18. yüzyıl ermeni şairi sayat nova'nın hayatını konu alan 1969 yapımlı bir film. özellikle ermeni kültürünün ortaçağdaki özelliklerini anlatıyor. film güzel ama verilen hristiyanlıktan fazlaca sıkıldım ben. keşişleri, patrikleri, kurban kültü, isa'nın yaşamına gönderi yapan koyunlar ki isa çobandı ben de filmin içine dalmamı engelleyen faktörlerden bir tanesi oldu.
sanat filmle nasıl buluşur izleyin, pişman olmazsınız.
bir peter greenaway filmi. aşk, yemek, cinsellik üçgeninde yaşananlar üzerine kurulu bir film aşçı, hırsız, karısı ve aşığı. ünlü galli yönetmenin son filmi. film estetik olarak çok anlamlı. tablodan çıkmış gibi düzenlenen sahneler ve özellikle renk kullanımı çok estetik bir değer olarak gözüküyor.
filmin tek eksiği bütün diyalogların baş karakter tarafından sergilenmesi, bu rol dağıtımını da yakından ilgilendiren bir konu. yönetmen burada bir monoloğa düşmüş bir durumda. film mutsuz evlilik yapan bir çiftin aldatma hikayesi üzerine yükseliyor. daha sonra filmin başkahramanı karısının kendisini aldattığı kişiyi öldürüyor ve ardından da sarsıcı bir final geliyor.
sinema ile sanatı buluşturan bir film aşçı, hırsız, karısı ve aşığı, o yüzden seyredilebilir bir film olarak öne çıkıyor.
spudcell, sentetik biyoloji alanında çığır açan, cansız kimyasallar ve biyomoleküller kullanılarak laboratuvarda sıfırdan üretilen yapay (sentetik) bir hücre modelidir.
ABD'deki Minnesota Üniversitesinden araştırmacılar, tamamen cansız kimyasal bileşenlerden oluşturdukları ve "SpudCell" adını verdikleri sentetik hücrenin büyüme, genomunu kopyalama ve bölünme gibi temel yaşam süreçlerini gerçekleştirebildiğini açıkladı.
Araştırma ekibine göre SpudCell;
Genomunu çoğaltabiliyor,
Besin alabiliyor,
Büyüyebiliyor,
Bölünerek yeni hücreler oluşturabiliyor.
Ancak sistem henüz gerçek bir canlı hücre gibi sınırsız şekilde çoğalamıyor. Araştırmacılar, sentetik hücrenin kendi metabolizmasını tam olarak düzenleyemediğini, protein üretim sistemini yenileyemediğini ve bu nedenle bulunduğu ortamdan sağlanan bileşenlere bağımlı olduğunu ifade ediyor.
Kate Adamala, amaçlarının biyolojiyi tamamen mühendislik prensipleriyle tasarlanabilir hale getirmek olduğunu belirterek, SpudCell'in bunun için önemli bir temel oluşturduğunu söyledi.
bir michael nyman bestesi. the piano filmi için bestelenmiştir. başlık emily dickinson'un bir şiirinden alıntılanmadır.
The Heart asks Pleasure first
And then Excuse from Pain
And then those little Anodynes
That deaden suffering
And then to go to sleep
And then if it should be
The will of its Inquisitor
The privilege to die
kalbim önce haz ister
sonra acıdan kurtuluş ister.
ardından, acıyı uyuşturan o küçük tesellileri arar.
sonra uyumayı ister.
ve en sonunda, eğer sorgulayan yazgı uygun görürse,
ölümü bir ayrıcalık olarak kabul eder.
ve ardından uykuya varmak
ve ardından, eğer sorgucusunun
iradesi öyleyse,
ölme ayrıcalığına erişmek
türkiye'nin ayıbıdır düşünce özgürlüğü. bu ülkede on yıllardır düşünce suçu nedeniyle aydınlar, sanatçılar hapse atılıyor.
