--spoiler--
sözlüğü izlerken aşk-ı memnu izler tadında bir keyif aldığını iddia edebilirim, ama kanıtlayamam. kurtlar vadisi ilk 97 bölümden aldığı tat ve aşk-ı memnu'dan aldığı tat ortasında bir yerde bile olabilir sözlük. gerçi hayatın tamamına karşı muhteşem bir gözlemci ve yorumcu, işi burayla kısıtlamak hata olur. bu arada anladık ki, drama izlemeyi seviyor, ancak hiç bir dramada yer almıyor. o'nun için bizler "too much drama" kıvamındayız sanırım. yeni bir uludağ sözlük izleyicisi olarak bizim yıllar boyu biriktirdiğimiz düşmanlıkları anlayabilmesi bile, "ya siz niye sanal ortam için dövüşüyorsunuz, enayi misiniz?" demeyişi bile zekasının genelden çok yukarıda bir yerde olduğunu gösteriyor.
“Dost, senin hakkında her şeyi bildiği halde seni sevmeye devam eden kişidir.”
yaşlılık işte, biraz geriden geliyoruz bazı konularda, eee bizde 24 yaşının verdiği dinamizm yok ne yaparsın.. kendi işinin sahibi olan 4b'li cevvalliği desen hiç yok.
he ama ne var dersen, en korkak en ürkek en ezik yanlarımızı asalet adı altında örtbas etme yeteneği var. baktığın yere göre çok değişiyor hayat ekselans. ben bakınca yaşamaya, hayatın içine dahil olmaya korkan birini görüyorum; sen bakınca "muhteşem bir gözlemci ve yorumcu"...
kendi tecrübem olmayan şeyler, gözüme takılıyor diyelim.
burada belki her daim bm genel kurulunda s.klenmeyen gözlemci devlet gibi kalıp, lahmacunu çatal bıçakla yemeye çalışan yaprak dökümü fikret gibi sırıtacağım bilmiyorum. ama her zaman oturup senin yargı dağıtışını zevkle dinleyeceğim, izleyeceğim ve okuyacağım. ve biliyor musun, o yargıyı günün birinde bana dağıttığın zaman da zevk alacağım. çünkü bileceğim ki, o kılıç bir gün bana da çekilmişse mutlaka bir yerlerde ben haksızım. aksi halde çekmezsin.
son olarak yaptığın alıntıya gelecek olursam... biz sadece birinin saçtığı ışığa geliyor olsaydık dost değil floresan lambayla striptiz yapan kelebek olurduk. biz ışığın içindeki karanlığı, karanlığın içindeki ışığı görmeye niyetli ve her daim vizyonumuza giren şeylerin sorumluluğunu alacak kadar yürekli olduğumuz için o nah'ları gönül rahatlığıyla çekiyoruz.
polat alemdar hakkında beyanda bulunan testere necmi'den alıntı yapayım:
içlerinde bir kafa var... diğerleri kuru kafa.
içinde zerre duyarlılık olmayan, kandil mesajları gibi otomatiğe bağlanmış bir şekilde söylenen sözler. Beni tanıyalı iki gün olmuş, 32 yıldır iliğimde dolanan travmanın iyileşmesini umuyor. Ve kimseye nasip! Olmayan gelişmeyi kendisinin elde edeceğini iddia ediyor.
Sorsan iki hafta sonra adımı hatırlamaz...
Biraz gerçekçi olmak lazım. Midem bulanıyor gelip beni acile götürür müsün desem kılını kıpırdatmayacak adam bana kıçını kaşırken neler yazıyor...
Dünya düzlemindeki mutlak eşitlik sağlayıcı olay. Doğduğumuz anda bile eşit olmuyoruz ama ölüm anında herkes eşit. Arkamızdan ne dediklerinin de önemi yok asla.
Her kızın içinde değişken oranlarda bulunan bir eğilim.
Ben mesela küçüklüğümden beri başlayıp uzunca bir süre babamı hep takım elbiseli gördüğüm için şu an gözüme en çok takılan erkek profili bu tarz giyinenler oluyor (hayır bu tanım 007'ye bir gönderme içermiyor).
