Bir dostum var. Herhalde son on yıldır senede sadece birkaç kez görüşebiliyoruz. O da iş icabı gelen telefonlarla delik deşik oluyor.
Ama çok severim kendisini. Öyle böyle değil. En son doya doya sarılalı bi 7-8 yıl olmuştur.
Ona sarılmayı özledim sözlük. Hem de çok özledim.
iki haftaya yine gelecek. Yine doyamayacağım..
o an için savaşacak gücünüz olmadığına delalet eder.
çünkü uyumak bir anlamda "ölü taklidi yapmak"la eşdeğer bir şey. yalnız bu yöntemin de bir sonu var, o da sorunlarınızın kabusunuza kadar girmesi. yakınlarım bilir. 14 yıldır aynı kabusu görüyorum. senede en az bir kez mutlaka. stresime ve hayat akışıma göre senede 2-3-4 oluyor.
bu yıl yine sıklaşmaya başladı, ben de çözümü kabusumda gördüğüm şeyi yapmakta buldum. çok merak ediyorum başarırsam o kabus sonsuza kadar rüyalarımdan gidecek mi diye.
çoğu zaman çocuktan değil annedendir sebep.
kendi kaygısını dizginleyemeyen anne, kontrol seviyesini böyle yükseltiyor. ben annemin anksiyetesinin prime zamanında yaptım çocukluğumu. bırak evden dışarı çıkmayı, emekleye emekleye seramiklerin üstüne gitmeyeyim diye ayağımı bağlıyormuş.
hepsi benim gibi değildir ama o çocuğa büyüyünce ne olduğunu söyleyeyim: dışarda başına bir iş geldiğinde en çok annesinden saklıyor. hem azar işitmemek için hem de annesinin kaygısını dizginlemek için. hatırlıyorum 9 yaşında okulda düşüp dizimi kanattığımda bir yandan ağlayıp bir yandan "anneme söylemeyin kaldıramaz" demiştim.
uydunuzun alıcı ayarlarına göre değişkenlik gösterir.
halının üstünü ayrı altını ayrı çeken ev hanımı için tek renk toz rengi mesela.
çin-kore-japon tabiiyetinden insanları komple "çekik" diye gören bizlerde kaç renk var sahi?
tüm kadınlar aynı, tüm erkekler aynı. kaldı mı iki renk.
ulan hiçbir şey değilse bile ibne damgası yemekten çekinir de "olsun gökkuşağı var" demekten çekinir insan. öyle bir baskı öyle bir öteki olma korkusu.
hedef haline gelmemek için "aynı"nın boyasını sürünüp duruyoruz.
erich fromm diyordu halbuki, bir olmakla aynı olmak farklı şeylerdir diye.
dünyanın kaç renk olduğunun bir önemi kaldı mı diye sormak lazım belki de. al mesela beyazı kırmızıyı laciverdi yan yana diz. gözünün önüne fransa mı hollanda mı rusya bayrağı mı geliyor?
bahreyn bayrağını alıp çamaşır suyuyla yıkayınca katar oluyor sanki.
o değil de insan içindeki umutsuz vaka haline dönüp hiç soruyor mu acaba "ben kimin siyah beyazıyım?" diye..
biz gölgemizi hangi renklere boyayıp kendimize defalarca sattık sahi... tek bir rengin varlığından eminim: kalbimizdeki kara gitgide genişliyor.
insanların iki temel motivasyonu vardır. iç referans ve dış referans. hayatımın rahat 30 yılını dış referanslı yaşadım. son iki yıldır kendimi ittire ittire bir parça olsun iç referans noktama göre hareket etmeye cüret eder oldum.
lakin şu halimde bile, yani alıp başımı defolup gitmek isterken bile içimden yankılanan en güçlü ses "hadi gideyim de beni hep bıraktıkları yerde bulacaklarından emin olan insanları şaşırtayım" diyor.
iç sesime tüküreyim. bu kız hala başkalarına tepki vermekten kendi hayatını şekillendirme aşamasına geçemedi gitti.
zaten şu halimle de başımı alıp gitmiş değil, herkesten kaçıp gitmiş olurum en fazla. ikisi arasında çok fark var. ayırt etmek lazım. kaçıp giden insan arkasına baka baka ilerler. alıp başını giden insan çoğu zaman yürüdüğü yola bile bakmaz, sadece gider.
olmamız gereken yerlere gitme cesaretinin şerefine..