eskiden 141-142 vardı , bu maddeler kalkınca, terörle mücadele 8. madde ortaya çıktı. bunlar anayasadaki düşünce özgürlüğüyle ilgili maddeler. normalde şiddet içermeyen ve şiddeti övücü olmayan ifadelerin cezalandırılması yanlıştır. hele hele dini değerlere düşmanlık gibi garabet bir konunun bir an önce anayasadan çıkarılması lazım.
bu satırların yazarı da yazdığı eğlence amaçlı asparagas bir haberden dolayı mahkemeye çıkmıştır. neyse ki berat ettim. toplumda yaygın olan geyik bir konuyu işlemiştim. konu şuydu, bizi depremden evliyalar koruyor diye bir haber yazmıştım. birisi şikayet etmiş. anlayacağınız , düşünce suçundan içeri girecektim. neyse ki serbest kaldım. anlayacağınız islami kesim mizahtan anlamıyor. hassasiyetleri üst derecede. dinle ilgili konuşulan her konuyu küfür diye değerlendiriyor. peki nedir küfür. ben şimdi sinkaflı küfür etsem , küfür etmiş mi oluyorum, bence sadece bu değil, küfür suçu daha geniş bir konuda ele alınıyor. islami değerlere dil uzattığı düşünülen her şey küfür adı altında değerlendiriyor.
yakın zamanda leman konusu da gündemdeydi. sırf melek çizen bir karikatürist meleklerin yanına peygamberlerin ismini * yazdı diye linç edilmeye kalkışıldı. gösteriyi yapanlarda ibda -c mensuplarıydı. allahtan dergiye girmeye cesaret edememişler de bir facianın eşiğinden dönülmüştü. ama buna rağmen , leman çizeri doğan pehlevan hala içeride. sadece melek karikatürü çizdi diye.
anlayacağınız karşı mahalleye islamiyetle ilgili şaka bile yapılamıyor. kutsalıma dokunamazsınız adı altında islamda mizahın olamayacağını bize gösteriyor. ben bugün hristiyanlığı eleştirebiliyorum, isalı porno bile çekilebiliyor, çünkü hristiyanlık rönesans geçirmiş bir din. ama islamiyet de hiçbir konuda eleştiri kabul etmiyor. bu yüzden gerici bir din kategorisinden kurtulamıyor.
ne diyelim din budur, dogmatizm de budur. islamiyet dogmatik bir dindir. esnetilemez, bu özelliği nedeniyle zaman içinde reform geçiremeyeceği için zamanla katılaşıp tarihin çöp tenekesine geri yollanacaktır.
komiklikten çok politikliği ile ön plana çıkan komedyen. ileride cem yılmaz gibi malzeme sıkıntısı çekmez. politik malzeme kolay bulunulan bir malzemedir. ayrıca siyaset, din, felsefe, feminizm , liberalizm, ünlüler, aydınlar, psikiyatri, tedaviler, cinsiyetsiz tuvaletler, lgbt gibi bir çok konuda espri üretiyor deniz. yani ilgi skalası çok geniş. bu yanıyla piyasadaki diğer komedyenlerden ayrılıyor.
ayağına taş değmesin çocuk. umarım kısa zamanda tekrar sahnelere dönersin.
ülkenin en önemli doğal koruma alanlarından birinde hayata geçirilmek istenen projeye karşı arnavut halkı, 23 gündür sokaklarda eylem düzenliyor.
arnavut halkı, bugün bariyerleri aşarak trump’ın damadı jared kushner’in sazan adası’ndaki tatil köyü projesi inşası için kullanılacak konteynerleri kullanılmaz hale getirdi.
Vincenza Montella'nın maç sonu açıklamasıdır. Bildiğin akp diliyle konuşmuş, nasip, kısmet demiş. italyan olduğunu bilmesek bizden veya akpli biri zannedecektik.
musluktan önce su sonra kan gelmesi, dağ evinde şişe çevirmece gibi bir oyun oynayıp üstünü çıkartan kızlar, ortalıkta dolaşan arızalı birisi, bu ortalıkta dolaşan kişinin herkes ölecek demesi...
gizli hazine olan gitar virtüözü abimizdir. iNTERNAL FLIGHT albümü şiddetle tavsiye edilir. kendisi sokak gitaristiymiş, seninle bir sokakta tanışmak isterdim estass kardeş.
determizmi bir bilardo topuna benzetebiliriz. bir topa vurduğunuz zaman o topun vuruş hızı, yönü gibi faktörleri o topun nasıl gideceğini belirler. determinizmde böyledir. o topun bir yere çarpmama gibi bir seçeneği yoktur . çünkü şartlar ıstakayı vuran kişi tarafından belirlenmiştir.
