ilginize ve övgünüze bakılırsa sanki bu dünyadan değilim. ilah veya tanrı gibi seviyorsunuz beni. Halbuki sıradan hasta birisiyim.
Değil yokuş çıkmak, düz yolda zor yürüyen, oturarak namaz kılan, içeceğin kapağını açamayan birisiyim. Nasıl oluyor da çocuğunu,annesini hasta ettiğim bile aşkla yanıp tutuşuyor.
Hemen hemen hiçbiriniz için bir şey yapmadım, ama bağlandınız. Sevmediniz, sevdalandınız. Fırça da yeseniz, laf da işitseniz, dayak da yeseniz vazgeçemiyorsunuz. Sadece birkaçınız ile arkadaş olmak istiyorum. Benim sevdiğim birisi var. Gitse bile toparlanıp yeni birini sevmem aylar alır. Anlayacağınızı düşünüyorum.
çok kinci bir yapıları var. Bunlarla asla tartışılmaz ne derlerse tamam deyip geçmelisiniz. ne istediklerini asla bilmezler, her olayda sürekli haklıdırlar.
Bir kentin haritasını bozarak girerler insanın hayatına. Sokağın adı değişir. Evlerin pencereleri başka bir yere bakar. Bir kadın bazen yalnızca bir kadın değildir.
Bir çocukluk sesi olabilir. Yarım kalmış bir cümle. Kapanmamış bir kapı. içinde hâlâ ışık yanan eski bir ev.
Kadınların ellerinde tuhaf bir zaman vardır. Bir şeyi tutarken geçmişi de tutarlar sanki. Bir fincanı, bir kitabı, bir saç tokasını, bir mektubu...
Eşyanın üzerine kendi hayatlarından ince bir gölge bırakırlar. Sonra giderler. Ama oda gitmez. Sandalye aynı sandalyedir. Duvar aynı duvardır. Perdenin kıvrımı bile yerindedir. Yalnızca insan değişmiştir.
Bir kadının ardından bazen büyük bir sessizlik kalır. Sessizlik bile eşyaya dönüşür. Masada durur. Dolabın içinde asılı kalır. Bir çekmecenin dibinde unutulur.
Ve yıllar sonra insan bir şey ararken ona rastlar. Kadınlar biraz da böyledir: Giderler.
Ama gittikleri yerde değil, insanın içinde yaşamaya devam ederler. Bir şehir gibi. Bir şiir gibi. Adını söylemeden.
Dün bir film izledim, ismi "companion" Türkçesi arkadaş. hah işte tüm kadınlar böyle olsa, dunya erkek cenneti olurdu. Neden böyle düşündüğümü yazardım ama spoiler vermeyeyim.