bazı klasik yazarların bazı klasik eserleridir. evet.
----
Sabahattin Ali: Şehir ve aydın ikiyüzlülüğünün tavizsiz avcısı (içimizdeki Şeytan)
Orhan Kemal: Fabrikanın, sokağın ve büyük şehrin kirli çarklarında ezilen insanın çıplak gerçekliği (Bereketli Topraklar Üzerinde)
Yaşar Kemal: Tasviri en efsunlu ama o gücü sömürü ve ağalık düzenini yıkmak için kullanan dev (ince Memed)
Hüseyin Rahmi Gürpınar: Toplumsal tabuları, sahte ahlakı ve mahalle baskısını sokağın diliyle yıkan bağımsız usta (Mürebbiye)
Fyodor Dostoyevski: insanın yeraltındaki o en çıplak, en çiğ ve karanlık vicdan hesaplaşmalarının dünya çapındaki şahı (Suç ve Ceza)
Peyami Safa: insanın suçluluk psikolojisini ve Doğu-Batı kumarındaki ahlaki lağımı en derin analiz eden cerrah (Dokuzuncu Hariciye Koğuşu)
Ahmet Hamdi Tanpınar: Büyülü bir dille, modernleşmenin bireyde yarattığı o manevi boşluğu ve kültürel kimlik krizini anlatan usta (Huzur)
Mehmet Rauf: Toplumsal baskı ile yasak arzuların çatışmasını saf psikolojik tahlillerle veren yazar (Eylül)
Samiha Ayverdi: Tıpkı Tanpınar gibi eski istanbul'un o asil, efsunlu dünyasını yazar ama modernitenin gelişiyle o köşklerdeki insanların ahlaken nasıl çözüldüğünü, manevi değerlerin paraya nasıl kurban edildiğini çok derin bir içsel analizle masaya yatırır (ibrahim Efendi Konağı)
Adalet Ağaoğlu: Darbe dönemlerinde aydınların düştüğü ahlaki kırılmaları ve bilinç akışıyla o derin iç hesaplaşmaları en iyi yazan kadın cerrah (Ölmeye Yatmak)
Oğuz Atay: Küçük burjuva ahlakına ve toplumsal yalanlara tutunamayan o naif, dahi bireyin içsel isyanı (Tutunamayanlar)
Attilâ ilhan: Siyasi kırılmalarda paranın ve gücün insan karakterini nasıl yozlaştırdığını deşifre eden dönem romancısı (Kurtlar Sofrası)
Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Bir ülkenin geçirdiği büyük siyasi dönüşümleri ve aydın-halk arasındaki o derin uçurumu büyük bir gözlem gücüyle aktaran yazar (Yaban)
Sait Faik Abasıyanık: O efsunlu deniz kokusunu ve insanın yalnızlığını, toplumun hoyratlığını yüzünüze çarpmak için kullanan eşsiz öykücü (Son Kuşlar)
Ela Güntekin & Sevgi Soysal: Hayatın tüm hoyratlığına ve o absürt siyasi baskılara (konyak meselesi) karşı o kırılgan kedi naifliğini ve topluma uzak asil sessizliği koruyan, bunu edebiyatın ruhuna üfleyen gizli özneler (Yürümek, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu).
Ciğeriniz sökülene kadar ağlamak isterseniz eğer, Jerzy Kosinski - Boyalı Kuş. Ağlamazsanız kalpsizsiniz.
Onun dışında, üzümlü kekim; Martin Eden.
Ve kuş dedik diye aklıma gelen, Ken Kesey - Guguk Kuşu.
Önerilerinize açık olduğum kitaplardır.
En temel kitap, bugünümüzü şekillendiren herşeyin içinde olduğu kitap...." 2.dünya savaşı " - winston churchill...Türkçeye çevrilmemiş!! iyi mi?!...
Dört cilt o!...
Heyhat ziktiret 2.dünya savaşını...ben inalcık hocanın " devlet-i aliyye" şeklinde Osmanlı arşivlerini genel olarak değerlendirdiği 5 ciltlik kitabı ("devleti aliyye" ismi) kendimden başka okumuş hiç kimseye rastlamadim !!...
Ben sol görüşlüyüm hesapta ama ne sol ne de sağ görüşlü kimse tanımıyor kitabı...herkes bișeylerle gurur duyuyo....ama kimse neyle gurur duyduğunu bilmiyo !!;;))
Ve bunların hepsi ya ben Müslümanım diye, ya da ben türk ' üm diye etrafta caka satıyo...
an itibariyle açık olduğumdur.
tür fark etmeksizin hepsi olur a dostlar. belli bir konuda önce şunu ardından da şunu oku minvalinde olursa daha daha güzel olur.
Çok gerilere gitmeyin ya. Gğncel ve yerel üstelik genç yazarlarımız var. Feyyaz yiğit mesela 3 taneromanı var.hakan günday var piç isimli roman o da güzeldir. Underground edebiyat derler ya. O tarz işte. Farklı okuyun beyninizin farkına varın.
salih mirzabeyoğlu’nun tek hikaye kitabıdır. ilk baskısı 1982 yılında yayınlanmış, genişletilmiş ikinci baskısı da 2004 yılında yayınlanmıştır.
ilk baskıya ilave olarak daha sonra tavır, akademya ve taraf dergilerinde yayınladığı hikayelerini eklemiştir.
– “işte bu saatler, güneşin sulara veda saatleri, sözleri suskunluğa emanet edip gidiyorum.
mekanda varolmak vehminin de olmadığı bir vehmi duyuyorum; “sakın zaman büsbütün tükenmiş, mekan dürülmüş olmasın!”
mademki karanlıkla aydınlığı ayırdedebiliyorum –ki, hâli duyuyorum- öyleyse geliyorum!”