Müzik kariyerini kapatıp açmasını fırsat bilerek, kendisi terk i diyar eylemeden bu cuma konserine gideceğim şahsiyet.
Zaten kronik halsizlik yaşıyorum, inşallah vakitli saatli çıkar sahneye.
Gerçek anlamda kara delik simülasyonu yapıldığını ispat edemem ama yemin edebilirim dediğim yiyecek.
Öyle finfon kafelerde gelen tuğla kalınlığındaki tostlara benzemez bu. Adamlar bildiğin tek boyuta indirgeyip öyle servis ediyorlar.
He bir de lezzet katan yağ faktörü var.gres yağı mı sürüyorlar ne yapıyorlar acaba.
Az önce ablam içerden seslenip "Reagan Saddam bandı lazım" dedi.
Şu lafı maalesef Urfa, adana ve civar birkaç il dışında hiçbir yerde anlatamazsın karşı tarafa.
Yine bir akrabamın ordu'ya tayini çıkmıştı, sonra oradan taşınırken koli yapmak için kırtasiyede "Saddam bandı" demiş adam yüzüne tuhaf tuhaf bakmış.
Bu zıkkımın sebebi körfezi savaşı'nda yapılacak olası kimyasal bomba saldırıları için halkın korumayı kapı pencere kenarlarını koli bandıyla overlok geçmede bulması.
O zaman bu zamandır koli bandı denmiyor Saddam bandı deniyor.
Tabii küçük Reagan olayın siyasi askeri arka planını bilmediği için çocuk aklıyla Saddam Hüseyin'i beyaz önlük giymiş, devlet başkanlığının yanı sıra ülkesi için bilimsel icraatlar yapan bir bilim adamı olarak tahayyül etmişti.
Ben mucidi sanıyordum meğer müsebbibiymiş.
Çok yakın bir arkadaşımın "çocuğum" diye sevdiği araba modeli.
Bi de arkadaşımla uğurumuz var, bir konu hakkında konuşurken yoldan geçen beetle gördüğümüz vakit o işin hayırlı olduğuna ve güzel sonuçlanacağına kanaat getiriyoruz ve enteresan şekilde öyle de oluyor.
insana "ulan baharat mı alıyoruz uyuşturucu mu" diye hayatı sorgulatan baharat.
Bence tam anlamıyla baharat da değil ya neyse.
Gramla satılmak nedir ulan!
Neyse efendim sağlık için aldık üç gündür suya tel tel atıp sonra sapsarı halde içiyoruz, faydasını da görürüz inşallah.
Yakında içmedeyiz sözlük başlığına ben de bu zımbırtının fotoğrafını atarsam şaşırmayın.
Evet kazık kadar oldum ama müzik zevkim hala abimin 2000'li yıllardaki ufku kadar. Bi ara söyleyeyim de bana güncel listesini atsın yoksa ben hep geçmişte kalacağım.
Berberde cilt bakımı adı altında sir ağda yaptırdıkları gün ilk bezi en günahsız olanları çekmişti.
Acıyormuş değil mi.. şimdi tekrar çıkınca ağlamayacaksın koçum. Bu daha başlangıç, daha cilt alt tonunuza göre yana yakıla çizgilere dolmayan su bazlı Fondöten arayacaksınız.
Dişlerinizi sarı göstermeyen kırmızı ruj bulmak için muadil ürün videoları aratacaksınız.
Her şeyin bir bedeli var. Madem kızlar teklif etsin istiyorsunuz, bunlara hazır olun..