1987'de gelişim psikolojisinin bir dalı olarak ahlaki psikoloji, çocukların ahlak anlayışlarını nasıl edindikleri temel sorusuyla boğuşuyordu. O zamanlarda iki yaygın söylem vardı; bir grup ahlakın insan doğasının içkin bir yönü olduğunu iddia ederken, diğer grup ise çevresel etkilerle şekillenen öğrenilmiş bir özellik olabileceğini öne sürmekteydi. Doğa ve yetiştirme konseptleri tartışırken, çocukların aktif olarak ahlaki anlayışlarını inşa ettiklerini öne süren yeni bir anlayış ortaya atıldı. Bu anlayış rasyonalizmdi. Rasyonalist bakış açısı, tırtılların kelebeğe dönüşmesine benzer şekilde çocukların da rasyonelliklerini zaman ve deneyimle geliştirdiğini öne süren bir anlayışı savunmaktadır.
Gelişim psikolojisinde ufuk açıcı bir figür olan ve başlangıçta zooloji alanında geçmişi olan Jean Piaget, ahlaki akıl yürütmeye yönelik bilişsel-gelişimsel yaklaşımın ilerletilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Farklı bardaklardaki su hacimlerini karşılaştırmak gibi senaryoları içeren deneyler kullanan Piaget, çocukların bilişsel gelişiminde farklı aşamalar belirlemiştir. Piaget, ahlakı doğuştan gelen veya doğrudan aktarılan bilgiye atfetmek yerine, çocukların kendi ahlaki anlayışlarını, katılımcı faaliyetler yoluyla adalet kavramını edinmeye benzer şekilde, özerk olarak inşa ettiklerini ileri sürmüştür. Rasyonalist Lawrence Kohlberg, 1960'larda Piaget'nin görüşlerini genişleterek ahlaki ikilemleri deneylerinde kullanmış ve böylece ahlaki akıl yürütmedeki değişiklikleri ölçmeye çalışmıştır. Kohlberg, cezaya dayalı basit yargılardan, adalet ve daha yüksek ahlaki değerlerle ilgili düşünceleri içeren, daha karmaşık akıl yürütmeye doğru ilerleyen çocukların ahlaki gelişimindeki aşamaları tasvir etmiştir.
Antropologların ahlaka bakış açısı ise, rasyonalistlere göre farklı bir bakış açısı sunmaktadır; onlar, kültürel farklılıkların benlik kavramlarını ve ahlaki değerleri önemli ölçüde etkilediğini öne sürerler. Shweder'in Hindistan'ın Orissa kentinde gerçekleştirdiği çalışması, kültürel ahlaki muhakemeyi nasıl etkilediğini bulmayı amaçlayan bir çalışmadır. Bu çalışma ahlaki yorumların kültürel bağlamlarda göre farklılık gösterebileceğini ortaya çıkararak, batı temelli teorilerin evrensel uygulanabilirliğine karşı çıkmıştır.
Kısaca, ahlakın kökeni geleneksel olarak doğuştan gelen faktörler ile çocuklukta öğrenme deneyimleri arasındaki bir ikilik olarak çerçevelenmiştir. Ancak Haidt, ahlakın çocukların zararla karşılaşmaları yoluyla kendilerinin inşa ettiğini öne süren üçüncü bir boyutu, rasyonalistlerden etkilenmiş farklı bir perspektifi ortaya koymaya çalışır. O, kendilerine zarar verilmesinden hoşlanmayan çocukların, bu anlayışı yavaş yavaş başkalarına zarar vermeyi yanlış sayacak şekilde genişlettiklerini, böylece adalet kavramlarını oluşturduklarını öne sürmektedir.
Bugün insan, kendini müstakil zanneden bir köle. Özgürlüğü, nefsiyle olan münasebetinde bulacağını zannediyor; halbuki, kendi kendine esir. Ruh, Allah'tan uzaklaşınca hastalanır. Zira her varlık, hakikatine muhtaçtır; hakikat, insanın fıtratında Allah’a dönmektir. Modern dünyanın sunduğu çözümler ise, suya yazı yazmak gibidir: Tedavi etmez, oyalamaktan ibarettir. Ruh, ilaçla değil, irfanla iyileşir!
Psikolojik rahatsızlıkların temelinde hakikatle irtibatın kopması vardır. insan, ‘ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?’ sorularından kaçtıkça buhranını büyütür. Modern dünya, insana ‘bunları düşünme’ der, sana oyuncaklar verir; oysa insanın esas oyuncağı kendi nefsidir! Düşüncenin köleleştirilmesi, insanın kendi varoluşundan kopmasıdır. işte burada ‘nefsine hâkim olan, âleme hâkim olur’ düsturu devreye girer.
Sorunun çözümü nedir, biliyor musun? Ruhunu, asıl sahibine, Allah’a teslim etmen! Bunun yolu da cihaddır; ama bu cihad, önce kendi nefsine karşıdır. Modern insanın savaş alanı artık dışarıda değil, içindedir. Bu savaş, ‘kendini bul’ savaşıdır. Öyleyse, önce fikrini azat et, sonra iradeni Allah’ın emrine teslim et! işte, o zaman her türlü buhranın üstesinden gelirsin. Modern dünyanın seni tutsak ettiği hapisten çıkış, hakikatle barışmakla mümkündür!
