lutesyumunsimgesi'nin 1 tane "dost"u olmuştur. onu çalmıştır kendisinden. demek istanbul sen dostluğa tercih edilebilir bişeysin.. güzelsin .. Allah güzellik versin.
bu sehir herzamankinden daha bir güzel bana bu bahar. her bahardan daha canlı daha çok çağrıyor kendine bu sehir. neden ki?
sanırım özlem, uzaklık daha da çok sevdirdi bana bu masallar sehrini. oysa ki gene aynı dalgalar dövüyor aynı kıyıları.
ben gittiğimden beri neden daha tatlı eser oldu sert lodos? yada daha mı çok okşuyor ben yokken çehreleri kızıl güneş?
bana inadınamı ağlar oldu o sehir?
oysa oyuncular değişsede aynı değil mi sahne? belkide seyirciyken daha tatlıdır bu şehir? uzaktan sevdiriyordur kendini...
bilmez miyim kaç kişiyi ağlattı kaçını sildi attı bu sehir? nekadar ah aldı, kaç mazlumun göz yaşları döküldü o sokaklara?
belkide gunahla yıkandığı için güzel bukadar bu şehir. her adımında ayrı bir hikaye ayrı bir hüzün saklı olduğu için bukadar
çekici bu sehir. insanları çeken, kendine hayran eden de bu karanlıktir belkide?
okadar acıya, hüzüne, kedere gebe iken bu sehirin aslnda okdarda güzel vurur ki 7 tepesine güneş tüm kederi unuturur. ah be istanbul
rüyalar sehri gene özlettin kendini...
her nekadar malum sebeplerle sevilmesede, asla vazgeçemeyeceğim doğup büyüdüğüm çocukluğumun gençliğimin geçtiği kutsal şehir. değerini ancak uzak kaldığınızda anlayacağınız bağımlılık yapan Dünya'nın en güzel şehri.
Meteorolojinin cuma ve cumartesi günü daha fazla yağış bekleniyor açıklamasından sonra alınacak önlemlerden bahsetmek yerine inşallah fazla yağmur yağmaz diyen bir belediye başkanına sahip olan il. Birde bu il önümüzdeki yıl 2010 avrupa kültür başkenti olacak. Sadece o da değil birde tam bu dönemde 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nın finaline de ev sahipliği yapacak. Eğer gerekli önlemler alınmamaya devam ederse hem bir çok vatandaşımız hayatını kaybetmeye devam edecek hemde Türkiye'nin adını daha iyi duyurmamız gereken organizasyonlarda rezil olmakla kalacağız.
yaşanan sel felaketi sonucu b.kunda boncuk bulanların yine sataştığı şehir."olm koca metropolsünüz ama sel götürüyo, ne iş?" diyen kara cahillerin hakkında kulaktan dolma bilgilerle kirletmeye çalıştığı şehir. halbuki bilmezler ki sel sehrin göbeginde değil daha cok kırsal kesiminde olmuştur. (bu tabi ki rezalete bulunacak bahanelerden değildir)
siz gidin ne bileyin kızılay'da iki tur atın, karşıyaka taraftarı olarak çarşının ortasında ana avrat millete küfrederek anırın.
küçük bir kentten istanbul a ilk defa geliyorsanız eğer, bu şehrin doğası hakkında bilmeniz gereken tek bir şey var sadece; bu şehirde rüzgar yağmuru getirir. tıpkı etkisine kapılıp sürüklendiğiniz her aşk sonunda göz yaşına boğulmanız gibi... bu şehrin sığınakları güvensizdir, altına saklandığınız otobüs durağının çatısı her an uçabilir, yolları anlaşılmazdır, siz sadece büyük su birikintilerinin yanındayken dolmuşlar geçer, altyapısı bozuktur, iki damla düşmüştür henüz fakat siz çoraplarınıza kadar çamurun içinde bulursunuz kendinizi, şemsiyeler en ihtiyacınız olduğu anda elinizden kaçıp giderler, taksi hiçbir zaman ihtiyacınız olduğu zaman geçmez yanınızdan ve bu şehirde rüzgar bazen öyle hırçındır ki yağmurla birlikte ıslanmış vücudunuzun her yerine toz ve çamur parçaları fırlatır ve inanın bu canınızı çok acıtır...
eğer istanbul a tutunmak istiyorsanız, rüzgarlara kapılmayın derim, ama o zaman da istanbul istanbul olmaktan çıkar...
istanbbul da hayat rüzgardır ve bütün hikayelerin sonu hep yağmurla biter...
denizi deniz kokmayan, havanın kapalı olmasına rağmen inönü'nden taksime çıkana kadar iki kilo verdirecek kadar sıcak, pahalı, çok ama çok kalabalık, ankara'yı beğenmeyen insanlarla dolu çok büyük şehir.
Hani derler ya, şehirler insanları değil, insanlar şehirleri sevmeli, çocuk gibi, eş gibi aşk gibi...
işte öyle sevilesi bir sevgilidir istanbul, bakan değil görebilen gözlere. Allahın dünyadaki tek lutf ettiği bir coğrafya, ortasından deniz geçen tek şehir... Taşına toprağına altın denmiş, anadolu insanını çok sevdiği sadık yari karatopraktan vazgeçirmiş burası.
Yıllar boyu bir avuç toprakta milyonların hikayeleri yazılmış, çizilmiş, silinmiş burda. senin ya da benim değil belki ama belkide tüm türkiyenin günlüğüdür istanbul. Sorunca anlatmaz, sormadan sadece dinlemek gerekir anlamak için, üstad orhan veli gibi.
Çıkacaksın aşiyana, yüzünde cilveli bir boğaz esintisi, tam böyle güneş batarken, gökyüzü yarı kızıl... ışıklar belli belirsiz,barış manço vapuru kadıköye seyr-ü sefer ederken göreceksin ve kapatacaksın gözlerini, diyeceksin;
''anlat istanbul''...
o başlayacak sen susacaksın, sen sustukça o anlatacak, gözlerini hiç açmayacaksın, istanbul, istanbulluğunu kulağına fısıldayacak. Beyoğlunun hayat kadınlarını, karaköyün esnafını, fatihin çarşambasını anlatacak sana, bebeğin balıkçısına getirecek lafı, ordan eminönünün martısına, sonra alacak seni götürecek moda'ya.
farkında olmayacaksın zamanın nasıl nefes gibi içinden geçtiğinin, gözün açılacak hafiften ve başlayacak susmaya istanbul... başını çevirdiğinde bakışların hisarın kokca gölgelerine takılcak, hava çoktan kararmış sen fark etmemişsin.
iki duble rakı kıvamında dinlediğin istanbul bir koca yetmişliği devirmiş senle, doğrulacaksın ağır ağır, derince çekecesin içine sözleri biten istabulu ciğerinin en derinine. ve diyeceksin içinden;
Kimi aşklara tanıklık etmiş,
kimini daha çok aşık etmiş,
bir fahişe cilvesinde yedi tepesin sen ey istanbul...