Takım elbise belki hanımlar nezdinde objektif olarak da bir karizma ölçütüdür bilemem. Lakin bana verdiği sinyal: "iş güç sahibi adam.
Ama bakın bu da çok tehlikeli zira takımları çekip zamparalığın dibine vuranları da gördü bu gözler.
Öte yandan 9-10 yaşındaki Reagan, babasını nasıl hatırlıyorsa, şimdi de hep o görüntüdeki adamları seçmeye meyilli. Bu da maalesef kendinden yaşça büyük erkekler demek oluyor ki bu direkt başka bir başlığın konusu.
Velhasıl dostlar, kızlar cidden babalarına benzeyen erkeklere çekiliyor. Ama çekildikleri özellik iyi mi kötü mü ona da travmalar karar veriyor.
Formattan bihaber yazarların sıklıkla düştüğü hata.
Bir de öyle bir açıyorlar ki, tanımda yapacağı tüm betimlemeyi başlığa boca ediyor ve tanıma gelince formatsız saçma sapan bir entry çıkıyor ortaya. He bir de çoğu zaman bu haltı yiyenden başka çok az kişi iştirak ediyor başlığa ve başlık, bir başına mahsun mahsun duruyor sol Frame'de.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, etkileşim fukarası gariban yazarımız, kendini 100 numaralı adam misali bir sözlük enkırmeni sandığı için, o başlığın yakın anlamlı versiyonlarını açıyor.
Yavrum sizi küçükken hiç mi sevmediler hep mi dayak yiyerek dikkat çektiniz diyesim geliyor.
Bak şunu anlarım, herkes kafasını boşaltmaya keyifli vakit geçirmeye geliyor buraya. Lakin kendi kafanı boşaltırken bizimkileri yormasan mı acaba...
Var bir iki kırığımız.*
Şaka Maka on yılda bir elin parmağı kadar düzgün insan tanıdık çok şükür.
Gelip evimde kalanlar, gidip evinde kaldığım, düğününe gittiğim, düğünüme gelmeyi hevesle bekleyenler...
Ama gerçekçi olursak bence hayal kırıklığı yaşatan deneyimler her halükarda çoğunlukta kalıyor.
Kalan sağlar ise çekilen onca saçmalığa değecek mi, zaman gösterecek.
sağ el bileğimde bundan var sanırım. ben küçükken olmuş. hala da bileğimi oynatınca kırt kırt ses gelir içerden. zor bir şey a dostlar. bileği güçsüz bırakıyor biraz. sınavda arkadaşlarım ek çarşaf kağıt alırlarken ben üç buçuk sayfa zor yazıyordum.
--spoiler--
uzun zamandır yoksun… nil taşmış, firavunlar devrilmiş, üç hanedan kapanmış ama senden hâlâ ses yok. anubis’le bitmeyen gece vardiyasına mı çıktın?
--spoiler--
Kendine has stiliyle selam yollamış yazar.
Ben uzun zamandır yokum, peki ya sen kaç zamandır varsın dostum...
Nil astrolojik birkaç olayla taşıyor, firavunlar devrilmesin diye de o lanet piramide birkaç önemli yıldızın ışığının damlaması gerekiyor. Bense kayıp Sirius'umu bulmaya çalışıyorum hâlâ.
Esasen anubis'le çıktığım şey gece vardiyası değil, kendi kıyametimdi. Eğer çalınan kalbimi bulabilseydik kalbime karşı bir kuş tüyüyle terazide kapışacaktım. Ama olmadı.
Ne diriler dünyasında kalabildim ne de ölüler Dünyasına inebildim. Araftayım. Biri duygularımın olduğu kum saatini yan yatırmış gibi. Ne boşalıyorum ne de doluyorum. Tarot destesinde buna alternatif bir çizim var ve kartın adı ne hikmetse "denge" ...
Burada olmadığım doğrudur. Kendi içimde volta atıyorum her gün. Saatlerce. Belki kendime rastlarım diye. Ya da iyi ihtimal, yaşanırken kıymeti pek de bilinmemiş silik bir anıyı alıp parlatırım umuduyla.
