Gül ve Süleyman Demirel’le kafayı bozmuş bir şehir. En büyük hobileri ise kocaman, biçimsiz gül heykelleri yapmak. Dönem dönem yerel basında bu çirkinliklerle sansasyonel haberlere de imza atar. Yine de güzeldir, ayrı bir değeri vardır tüm bu garipliklerinin. Kusurlarıyla da olsa sevdirir kendisini.
Toplumun onlara biçtiği rol sebepli de olabilir. Güçlü olmak; erkeklik tanımı için bir zorunluluk çünkü. Öyle hissetmeseler bile saklamak zorunda hissediyorlar, bence.
Bu duyguyu en çok üniversite zamanı hissederdim. Yanlış anlamayın, yurtta kaldığım süreçte hissetmezdim. Aksine ne zaman ara tatil olsa evlere gitmemiz gerekse; işte tam o zamanlarda hissederdim. Arkadaşlarımın ailesi onları sevgiyle kucaklarken ben, ayaklarım geri geri giderek girerdim hiç evim gibi hissedemediğim o kapıdan. Zaten bir kere bile karşılanmadım, özlenmedim. Sevgisizlik içime yer ederdi o zamanlar. En temel ihtiyaçtan mahrum bırakılırdım. En çok o zamanlar yapayalnız hissederdim. Hep bir başıma, kendi dertlerime kendim çözüm bulurdum. Sanırım bu sebeple çok erken yoruldum.
Suç ve Ceza - Dostoyevski
Bilinmeyen bir kadının mektubu - Stefan Zweig
Olasılıksız - Adam Fawer
Serenad - Zülfü Livaneli
Martin Eden - Jack London
Veronika Ölmek istiyor - Paulo Coelho
içimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali.
Ve nasıl unuttuğuma inanamayarak tekrar düzenleme ihtiyacı hissettiğim: Keyif Evi - Edith Wharton.
Bu ve minvali cümlelerin ortak sonucu, çoktan yapılmış olmasıdır. Bir de “en sevdiğimin üzerine…” ile başlayan versiyonu vardır ki; duyduğunuz an yapıldığına emin olabilirsiniz.
(bkz: Çok dinledik bu yalanları)
Ciğeriniz sökülene kadar ağlamak isterseniz eğer, Jerzy Kosinski - Boyalı Kuş. Ağlamazsanız kalpsizsiniz.
Onun dışında, üzümlü kekim; Martin Eden.
Ve kuş dedik diye aklıma gelen, Ken Kesey - Guguk Kuşu.
Önerilerinize açık olduğum kitaplardır.
Ben bugün bir şey öğrendim sözlük. Kalbimi paramparça eden bir gerçek daha öğrendim. Keşke hiç öğrenmeseydim. Keşke hiç bilmeseydim. Kendimi çok salak, çok acınası, çok yok olması gereken bir mahluk gib hissettim. Neden sözlük neden. Neden bu kadar fazla kötü şey.
Hiç sevmem kendilerini samimiyetsiz ve yalaka gelirler bana. Herkesin hayatıyla fazla alakadar olup, her masada varlardır. Nedense seslerini de olduğundan daha ince ve zorlama tatlı bir forma dönüştürürler. insanların egolarını okşadıkları içinde çok sevilirler. iş hayatında sayıları oldukça fazladır.
Durduk yere değildir o. Ertelenmiş, biriktirilmiş tüm hislerin artık tutulamaz hale gelmesinden kaynaklanır. Nedense saçma sapan bir ana ve olaya denk gelir hep.
Bilerek yaraları kanatanlar, acıdan zevk alanlar yerine ağlayan insan etiketlenir hemen. Oysa ki ağlamak aslında çok insani bir duygu. insan kalalım yeter. Arada olur öyle dolarız, taşarız, gözyaşlarımızı silip yeniden başlarız.
Bir takım yöresel beddualardır.
Teneşir paklasın.
Allah cin cezanı versin e mi! (bunu ben yanlış duyuyor olabilirim, ama kulağıma böyle geliyor bilemiyorum sözlük)
Bir takım sebeplerdir. Bazılarımız için bulunması pek bir zordur. Benim için zor. Birileri için yaşıyorum daha çok. Onlar mutlu yaşasın diye. Yoksa ne bir amacım ne de hevesim var.
Ben her gün patrona, yöneticilerime, ekibe, müşterilere, sisteme ayrı ayrı kuruluyorum. Günün sonunda koşullar el vermediği için mecburen sakinleşiyorum.
Olmazdım. Kendime benzeyen insanlarla arkadaş bile olamıyorum. Zıtlıklar gerçekten daha cezbedici. Ama evrenin de bir oyunu; hep bana benzeyen kişilerle eşleştiriyor beni. Ne derece istemezsem o derece çekiyorum sanırım.
Dünyanın en doğal eylemi gibi yaparlar bunu yapan insanlar. Neredeyse ismini unuttuğum birisi tarafından aranmıştım, çok garipti. istediği şey çok büyüktü ısrar edişi ise ayrı bir boyuttu. Bazı insanlar böyledir işte kendisini o derece sever ki kendinden başkasını gözü görmez.