok mu ki bunu düşünüp entry giriyorum. Yok vallahi sözlük.
çocukların hapishaneye düşme sebebi 1997 gaziantep baklava çalan çocuklar olayını hatırlatan konusu güzel bir dizi. herhalde bir gönderme yapmışlar. izlediyim türk dizileri arasında bir elin parmağını geçmeyecek sayıda olan, beğendiğim dizilerden birisi.
ihsan oktay anar'ın 4. kitabı. yazarın diğer kitaplarını kıyaslamak istemem ama eflatun'un hikayesi başlı başına yazarın hayal gücünün zirvesi diyebilirim. bir eflatun geldi geçti kitaptan, etrafımızda nice eflatunlar var ama farkında değiliz... belki de eflatun biziz farkında değiliz...
çok özgün senaryosu güzel oyunculukları kadrosu olan dizi.
Ahmet Kaya şarkıları çok yakışmıştır.
hele sarının küçük çocukla konuşması dokundular mı sana oğlum demesi herkesin yüz ifadesi siz benim neler çektiğimi nerden bileceksiniz şarkısının girmesi çok iyidir.
Seksenler dizisindeki susmuşun yeni dünya düzeni için oluşturmuş olduğu subliminal mesajlar gönderen bir gruptur. Uzak durunuz. Sizi de susturmasınlar !