Geçen gün hangi sigarayı içtiğini hatırlamaya çalıştım. Bak camel'a kadar geldim ama white mi soft mu bi afalladım.
içimde solan anıların zihnimin derinliklerinden kayıp gidişine engel olamıyorum mesela. Çok ağırıma gidiyor. Harry Potter evreninde olduğum gibi onları şişelere hapsetmeliydim belki de.
Kelid aynasının önüne çökmüş, bulduğum zaman muhtemelen artık tanıyamayacağım birinin gelmesini bekliyorum. O ise sabah kalkıyor, kahvesini içiyor, maillerini okuyor ve "her içtiğimde aklıma sen geleceksin" dediği sigarasını muhtemelen beni hiç mi hiç hatırlamadan içiyor.
O zamanda akıyor. Bense içinde olduğum an'da başka bir zamanın gerçekliğini yaşıyorum.
Her şeye rağmen umulmayan kişinin sürpriz ejderha yumurtasından çıkıp beni merak etmesi şu dünyadaki yerime dair sağlam sorgu argümanları hediye etti bana.
Ruhun her daim özgür olsun... Burada olmasam da gözüm üzerinizde...
Bir kere rulo pasta yapmaya çalıştım. Yaptım da.
Böyle ciddi ciddi iki renk hamur yapıp çiçek deseni oluşturdum falan. Yalnız rulo yaparken pi'yi 3 almışım. Rulo demeye bin şahit bir şey oldu. Pasta tepsisini koydum masaya, tabaklar bıçaklar vs. Arkadaşıma fotoğrafını attım.
"Reagan masanın üstünde battaniyenin ne işi var?" Diye bir cevap geldi...
Bana hep Mustafa sandal vs Tarkan mukayesesi gibi geliyor. Galibi belli yani neden bu ikiliyi kıyaslayıp ronaldo gibi bir adama teselli olarak "olsun o da çok azimli abisi" tadında bir övgü geliyor anlamış değilim.
Bazı insanların daha geçmişte ya da gelecekte ama en nihayetinde yaşadıkları zaman çizelgesinin dışında yaşamalarını ummak pek tabii anlaşılır.
Ama yine de o olaylar ve o dönem/zaman olmasaydı o kişiler "o kişi" olur muydu bilemiyorum.
Kleopatra piramit inşası devam ederken izleyebildiği bir zamanda yaşasaydı bir Roma generali (ki o zaman Roma'nın doğumuna 1300 yıl falan vardı) en fazla onun köle pazarındaki bir mal olurdu, Kleopatra sinirlendiği zaman timsahların maması ederdi sezar'ı.
Ben daha çok içinde olduğu zamanın kıyak geçtiği ya da tam tersine kariyerine tükürdüğü kişileri düşünüyorum.
Mesela Mary stuart, birinci Elizabeth ile aynı döneme denk gelmeseydi belki de tarihe çok klas bir damga vuracaktı. Ama Elizabeth'in gençliğinde yaşadığı şeyi yaşamaktan kaçamadı, meşru iskoç kraliçesi kulede hapis hayatı yaşadı.
Ya da Shakespeare. Belki de tamamen iktidara yakın biri olduğu için fonlanıyor olmasından ötürü bugün halen onun yazdığı tragedyaları izleyip duruyoruz.
Aynı cevher bugün yaşasaydı, "sarayın verdiği iftara ya da resepsiyona katıldı" diyerek adamı silip atan bir kesim olacaktı belki.
Rejime başkaldıran veya topluluğu ile göç eden peygamberlerin günümüz uluslararası hukuk gündemine nasıl oturacaklarını tahmin bile edemiyorum.
Nostradamus mesela. Düşünsene 26 Aralık günü çıkıp fatih Altaylı'nın programında yeni yıl öngörülerim diye programa katılıyor. Sen Zap yapıp diğer kanaldaki canan Karatay'ı açıp ekmeği keseyim diye karar veriyorsun.
Off kafamda çok fazla paralel evren sekmesi açıldı..