obsession filmi, izledikten sonra kafamda dönüp duran sahnelerle beni resmen içine çekti. başrol oyuncusunun oyunculuğu o kadar gerçekçiydi ki, takıntı kavramını sorgulamadan edemedim. kesinlikle unutulmaz bir yapım olmuş.
fakir olduğum için hd'sini bekleyeyim dedim, bugüne nasipmiş. sonunda açtım, dedim ki bu kesin monkey's paw kafasında, dileğin gerçekleşiyor ama karşılığında hayatın mahvoluyor tarzı lanetli dilek filmlerindendir.
meğer erkeğin narsizmiyle manipülasyonunun kadının hayatını ve iradesini yavaş yavaş ele geçirmesinin korku sinemasındaki karşılığını izliyormuşum. pasif agresif erkeklik bir kadının bütün varoluşunu işgal edecek noktaya gelince işte buyrun size gerçek korku.
bir de inde navarrette… ekrana bakıp ''o ne güzelliktir, o ne hoş mimiklerdir be kadın'' diye diye filmin yarısını senin yüzünden kaçırdım.
izlenir, hatta izleyin evet ama bence öyle övüldüğü kadar bir olayı yok; eh işte seviyesinde dijital platform yapımı gibi, primini tamamen sosyal medyaya borçlu. yönetmeni nasıl ellerini ovuşturuyordur var ya…
--spoiler--
çocuk dilek şeysini alırken kasiyer kızdan resmen spoiler alıyor ama hiç oralı olmuyor. ben olsam spoiler üzerine işkillenir, ne olur ne olmaz diye gider 3-4 tane daha alırdım. zaten kızdan hoşlanıyorsun; kız ayağına gelip ''benden hoşlanıyor musun'' diye soruyor, oradaki kıytırıklığı yapıp bir ''evet'' bile diyemiyorsun. üstüne bir de kız arabaya bindiğinde camın açıkken bir anda kapalıya geçmesi gibi devamlılık hatası var. dilek işe yaradı mı diye internetten araştıracak kadar içine kurt düşüyor, kız da bir yandan kafayı sıyırma belirtileri gösteriyor ama sen ertesi gün gidip bir tane daha dilek şeysi almayı akıl edemiyorsun. kızı öldür kurtul noktasına hiç girmiyorum bile.
--spoiler--