20 ila 30 yaslarımda cok sıkıntı cektigim husus.
hep aynı seyi ısrarla tekrar ederim bir pskiyatrın soyledigi:
-bize hasta insanlar gelmez, hasta insanların hasta ettigi insanlar gelir.
nasıl turkiye de ısrarla yasıyorsun diyorlar bana, imkanın var, neden fransa ya a abd ye tasınmıyorsun.
30 ila 40 yas arası beni bu ulkede cehenemden cennete aldılar.
son birkac senedir biraz radyosyona maruz kaldım, tatsız seyler yasandı, tutuncum sigaraya ne katıyorsa acayip saclarım dokuldu amma;
bir karikatur var. adam cehenneme geliyor, burası cennet mi diyor. zebani de sana dunyada ne yasattılar diyor:)
bana oncesinde cok buyuk felaketler yasattılar dostlar.
velhasılı son 10 senedir yaptıgım seyi asagı yukarı yapmaya devam edecegim.
turp gibiyim maasallah. psikolojim cicek gibi:)
beni gecmiste aramayın, artk orda yasamıyorum.
ve siz artık beni gram tanımıyorsunuz eski dostlar.
Serin bir ilkbahar akşamında damakta tat bırakan zeytinyağlı bir yemek gibidir psikoloji.
Önce bir bakarsın konuya, aynı zeytinyağlıya baktığın gibi. Zeytinyağlı yemek sıradan bir yemek gelir ya, psikoloji de öyledir.
Ama zeytinyağlı yemeği yediğinde damağında canlanan o keyif duygusu gözlerini kapatır ve sadece damağındaki tada odaklanırsın ya, psikolojiyi de okumaya başlayınca aynen öyle oluyor.
Sıradan gelen konuların aslında derinlerde ne kadar güzel anlamlar taşıdığını fark ediyorsun. Bu sorgulamayı yaparken kafayı sıyırmak da bir eşik.
Düşünmekten, tespit yapmaktan gerçeklerden uzaklaşabilirsin ve kafayı yiyebilirsin.
sorunları çözmeye çalışıyor olabilir ama ilaç vermez. psikiyatrist ilaç verir. biz zaten psikiyatrist gidiyoruz. psikolojimizin iyi olması için kendimizi bilmemiz lazım.
Meraklandığım günden bu yana içinde epeyce yol katetttiğimi düşündüğüm bilim dalı.
Kuramları, farklı bakış açılarını okudukça bilgilerim derinleşti, bilgilerim derinleştikçe de kendimi bulmaya, anlamaya başladım.
Hemen her sorunun kaynağının ne olduğunu, ne yapmam, nasıl düşünmem gerektiğini, neyi önemseyip neyi önemsememem gerektiğini, ne istediğimi vs anladım hep. Anladım da sürdürülebilirlik konusunu çözemedim daha.
Biliyorsun, anlıyorsun sorular ve cevaplar belli ama bu gönül neden tam huzurlu değil? Kimi zaman hala mutsuz. Ya da olması gereken bu belki de. Öyle bir seviye vardı ve ben oraya yeni ulaştım belki *
Neyse demekki farkındalığın artması problemlerin çözümünde her zaman işlevsel olmuyor. Hatta bazen daha da derinleşiyor bazı hüzünler.
her problemin de çözülmesi gerekmez, onu çözsek diğeri gelecek besbelli. Problemlerin arasındaki o duraklarda eğlenebiliyoruz neyseki *
ruh sağlığı, hayatımızın en önemli alanlarından biridir ve zaman zaman destek gerekebilir. mersin ve çevresindeki insanlara bu destek için buradayız. içel psikoloji olarak, mersin psikolog hizmetlerimizle sizin ve sevdiklerinizin yanındayız.
ruh sağlığınıza odaklanmanızı sağlamak, işimizin merkezinde yer alır. her birey farklıdır ve biz bu farklılıkları saygıyla karşılar, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları sunarız.
mersin’deki icel psikoloji ekibi, sizi stresten, endişeden, depresyondan veya ilişki sorunlarından kurtarmak için buradır. deneyimli psikologlarımız, sizinle birlikte sorunları çözme yolculuğuna çıkarlar.
uzmanlarımız, en son bilimsel yaklaşımları ve terapötik teknikleri kullanarak size destek olur. size sadece sorunlarınızın üstesinden gelmede değil, aynı zamanda ruh sağlığınızı koruma ve geliştirmede yardımcı olur.
mersin uzman psikolog ekibimiz, kişisel gelişiminizi teşvik ederken güvenli bir ortam sunar. size rehberlik etmek, sizi anlamak ve daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemeniz için buradayız.
ruh sağlığınıza gereken özeni gösterin ve içel psikoloji’nin uzman ekibi ile iletişime geçin. kendinizi daha iyi hissetmek ve hayatınızı daha pozitif bir şekilde yönlendirmek için ilk adımı atın.
unutmayın, ruh sağlığı önemlidir ve biz sizin için buradayız. size destek olmaktan mutluluk duyarız. ihtiyacınız olduğunda bize ulaşın ve ruh sağlığınıza katkıda bulunmamıza izin verin.