istanbul'u dünya'nın en büyük köyü yaptık, yetmedi...
yeşili parkları konser alanlarını meydanlarını betona gömdük yetmedi...
şimdi istanbul'u en büyük mülteci sığınmacı göçmen insan ticareti vs adına ne deniyorsa; ne idüğü belirsiz insanlar kampı yaptık.
sokaklar caddeler öyle bir halde ki, eskiden haliç kasımpaşa da gezerken burnumuzu kapatırdık ya, şimdi istanbul caddelerinde sokaklarında gezerken gözlerimizi kapatıyoruz.
önceden acıyordum bu kadim şehire...
şimdi nefret edilen bir yer oldu.
mecbur olmasam yaşamak şöyle dursun, ispanya'dan delhi'ye gidecek olsam aktarmalı seferi istanbul havalimanı olan veya istanbul üzerinden uçup gidecek rotası olan uçağa bile binmem.
Daha koronavirus faslı yokken 2020 Ocak ayında istanbul Fatih'e gitmiştim. Her yerde arapça tabela, her yer arapça konuşanlarla dolu. Dedim bu ne arkadaş ya Arabistan'a mı geldik belli değil. Şimdiki vaziyet nasıl acaba merak ediyorum doğrusu.
25 yıl sonra bu yıl içinde gittim. Şehir eskimiş. Boğazda manzarayı bozan gökdelenler mahvetmiş silüeti.
Yani kısacası şehrin içine etmiş yönetenler. Açık konuşacağım, hiç al benisi olmayan şehir.
Bu şehirde yaşayacağınıza, imkanınız varsa gidin başka şehirlere.
Pek beğenilmeyen Ankara bile olur. insan bir ömür kendine bu stresi, pisliği, gürültüyü neden çektirir ki...
Eski istanbul da yok artık...
dikilitaş'ta kiralar 4500 lira,
beşiktaş 2+1 5 bin lira,
maltepe 3 bin lira,
kartal 1+1, 68m2 yer 2 bin lira imiş..
aynı imkanlara sahip, yine dilediğinizce giyinip gezebileceğiniz pek çok büyükşehir (eskişehir, antalya, bursa, adana, mersin) var.
ortalama semtlerinde 3+1 kiraları 1-2 bin lira arası değişen.
yaşaması kolay ve ucuz, kısmen gelişmiş, küçük akdeniz ve ege kentlerinde kiralar (ortalama bir daire için) 700 liralara dek inebilmekte.
istanbul'a sürgün gözüyle bakardı eskiden memurlar.
sanıyorum halen böyledir.
şöyle bir bakıyorum.
istanbul'da sürünerek yaşanacağına, değil yukarıda saydığım büyükşehirleri; malatya, elazığ, kayseri gibi şehirler dahi tercih edilir.
çok zengin olsam da istanbul'u tercih etmem.
kargaşa, kirlilik, kaos.. üzerine pahalılık. kendi paranla rezil olma olayın budur bildiğin.
bir insan zorunluluk hali yoksa neden istanbul'da yaşar?
ki zaten insanlar da bunun farkına vardı sanırım ve birkaç senedir istanbul net göç veren il statüsünde.
zaten ege ve akdeniz'den hiç göç almamış olan istanbul, diğer bölgelerden aldığı göçü tersine vermekte.
istanbul'dan tokat erbaa'ya dahi göç mevcut bir süredir. olması gereken budur.
Yerlisi degilseniz Memur değilseniz eviniz falan yoksa burada durmanın hiçbir anlamı yok. Kardeşim istanbulda para istiyor sürekli bizden amk o şehire para mı dayanır la tam mallık burada durmak. Sadece gezilecek yerdir burası.
Yaklaşık 11 aydır ikamet ettiğim şehirdir. Pandemiden sebep tat alamadım ama ne demek olduğunu anladım. Her şeyden önce gürültülü şehir. Trafiği, kavgası gürültüsü eksik olmuyor. insanları aksi, gergin ve sinirli. Yolları kötü, kaldırımları dar. Bir insan neden kendisine bu kötülüğü yapar diyor insan. Kiralar ateş pahası, tek başına yaşamak gerçekten zor.
Ama insan yaşıyor. Yeri geliyor mutlu da oluyor. Üzücü ama öyle. Bir yolunu bulman gerekiyor. Bazen iş çıkışı vapura binip Galata’dan Üsküdar’a geçiyorum. O yol insanın yorgunluğunu alıyor. Galata’da arkadaşlarınla oturuyorsun, o sana yetiyor. Sevgilini bu şehirde seviyorsun. O seni güçlü kılıyor. Böyle bir şehir.
bu şehrin gerçek havasını yaşamak istiyorsanız, maçka, teşvikiye civarları, boğaz ve türk sanat müziğini ihmal etmeyeceksiniz.
hepsi beraber istanbul u ancak hissetirir.
bunun yanına mevsiminde lüfer ve eski semtlerdeki mahalle havalarını da ekleyebilirsiniz.
metrobüse bneyim, sinemaya gideyim, barlara gideyim derseniz herhangi bir şehri yaşamaktan farkı kalmaz. boşuna trafik ve kalabalığın yükünü çekmeyin.
istanbul’da istanbul gibi yürümeli insan. Kimseye aldırmadan, kalabalığın sesini bile duymadan, kendi dünyasında, ezberlenmiş bir hayatı yaşıyormuşçasına.
uzaklardan gelen bir vapur sesi, hafiften duyulan balık kokusu, Karaköy çarşısından geçen tramvayın gıcırtısı, Bir köşeden aniden çıkan, raylarda ilerleyen başka bir taksi, dünyanın bütün insanlarını bir araya getiren meydan ve kimsenin umurunda olmadan yürümek istanbul’u. Derin bir nefes varsa yanında ona uydurursun adımlarını. Nefesiyle ısınır sokaklar, nefesiyle ısınır şehir, nefesiyle ısınır ellerin.
sokak sokak insanlar, sırt sırta evler ve çarşılar, çarşılar. arkanda bıraktığın deniz, önünde insan denizi. Kimseye şaşırmadan, kimseyi görmeden yanındakinin yanında olmasından aldığın kuvvetle daha bir sağlam basarak kalabalık kaldırımlara...
levent yüksel' in yarim diye seslenip gerdanından öpmek istediği uçsuz bucaksız gibi görünüp bir an korkutan ama tarihi dokusu ve rengarenk semtleri ile büyüleyen metropol.