istanbul'da bir sevdiğin varsa, üstüne üstlük bir de istanbul'u seviyorsan, ne kadar uzağa kaçarsan kaç gene de kurtulamazsın bu şehirle cebelleşmekten rüyalarında...
zaman kavramının diğer yerlere çok farklı olduğu hatta zaman kavramının olmadığı, sürekli dinamik olan, uyumayan, uyutmayan şehirdir. aşkalrın da ayrılıkların da en güzeli bu şehirde yaşanmış gibi hissettirir insana.
müslümanı, müslüman olmayanı, türkü, kürdü, lazı vs. birçok ırkı içinde barındıran cennet denilecek güzellige sahip, bebekligimin ve çocuklugumun geçtigi uzun zamandır gitmedigim ve ileride tekrar yerleşmek istedigim şehir.
--spoiler--
Yağmur yağar, evden çıkmayın.
Sel olur, eve girmeyin.
Kar yağar, okula gitmeyin.
Buzlanır, trafiğe çıkmayın.
Yaz gelir, kolibasili, yüzmeyin.
Sis basar, vapura gelmeyin.
Lodos eser, sobaları yakmayın.
Fırtına çıkar, uçmayın.
iyi güzel de, hangi mevsime göre
yaptınız bu şehri birader?
istanbul... Çoğu kişinin yaşamak istemediği, yaşayanların çoğununda vazgeçemediği şehir. Ne şiirler yazıldı, ne şarkılar söylendi bunca zaman bu koca şehir için. Anlatmaya ne şiir, ne şarkı ne söz, nede zaman yeter. Karış karış tarih kokar heryeri. Herkes şikayet eder havasından, suyundan, trafiğinden daha birçok şeyinden. Ama yinede kimse vazgeçemez. En çokta gecenin ne vakti olursa olsun balkona yada cama çıktığınızda koca şehrin hiç bitmeyen uğultusu gelir delercesine beyninizi. Adeta konuşur sizinle. Tamam dersiniz yalnız değilim. Şairinde dediği gibi "istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı".
istanbul bir başkadır, hem hüznü yaşarsın hem mutluluğu yaşarsın. istanbul aşıkların şehridir. hayaller kurmak, bazı hayalleri gerçekleştirmek, herşeyi göze alıp aşkını haykırmak kaybedeceğini bile bile aşk insanın düşüncesini köreltiyor uyuşturuyor...
istanbul bugün ağlıyor
istanbul çaresiz
seni özlüyor
ama bazen nefret ediyor senden
bırakıp gittiğin için
senin yokluğunda istanbul un
acısı katmerleşiyor
ama yapacak birşey yok malesef
aşk acısının tedavisi yok
galiba en iyisi bağlanmamak sanırım
çünkü her bağlanan
seven sadık olanlar sonunda
kaybediyor...
izmirlilerin içine ettiği dünya başkenti. canım kenti gecekondu kente çevirdiler, atıp tutuyosunuz izmir şöyle böyle diye gidin köyünüzde yaşayın arkadaşım.
gecenin bir yarısı uyuyamamışsınız internette takılırken veya televizyon izlerken hatta kitap okurken. **
dışarıda bir arabanın alarmı çalmaya başladığında merak edersiniz ister istemez. "lan acaba arabayı mı çalıyorlar?", "bu saatte ne alarmı ki bu?" gibi sorular gelir akla. istanbul gibi bir şehirde yaşıyorsanız normal bile karşılayabilirsiniz ama birazcık da olsa içinizde yardımseverlik var ise camdan kafayı çıkarıp noluyor diye bakmayı düşünürsünüz. ama dediğimiz gibi burası istanbul boşver..
Kötü yemekleri pahalıya, iyi yemekleri çok pahalıya yediğim şehir.
Şehrin yüzde 70'i istanbul'lu değildir.
Bu kenti ana caddelerde değil ara sokaklarda öğrenirsin, sokaklara karış.
Trafik tabelası yok diye her yolu girilebilir, dönülebilir sanmayın; trafik tabelası var diye bir yolu tek yön, çıkmaz sokak falan da sanmayın, tabelalara fazla güvenmeyin.
Eminönü'nde gün batımını izlerken gördüğünüz o havada turlayan martılar, sizin yarınki öğle yemeğiniz olacak. Onları son defa canlı canlı görüyor olduğunuzu unutmayın, şevkat gösterin. Simit atın mesela.
Tinercilere acıyıp iyi davranmaya kalkmayın.
"Şehir merkezi-Centrum" diye bir yer yoktur. Arayıp durmayın.
"Köprü (boğaziçi) bu saatlerde tıkalı mıdır" gibi bir soru mânâsızdır.
Yağmur yağarken taksi bulmaya çalışmak beyhude bir çabadır. başınızın çaresine bakın.
Yediğiniz sey, yediğinizi sandığınız şey olmayabilir. Beklentiniz ve elinizdekilerin uyuşma oranı, ödediğiniz meblağdan bağımsız bir değişkendir.
Minibüsler ve özel halk otobüslerinin trafikte her şeyi yapma hakları vardır. Sıhhatiniz açısından itiraz etmeyin, tartışmayın, korna çalmayın, selektör yapmayın.
Yolda yürürken size biri çarptığında özür dilemesini beklemeyin. Siz çarptıysanız da özür dilemek icin durmayın. Zira herkesin acelesi vardir bi yerlere koşturuyorlardır.
Evet o trenler epey eski. Bin yâhu, bir şey olmaz.
Taksim-Bakırköy arası, dolmuşla ve cengaver sürücüsü sayesinde azami 20 dakika, bilemedin 25 dakika sürer; trafiğe bakip korkmayın.
Mafyadan birini tanımıyorsan otopark için para isteyen birisine sert davranma veya blöf yap. En garantilisi, ver parayı olsun bitsin.
Evde oturmayın, gezin dolaşın. Çünkü dünyanın en güzel şehrindesiniz. Beşiktaş'ta çay için, Karaköy'de simit yiyin, Beyoğlu'nda dayak yiyin, Sirkeci'de trene binin, Eminönü'nde ucuza kelepir mallar bulun, Kadıköy'de kaybolun.
Üstünüze motorlu testereyle gelen birisini görürseniz kaçın. O adam şaka yapmıyor.
Yardım tekliflerini reddedin, kandırılabilirsiniz, dolandırılabilirsiniz.
"Fermuarlı cebim var bir şey olmaz" demeyin. Kapkaççılar beceremezse gaspçılar alacaktır o cep telefonunu. Telefonu vermeden önce sim kartını geri isteyin. Cüzdanınızı da vermeyin hemen. "bari kartları ver, işine yaramaz onlar." deyin, onları da geri alın. "Yol paramı bırak." derseniz beş lira da cebinizde kalır. Teşekkür edip yola devam edin. Zamanınız varsa polise uğrayın. Size çay ikram ederler, çay içmiş olursunuz.