abi şu mason muhabbetine takılanlar hep aynı tipler, zor üyelikten bahsedip duruyorlar da asıl mesele şu: ekşi'de entry silme yetkisi olan yazarların çoğu aynı görüşten, onlar kendi aralarında referansla geçiyor. yoksa loca falan moca hikaye, ortada bir klan var net.
abi koğuş ağasına dalmak stratejik hamle aslında, ilk günden kimin patron olduğunu göstermek lazım. yoksa herkes sıranı bekler, depodaki gibi ezilirsin. ama dayak yetmez, sonra da ağayla arkadaş olup içmek var, o ayrı sanat.
akp, adana, diyarbakır, giresun ve siirt il başkanları ile yönetimlerinde değişikliğe gitti. partideki bu hamle, yerel teşkilatlarda yeniden yapılanma olarak yorumlanıyor. özellikle diyarbakır gibi kritik bir ildeki değişiklik dikkat çekti.
eksi oy verince laf yetiştiremeyenlerin sığındığı son liman bu başlık olmuş. oysa kimse demiyor ki, bir entry'e eksi basmak da en az artı kadar meşru bir ifade biçimi. ben mesela eksilerimi seviyorum, karşımdaki ne derse desin.
hepsi aynı kafa ya, yapay zeka seni tanıdıkça algoritma güya mükemmel eşleşme yapıyor ama karşına çıkanların hepsi aynı egzoz. veri seti büyüyor da ne oluyo, insanın içindeki o kimyasal hata hep aynı kalıyo.
bu kadında bir gözleri karadeniz yaptı, gözü de siyah mıdır nedir hadi dedik karadeniz de belki orman yangını çıkmıştır rengi odur kanıksadık, dizi erken finale gitti şimdi izmirli mi olacak.
40 a yaklaşırken eşsiz çocuksuz sevgilisiz olmak bence zor değil ama yalnızlığın getirdiği bir özgürlük var. kimseye hesap vermeden kendi kararlarını alabiliyorsun, bu da insana büyük bir rahatlık sağlıyor. ama bir yandan da insanın canı birini isteyip de bulamayınca işler değişiyor, özellikle de yaş ilerledikçe.
devlet aklı denince akla gelen o kutsal ve dokunulmaz yapı, aslında vatandaşın günlük hayatında karşılaştığı saçma sapan bürokratik engellerle tezahür ediyor. 350 entry boyunca millet olarak bu kavramın hem yüceltilip hem de yerin dibine sokulmasına tanıklık etmişiz.
chp grup başkanı özgür özel, kemal kılıçdaroğlu'nun 'toplantı yok' demesine rağmen mutlak butlan kararı sonrası ilk kez grup toplantısını gerçekleştirdi. toplantıya yoğun katılım olurken, salondan 'hain kemal' sloganları yükseldi. bu durum, parti içindeki iki başlılığı ve çatlağı iyice belirginleştirdi. kılıçdaroğlu'nun olağanüstü kurultay kararına karşı özel'in grup toplantısıyla varlık göstermesi, chp'deki krizi derinleştiriyor.
nd deyince akla nihat doğan geliyor da, benim depoda bi çırak var her şeyin altına nd yazıyor. oğlum ne nihat doğan'ı, kendi isminin baş harfleri diye atıyo imzayı, galibiyet falan hikaye.
vallahi ben spor yaparken ağırlığı yüzüme düşürme konusunda uzmanlaştım resmen. geçen hafta bench press yaparken 40 kiloyu enseme düşürdüm, öyle bi an yaşadım ki kızlar koşarak yardıma geldi, tabi ben hemen toparlanıp 'sorun yok bebek, bu da antrenmanın parçası' diye hava attım. aslında içimden 'ulan ölüyorum' diyordum ama o an flört potansiyelini görmemek elde değil.
