Bir kentin haritasını bozarak girerler insanın hayatına. Sokağın adı değişir. Evlerin pencereleri başka bir yere bakar. Bir kadın bazen yalnızca bir kadın değildir.
Bir çocukluk sesi olabilir. Yarım kalmış bir cümle. Kapanmamış bir kapı. içinde hâlâ ışık yanan eski bir ev.
Kadınların ellerinde tuhaf bir zaman vardır. Bir şeyi tutarken geçmişi de tutarlar sanki. Bir fincanı, bir kitabı, bir saç tokasını, bir mektubu...
Eşyanın üzerine kendi hayatlarından ince bir gölge bırakırlar. Sonra giderler. Ama oda gitmez. Sandalye aynı sandalyedir. Duvar aynı duvardır. Perdenin kıvrımı bile yerindedir. Yalnızca insan değişmiştir.
Bir kadının ardından bazen büyük bir sessizlik kalır. Sessizlik bile eşyaya dönüşür. Masada durur. Dolabın içinde asılı kalır. Bir çekmecenin dibinde unutulur.
Ve yıllar sonra insan bir şey ararken ona rastlar. Kadınlar biraz da böyledir: Giderler.
Ama gittikleri yerde değil, insanın içinde yaşamaya devam ederler. Bir şehir gibi. Bir şiir gibi. Adını söylemeden.