Bosna Hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.
Hiçbir şey imkansız değil.
Hiçbir şey.
Bosna Hersekli olduğumuz için şanslıyız. Bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. Bambaşka bir kaderim olabilirdi.
Saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. Başladığında 6 yaşındaydım. Sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. Annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. Bu birinci gündü. Dört yıl boyunca sürdü. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. Evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. Hepimiz yerde uyuyorduk.
Birlikte Monopoly oynardık. Dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. Kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. Sirenleri ve bomba seslerini duyardık. Bazen yer sallanırdı.
Oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. Sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.
Dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. Peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? Tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. Nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. Çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.
Annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. Yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. Ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.
Zaman zaman suyumuz biterdi. Kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. Elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. O kovaları taşırdık. Üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... Saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. Yemek de bizim için problemdi. Ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. Bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... Nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. Tatları inanılmazdı. Her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.
Günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. Geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. Küçücük çocuklardık. Onlarca masum insan öldü. Ne için?
Para için. Güç için. Ego için.
Yani hiçbir şey için.
Bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.
Bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.
Ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.
Savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. Futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. imkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.
Her şey paramparça edilmişti. Futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. Babam eskiden ekmek taşırdı. Ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. Yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. Bunu asla unutmadım. O da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. Arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.
Hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. O dönemde Serie A en iyi ligdi. Shevchenko'yu duydunuz mu? Ona bayılırdım. italya'yı çok severdim. Dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. Orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. Zeljeznicar'ın A takımında futbol oynamak tek hedefimdi. Hocalarımdan biri bana Sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. Hoşuma gitmişti.
19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni Çekya'ya götürmek istediğini söyledi. Bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. Dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. Sadece daha iyi olmak istiyordum. Bedenimin en güçlü tarafı zihnim. Teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "Edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."
Beni 25.000 Euro'ya almışlardı.
2 yıl sonra Wolfsburg'a imza attım. Milan'la karşılaştık, Sheva ile forma değiştim.
Sonra Manchester City beni 37 milyon Euro'ya satın aldı.
Sonra Roma'ya gittim.
Savaşta büyümüştüm. Gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.
Hiçbir şey imkansız değil. Bosna'yı Dünya Kupası'na götürmek bile.
2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. ilk kez Dünya Kupası'na o yıl gitmiştik. Hayatlarımızın en iyi günüydü.
Litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. Hakem son düdüğü çaldı, Bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. içimden 'delirmişler' demiştim.
Sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. Gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.
Babamdı.
'Baba, ne oldu?' dedim.
'Duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.
Sarıldık ve ağladık.
Ne yazık ki Brezilya'da şans bizimle değildi. Bunu hatırlamıyorsunuz ama Nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. O gün VAR yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. Ama bizim küçük ülkemiz Maracana'da sahaya çıkmıştı. Dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.
Şimdi ise geri dönüyoruz.
Komik olan ne biliyor musunuz? Martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. Müslümanım, o dönem Ramazan ayıydı ve bizim de Galler ve italya karşısında bir işimiz vardı. Ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.
Galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.
Tek hissettiğim şey panikti. Zamanımız bitiyordu.
Sonrasında bir korner oldu. Beni sıska bir adam marke ediyordu. 'Harika' dedim. Topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "Daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."
Şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. Biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.
Sonra italya'yla oynadık. Donnarumma'dan korkuyordum. Çok büyük. Ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. Sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. ilk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. izleyemedim ve golü attık.
O an dedim ki, belki de izlememeliyim. Sadece tribünün sesini takip edeyim. Halkımı dinleyeyim.
italya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.
Sonra bir kez daha kaçırdılar. Sadece dua ediyordum. Gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.
Esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'Ben de izleyemiyorum' dedi.
Geldi, bana sarıldı. Kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.
Sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.
Buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. Siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. Ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. Mental olarak bu çok zor. Eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. Sizler gibi. Karnımda kelebekler uçuşuyor.
Eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: Değdi.
Her şey değdi.
Kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.
20 yıldır Bosna'dan uzağım. Bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. Bu 20'nin 9'u italya'daydı. Çocuklarım Roma'da doğdu. Orası hala benim ikinci evim ama ne zaman Saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. Herkes orada. Ben de çok mutluyum. Bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.
Halkım için oynuyorum. Saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. Sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. Bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. Hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...
Asla başarılı olamadılar.
Benim sayemde değil. Yetişkinler sayesinde de değil. Biz asla öğrenemiyoruz. Sizin sayenizde çocuklar.
Bana son bir iyilik yapın tamam mı?
Saraybosna, Roma ya da St. Louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister Müslüman, ister Musevi, ister Katolik, ister Ortadoks olun. Nereden geldiğinizi asla unutmayın.
Death Cab for Cutie, 1997 yılında Washington, Bellingham'da kurulan Amerikalı bir rock grubudur. Grup, Ben Gibbard, Nick Harmer, Dave Depper, Zac Rae ve Jason McGerr'den oluşmaktadır.
film 1995 yapımlı bir dram filmidir. michelle pfeiffer bir gettoda öğretmendir ve film michelle pfeiffer öğrencileriyle kurduğu bağı anlatır.
film, gerçek hayatta da eski bir asker olan öğretmen louanne johnson'ın kendi anılarını kaleme aldığı "my posse don't do homework" (benim çetem ödev yapmaz) adlı çok satan kitabından uyarlanmıştır.
gerçek hikayede louanne öğrencileriyle bağ kurmak için sınıfa rap müzik getirmiştir. ancak hollywood yapımcıları, sinema izleyicisine daha çok hitap edeceğini düşünerek filmde bunu bob dylan şarkılarıyla değiştirmiştir.
micheal pfiferın oynadığı dangerous mind filminde bahsedilen şarkıdır. michael pfiefer gettoda bir lisede edebiyat öğretmenidir ve türkçe dersinde , öğrencilere dersleri sevdirmek için bobdylanın unutulmaz şarkısını kullanır.
michael pfiefera göre mr tambourin, bir uyuşturucu satıcısının kod adıdır, öğretmen bu şekilde öğrencilerinin ilgisini çekmeye çalışır.
trange infatuation seems to grace the evening tide
Akşam vakti garip karasevda hoş görünür
I'll take it by your side.
Ben senden yana olacağım*
Such imagination seems to help the feeling slide.
Hayal gücünün böylesi duyguyu geçirir gibi görünür
I'll take it by your side.
Ben senden yana olacağım*
Instant correlation sucks and breeds a pack of lies.
Anlık korelasyonlar berbat ve bir sürü yalan üretiyor*
I'll take it by your side.
Ben senden yana olacağım*
Oversaturation curls the skin and tans the hide.
Doyumun fazlası deriyi kıvırır ve karartır
I'll take it by your side.
Ben senden yana olacağım*
I'm unclean, a libertine
Ben kirliyim,bir hovardayım
And every time you went your spleen,
Ve sen hıncına her döndüğünde,*
[ reklamı gizle ]
I seem to lose the power of speech
Konuşma gücümü kaybediyorum sanki
Your slipping slowly from my reach.
Benim erişimden yavaşça düşüşün
You grow me like an evergreen,
Beni hiç yaprak dökmeyen bir ağaç gibi yetiştiriyorsun
You never see the lonely me at all
Benim yalnız halimi hiç görmüyorsun
I...
Ben
Take the plan, spin it sideways.
Planı alıp kenarlarından döndürürüm
I...
Ben
Fall.
Düşerim
Without you, I'm Nothing.
Ben sensiz bir hiçim
Without you, I'm nothing.
Ben sensiz bir hiçim
Take the plan, spin it sideways.
Planı alıp kenarlarından döndürürüm