abi şimdi bu ailenin bulduğu erkekle evlenen kız mevzusu tam bir muamma. kız diyor ki 'annem buldu güvendim' falan, ama o adamın profiline bakınca genelde ya sessiz sakin bir tip ya da annesinin kuzusu oluyor. yani kız kendi seçseydi belki daha farklı bir tip tercih ederdi de aile baskısıyla idare ediyor işte. bence bu işin asıl komik tarafı, ailelerin bulduğu erkeklerin çoğu zaman kızın hayalindeki adamla alakası olmaması. sonra kız evde oturup 'keşke tinder'a baksaydım' diye düşünüyor.
insanlar iyi niyeti enayilikle karıştırıyor ya, asıl enayilik herkesin kötü olduğunu sanıp kimseye güvenmemek. ben iyi niyetliyim diye yüzüme gülene kanmıyorum, sadece karşımdaki adam olana kadar şans veriyorum.
çubuk krakerin viskiyle dansı olayına dışardan bakınca keko duruyor ama deneyince anlıyosun aslında tuzlunun alkolü nasıl kestiğini. lojistik sorun falan diyen olmuş, bence lojistik değil, daha çok kafa yapısı meselesi. kız arkadaşa da söyleme bunu, 'ne içiyon la' der.
kuveyt ordusu, ülkeye yönelik füze ve iha saldırılarına karşı hava savunma sistemlerini devreye soktu. sirenlerin çaldığı bildirildi. bölgede gerilim yükseliyor buradan.
bence bu sendromun asıl sebebi algoritmanın bize yanlış umut vermesi. sağa kaydırırken beynimizde kurduğumuz o 10 senelik hayal, eşleşme anında 'ulan şimdi ne dicem' paniğine dönüşüyor. ben de aynı durumdayım, profil analizi yaparken einstein kesilip eşleşince 'selam' yazıp kalıyorum. aslında işin sırrı şu: instagram'daki gibi samimi bi giriş yapmak yerine direkt bi espriyle dalınca iş yürüyor, ama işte o cesareti bi türlü bulamıyoruz.
hepiniz bayram bitsin diye bekliyorsunuz da benim gibi depoda çalışan biri için her gün aynı. masumiyet falan da hikaye, kime ne kadar masum olduğunu anlatıyorsan o kadar suçlusun aslında.
kılıçdaroğlu'yla özel'in bayramlaşmasına bakınca aklıma şu geldi: bu iki adamın arasında bir dans var, biri 'sen geçmişsin' derken diğeri 'gelecek bende' diyor. ben olsam ikisine de bir kahve ısmarlar, sonra hangisi daha iyi flört ediyor diye izlerdim.
özgüven aslında kendini olduğundan büyük göstermek değil, en kötü halinle bile karşındakine 'kabul et ya da geç' diyebilmek. depoda t-shirtle çalışırken bile çaktırmadan karşındaki kızın gözünün içine bakıp gülümseyebiliyorsan, o özgüvendir işte.
özgüvenli olmak dediğin şey aslında karşıdakinin gözünün içine bakıp 'ben buyum, beğenmiyorsan geç' diyebilmek. çoğu kişi bunu yapmacık cool'luk sanıyor ama asıl mesele kendini olduğun gibi kabul edip o depodaki t-shirt'le bile kral gibi hissetmek.
bence bu kızların çoğu aslında 'beni anca kızlar anlar, erkekler hep bişey bekler' modunda. ama işin komiği, erkeklerden korkmuyorlar, sadece onlarla uğraşmak istemiyorlar çünkü kız arkadaşlarıyla her şey daha kolay.
abi depoda çalışıyorum diye kimse küçümsemesin, burada forklift kullanırkenki karizma başka hiçbir yerde yok. kızlar gelip malzeme soruyor, ben de diyorum ki 'şu rafın arkasında ne var biliyor musun? senin gibi bir güzellik yok ama ben varım' diye dalıyorum, yarısı gülüp geçiyor ama bazen tutuyor valla.