istanbul

entry6106 galeri989 ses1
    751.
  1. havası bile bir başkadır. inanmazsan istanbul'dan uzak 2 gün geçir.
    1 ...
  2. 752.
  3. tevfik fikret'in öfkesini kustuğu, bazı edebiyatçılara göre ona beslediği merhamet duygularını dile getirdiği mükemmel şiirin yazılmasına sebep olan şehir. aşağıda şiirin tamamı yer almaktadır.

    sis

    Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı muannid,
    Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
    Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
    Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
    Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
    Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
    Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
    Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
    Ey sahn-ı mezâlim...Evet, ey sahne-i garrâ,
    Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
    Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
    Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
    Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
    Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
    Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
    Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
    Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
    Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
    Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
    Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
    Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
    Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
    Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
    Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
    Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
    Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
    Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
    Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
    Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
    Yalnız bu... ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
    Milyonla barındırdığın ecsâd arasından
    Kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?

    Örtün, evet, ey hâile... Örtün, evet, ey şehr;
    Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..

    Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
    Kaatil kuleler, kal'alı zindanlı saraylar;
    Ey dahme-i mersûs-i havâtır, ulu ma'bed;
    Ey gırre sütunlar ki birer dîv-i mukayyed,
    Mâzîleri âtîlere nakletmeye me'mûr;
    Ey dişleri düşmüş, sırıtan kaafile-i sûr;
    Ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
    Ey doğruluğun mahmil-i ezkârı minârat;
    Ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
    Ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer
    Te'mîn edebilmiş nice bin sâil-i sâbir;
    "Geçmişlere rahmet!" diyen elvâh-ı mekaabir;
    Ey türbeler, ey herbiri pür-velvele bir yâd
    iykâz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;
    Ey ma'reke-i tîn ü gubâr eski sokaklar;
    Ey her açılan rahnesi bir vak'a sayıklar
    Vîrâneler, ey mekmen-i pür-hâb-ı eşirrâ;
    Ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
    Temsîl eden âsûde ve fersûde mesâkin;
    Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın
    Gam-dîde ocaklar ki merâretle somurtmuş,
    Yıllarca zamandan beri, tütmek ne...unutmuş;
    Ey mi'delerin zehr-i tekâzâsı önünde
    Her zilleti bel'eyleyen efvâh-ı kadîde;
    Ey fazl-ı tabîatle en âmâde ve mün'im
    Bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ü âkim;
    Her ni'meti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
    Gökten dilenen züll-i tevekkül ki.. mürâyi!
    Ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtâz
    insanda şu nankörlüğü tel'in eden âvâz;
    Ey girye-i bî-fâide, ey hande-i zehrîn;
    Ey nâtıka-ı acz ü elem, nazra-i nefrîn;
    Ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra: nâmus;
    Ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâ-bûs;
    Ey havf-i müsellâh, ki hasârâtına râci'
    Öksüz, dul ağızlardaki her şevke-i tâli';
    Ey şahsa masûniyyet ü hürriyyete makrûn
    Bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kaanûn;
    Ey va'd-i muhâl, ey ebedî kizb-i muhakkak,
    Ey mahkemelerden mütemâdî sürülen hak;
    Ey savlet-i evhâm ile bî-tâb-ı tahassüs
    Vicdanlara temdîd edilen gûş-ı tecessüs;
    Ey bîm-i tecessüsle kilitlenmiş ağızlar;
    Ey gayret-i milliye ki mebgûz u muhakkar;
    Ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-ı siyâsî;
    Ey behre-i fazl ü edeb, ey çehre-i mensî;
    Ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeye me'lûf;
    Eşrâf ü tevâbi', koca bir unsûr-ı ma'rûf;
    Ey re's-i fürûberde, ki akpak, fakat iğrenç;
    Ey taze kadın, ey onu ta'kîbe koşan genç;
    Ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
    Ey kimsesiz, âvâre çocuklar... hele sizler,
    Hele sizler...

    Örtün, evet, ey hâile... Örtün, evet, ey şehr;
    Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...

    tevfik fikret

    18 Şubat 1317/3 Mart 1902 (Tanin, 1324/1908, sayı 1)

    edit: bunu eksileyen arkadaşı takdir ediyorum ne bulduysa artık.
    büdüt: imla
    6 ...
  4. 753.
  5. birde türkçesi var ki;

    Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
    beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
    ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
    bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
    tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
    onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
    Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
    lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
    Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
    ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
    Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
    Doğunun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
    Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
    sefahate susamış bağrında yaşatan.
    Ey Marmaranın mavi kucaklayışı içinde
    sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
    Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
    ey bin kocadan artakalan dul kız;
    güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
    sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
    Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
    iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
    Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
    içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
    Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
    lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
    Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
    içerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
    Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
    Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
    Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
    Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

    Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
    Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
    Kaatil kuleler, kalali ve zindanlı saraylar.
    Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
    ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
    geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
    ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
    Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
    ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
    Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
    ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
    edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
    Geçmişlere Rahmet! diye yazılı kabir taşları.
    Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
    canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
    Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
    ey her açılan gediği bir vaka sayıklıyan
    vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
    Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
    sembole eden harap ve sessiz evler;
    ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
    kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
    ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
    Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
    her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
    Ey tabiyatin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
    bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
    her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
    gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
    Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
    olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
    Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
    ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
    Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
    ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
    Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
    her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
    Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
    yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
    Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
    ey mahkemelerden biteviye kovulan hak!
    Ey en şiddetlikuşkularla duygusu körleşerek
    vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
    ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
    Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
    Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
    ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
    Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
    zengin fakir herkes, meşhur koca bir millet!
    Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
    ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
    Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
    ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
    hele sizler...

    Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi! T.Fikret 18 Şubat,1317-
    3 ...
  6. 754.
  7. 755.
  8. 756.
  9. eskisinden, ondan arda kalanıyla idare ettiğimiz, talanlardan, yağmalardan geriye kalan, tahribata uğrayan, bazen bırakıp gidesi gelinen, sonuçta hiç gidilemeyen şehrim.
    1 ...
  10. 757.
  11. kendisi güzel ama ruhu kevaşe bir kadın tadı bıraksa da çoğu zaman, alışmanın sevmenin de çok ötesinde olduğunu öğretendir.
    1 ...
  12. 758.
  13. yağmurun kendisine tekrar yakışmasını umut ettiğimiz şehir.
    1 ...
  14. 759.
  15. (bkz: Konstantinopolis) tarihte her zaman önemli bir nokta olmuş dünya şehri (tabi biz bunun farkında değiliz)
    1 ...
  16. 760.
  17. Zehirli bir meyvedir ama her zaman yemek isteği oluşturur.
    2 ...
  18. 761.
  19. sevgilisini bekleyen adamın yeri. en kalabalık sahillerinde nice aşklara ev sahipliği yapmıştır. belki milyonlarcasına bu şehirde... hiç biri bizim gibi değil.
    1 ...
  20. 762.
  21. girişlerinde, dalgın yolcuyu durdurmayan iyi tanınmamış sfenksler vardır, rezil gecekondu mahalleleri ile meşhurdur...
    1 ...
  22. 763.
  23. "istanbul istanbul dedim de geldim
    bu koca şehirde ben yalnız kaldım
    çalış çalış üç beş kuruş kazandım
    hani taşı toprağı altın istanbul??"
    ezgininn günlüğü'ne ait ve gerçek istanbul'u gözler önüne seren dinlenisi parçalardan..
    0 ...
  24. 764.
  25. Uğruna filmler yapılmış,şarkılar söylenmiş,şiirlere yazılmış.Masalsı güzellikte efsane şehir.Yüzyıllara ev sahipliği yapmış.Fatih Sultan Mehmet'in fethiyle Türk Dünyasına geçmiş,bir çağı kapatıp yeni çağı açıcak derecede önemli bir şehir.istanbula her gittiğimde boğazdan geçerken o duyguyu hissederim.O atmosfer çok farklı
    1 ...
  26. 765.
  27. merak ettiğim şehirdir. sevdiceğin şehri olduğu için insan her ne kadar büyük şehri sevmese de gitmek, görmek istiyor..
    1 ...
  28. 766.
  29. kimine göre güneş kadar ışıl ışıl, kimine göre kara delikler kadar ürkütücü.
    ama her koşul da; 'büyük', 'çekici' ve 'olağan dışı'.
    1 ...
  30. 767.
  31. son 2 gecedir hayvani bir soğuk hava dalgasının egemen olduğu şehir. donduk lan.

    (bkz: istanbul için yorgan vakti)
    1 ...
  32. 768.
  33. içinde yaşayan kişinin kanına işleyen, onu zehirleyen, kendine bağımlı hale getiren inci gibi bir şehir.
    0 ...
  34. 769.
  35. büyük olduğu kadar kalabalık bir şehirdir. iyidir, hoştur. erkekleri türkiye genelinin üzerindedir.
    1 ...
  36. 770.
  37. 771.
  38. Uzak kalmayı denedim senden olmadı...
    Eksik olan bir şeyler var yokluğunda
    Cihangir sokakları huzursuz insanlar
    Ve artık hiç atmayan bu kalbim
    istanbul'a ait olmuş

    Dışarda vahşi bir dünya evler huzursuz...
    Arkadaşlar hep sıkıntılı dostluklar donmuş
    Yaşayan bir şey var hâla burda
    Bir bütünün parçaları olmuşuz
    Biz artık yaşamayan insanlar
    istanbul'a ait olduk.
    (sözleriyle nekadar doğru anlatmışsın üstad dediğim Yavuz Çetin şarkısıdır...
    1 ...
  39. 772.
  40. türkiye nin seksenbir vilayetinden sadece birisidir.
    2 ...
  41. 773.
  42. otobüs firmaları baz alındığında eskişehir'den buzlu ve ismail ayaz dışında gidilemeyen şehir. ulan bir sefer yapın artık, sözüm ona;

    (bkz: kamil koç)
    (bkz: varan)
    (bkz: ulusoy)
    1 ...
  43. 774.
  44. içine işliyor insanın soğuk
    son demini yaşıyor güneş, sallanmış
    tutacağım uzansam, denizi kıyısından
    anlıyorum yaşıyor ki alıyor soluk
    neden dökmüş yapraklarını yaşlı meşe
    bir istanbul ikindisi gömülüyor maziye
    ulaşamaz kimbilir nice can yarınlara
    lal olmuş, bezmiş şehir, hazır bu sonbahara
    0 ...
  45. 775.
© 2026 uludağ sözlük