terk edilemeyen, sürekli kanatan, sürekli yaralayan, sürekli acı çektiren ama bir bakışınızda sizi yine kendisine aşık etmeyi başaran bir sevgili gibidir.
geceyse eğer o'nu yaşadığınız an, eğlencesine kapılıp gidersiniz ama korkarsınız da sizden ayrılacak mı acaba diye... öyle ya sizden başka bir sürü seveni vardır istanbul'un... sabahına uyandığınızda hala sizin yanınızdaysa mutlusunuzdur, onu yaşamaya başlarsınız en başından, ama o sizi yaralayacak bir şey hep bulur. kıskanamazsınız, kızamazsınız, üzemezsiniz... sadece ona bakıp ağlarsınız çaresizliğinize ve sadece seversiniz...
iki yakası bir araya gelmeyen kadın,
tek gecelik aşk gibidir, hayali yalnızken canlanan.
ya kralsın ya köle,ya şairsin ya da dili tutulan önünde ,
anlık kimlikler bahşeder bu şehir ve manzarasında yudumlanan kadeh .
taşı topragı altın degildir. Eger beceremessen yasamayi kacmayada ugrasma bi sekilde seni bir yere koyar. Karacaahmet , memur, ticaret bu üç sifattan birini alarak devam edersin.
hep beklenen, kavuşulduğunda yüz güldüren, ayrı kalındığında özlenen, ayrı bıraktığında ise özletendir.
teoman'ın tasvir ettiği gibi gözyaşlarından ötürü rimelleri akmış bir kadındır bazen. fakat her zaman o kadar narin değildir. kimi zaman aldatıp giden bir erkeğin ruh haline, kimi zaman aldatıldığı için intikam peşinde olanınkine, bazı zamanlarsa platonik aşkını içinde yaşayan, mahallenin maço delikanlısınınkine tanıklık eder.
saflığıyla gelen bir riyakarlığı da vardır istanbul'un. aslında, yüzüne geçirdiği ve her geçen gün aslını unutturan bir maskedir bu. zengindir ama fukaradır aynı zamanda. siz ona acırsınız, o ise sizi acıtabilir. içine attığı o kadar çok şey vardır ki, bir ömrünüz onu çözmeye çalışmakla geçebilir.
öfke eşiği yüksektir istanbul'un. sizi yaşar ve yaşatır. karşılıksız değildir asla duyguları. en önyargılımıza bile sevdirir kendini. ama o, kendi önyargılarından kurtulamadıysa, siz de onun elinden kurtulamazsınız.
bir girdaptır istanbul, eninde sonunda herkesin içine çekileceği. görmeden sevilen bir takıntıdır bazen. yeltenmeseniz de onu görmeye, adı kalbinizin ritmini değiştirmeye yeter de artar bile.
kendini sokan bir akreptir bazen. adeta kendini bitirmeye çalışır gözünüzde. oysaki kendinin tükendiğinden haberi olmaz. sevgisi ,öyle gibi görünse de, maddi değildir asla. en damar şarkıdır o.
''ben senin hizmetçin miyim?'' tribindeki bir anne olur çıkar arada eninde sonunda ona döneceğinizi bilen ve size saçını süpürge edebileceğini er ya da geç itiraf eden. öyle ki, annenizi gör(e)mediğiniz her an gibi, bulun(a)madığınız her noktası için de içiniz sızlar.
sulara karşı asırlarca ayakta durmaya çalışan bir kaya gibidir o. onu döversiniz, o sizi sever. onun sizi dövmesi için sizin darbelerinize ihtiyacı yoktur. canı istesindir sadece. onu severseniz, size delicesine aşık olur. gördüğünüz ilgiye siz de dayanamayıp ona adarsınız kendinizi sonunda. asla nankör değildir, sizi karşılıksız bırakmaz. damdan düşer gibi duygularınızı belli etmeyin ama, yoksa kendini biraz naza çekip duygularınızı zaman aşımına uğratabilir.
öyleyse ona şöyle bir sorum vardır ayrı ya da birlikte geçen yılların hatrına:
güzelim, duygularımı biliyorsun. sana nasıl aşık olduğumu... biraz darıldık ama tuzu biberi oldu ki. şimdi soruyorum, beni kabul eder misin tekrar?
taşı toprağı altın dediler doluştular bu güzel şehri maffettiler. oysa ki ne güzeldi istanbulu yaşamak, istanbul da yaşamak. şimdiler de ise sadece günün her saati hiç bitmeyen trafiği, gürültü kirliliği, insanların karmaşası. ah istanbul biz seni maffettik.
bu şehirde yeniyim..dikkatimi çeken her boka atarlı konuşan insanlar var birisinin anasını sikecem o istanbul adamıyız deliyiz agresifiz triplerini çekiyorken ama kime denk gelecek bilmiyorum.tahammül sınırlarım yeni olmamdan ötürü esnek şu an.ya sabır.
üç beş ay görmeye gör, burnunda tüter havası. şu sıralar artı mayıs en güzel zamanıdır. ılık ılık serpişen yağmurlar, arada insana cesaret ve delilik hissi veren lodos, denizin coşkulanıp dalgalanmasıyla kışa hazırlanması özlenendir. en kötüsü ise şemsiye mevsiminin açılmış olması, metrobüsten şemsiyeleri ellerinde hunharca çıkıp oraya buraya koşuşup dağılan karınca vari insanlar...
cok sevdigim ama insanindan, kirosundan, kurallara uymayan cahil yaratiklarindan, oransiz buyumesinden biktigim sehir.
ne guzel olur halbuki bu kadar kalabalik olmasa. ticaretin, egitimin, kulturun, sanatin, tarihin dunya baskentlerinden olsa. bir paris, bir prag, bir new york'tan eksigi yokken bu kadar arka planda kalmasa.
doğduğum büyüdüğüm ilk fırsatını bulduğumda kaçıp gitmek istediğim ama 1 hafta sonra özleyeceğime emin olduğum mükemmel, iğrenç, sakin, huzurlu, karmakarışık şehir.
uzun yıllardır istikrarlı bir halde kirlenen, son 3 - 4 yıldır özellikle çok kirlenen, yaşanmayacak hale gelen *güzel şehir. kesinlikle başka bir şehirde yaşamanın yolları aranmalı artık. kalabalığı az, havası temiz, ekonomik bir şehir lazım. zira istanbul o kadar çok göç aldı ki, istanbullulara yer kalmadı artık. anadoludan geleli 5 yıl olmamış adamlar, bize istanbulu anlatmaya başladılar.
çok isterim izmir'den sonra istanbul'u, izmiri bırakmak zor olmaz herhalde diyorum kendime ama daha 2 sene gibi bi zaman var, zaman neler gösterir bilinmez. 2 senedir izmirdeyim 2 sene sonra ise istanbul'da olmak istiyorum.