Doktora tezinin üstünde damga şeklinde olan besmeleyi o dönemlerde matbacılar ve yayıevleri kullanıyormuş, sadece kant'ın eserlerinde değil pek çok eserde besmele mührü vardır. Bunun en büyük nedeni doğu eserlerinin tercüme edilirken besmele ile başlaması. Bir gelenek olduğunu düşünmüş olabilirler veya bir mühür. Belki de müslüman olmuş bir çevirmen bu geleneği başlattı, ama kanağı çeviri eserler. Doğu eserlerinin etkisi batı'yı çepeçevre kuşatmıştır, tahminimizden çok çok fazla etkilendiler doğulu düşünce akımlarından. Hegel'in eserlerinin çoğu ibn arabi'den çalıntıdır aslında. Tabii sonra bu etkiyi küçümseyip yok saydılar, o ayrı mevzu. Ama mühürden kurtulamamışlar.ahah.
Kant ile ilgili iki temel ayırım var. Bir grup dine çok zarar verdiğini söylüyor, ikinci grup ise dine hizmet ettiğini savunuyor. Ben ilk gruptayım, o teistik delillerin köküne kibrit suyu dökerek kurutmuştur ve dinin akli boyutunu tamamen imkansız görmüştür. Bu şekilde dinin değerini insanların gözünde düşürüp değersiz hale getirdi. Din ondan sonra sadece duygu ile açıklanmaya ve savunulmaya başlandı. Batının aydınlanma dediği şey "dinden kurtulma girişimidir".
fırsat bulduğum bi ara kendisini inceledim. özetle tanrıyı inkar eden ile dinleri inkar eden diğer inançsız ve insan aklı kuralları öne koyup ilahi din ve ahlak temelini reddeden, bunun yerine materyalist akılcı felsefenin yolunu açan Avrupalı filozofların aksine ahlaki erdemlerin, kendi içsel yapısından kaynaklı temel bir ahlaki zorunluluk prensibini savunan ünlü Alman (asıl Rus kökenli olduğu söylenir, özellikle baba tarafından) filozofudur. nitekim kendi hayatını da genel çerçeve itibariyle buna uygun şart, şekilde yaşamıştır. kendisi oldukça dindardır, fakat dünyevi unsurların maşası olmuş kilisenin iktidar ve güce hizmet eden tüm dayatmalarını da reddeder. bu noktada kiliseyi oldukça sert eleştirir. hristiyanlığın ruhani mistik ve sufi denilebilecek bir ekolünü yaşayan ve yaşatan bir kola mensuptur immanuel Kant. düşünce tez ve görüşleriyle Avrupa'da çığır açmış özellikle inançsız ve dinsiz felsefik görüşleri akılcı ve mantıksal kanıtlarla yerle bir etmiştir. evet..
Doktora tezinin en başına Arapça kendi eliyle "bismillahirrahmanirrahim" yazmış kişi...bunu almanlar bugün bile, bizi provoke etmek istemiş, şeklinde yorumlarlar. Ben bugünkü almanların bu yorumunun doğruluğundan emin değilim.
Çok derin bir insanogludur bu adam. Okuyunuz, Okuyunuz.
"hayvanlara karşı zalim olan kişi, insanlara karşı da sert davranır. bir insanın kalbini, hayvanlara karşı davranışından anlayabiliriz" ımmanuel Kant. evet..
Hocam, Kant dediğin adam, felsefenin babası falan Ama öyle boş muhabbet yapmıyor, bildiğin kuralına göre oynuyor. Diyor ki, "Biz dünyayı olduğu gibi değil, algıladığımız gibi biliriz." Yani dışarıdaki şeyler ayrı, bizim beynimizin onları filtrelemesi ayrı. Bu yüzden de "kategorik imperatif" gibi laflar ediyor. "Öyle davran ki, eyleminin ilkesi evrensel bir yasa olsun." Yani vicdanının sesini dinle, yaptığın şey herkes için doğru olsun. Özetle, felsefeyi kasmış ama adam haklı, kimsenin hakkını yeme kafasında takılıyor. Rasyonel ama ahlakçı bir abimiz.
Rusları kızdırma konusunda birinci kişi. Bugünkü " kaliningrad" ın özbeöz rus toprağı olduğunu savunurlar, ancak kaliningrad, hem rusya ana ülkesine demiryolu ve denizyoluyla bağlı olmakla birlikte rusya ' dan ayrı bir şehirdir.
Ve kaliningrad " uydurma" bir şehirdir, orijinal ismi " königsberg" tir ve alman şehridir !!
Rus ' a sorarsın kant rus muydu?!... Kendide bilir ki kant almandı,ana dili almancaydı yazdığı her şeyi almanca yazmıştır.
Ve işin garibi, bütün hayatı boyunca da Königsberg ' ten başka bi yerde bulunmamıştır !!
Königsberg kaliningrad olduktan sonra, kant kalibresinde Hiçbi önemli insan çıkmamıştır oradan. Demek ki coğrafya değil mentaliteler belirler, bir şey kader olacak mı olmayacak mı, diyerek kantvari bir söylemle entry ' i sonlandıralım.
kant, şeylerin algıdaki belirişleri ile şeylerin kendisi arasında adeta karanlık bir duvar olduğunu iddia etmiş ve felsefeyi bir çeşit açmaza sokmuştur. bu açmazı çözümlemek için hegel diyalektik yöntemi, husserl ise epoke yöntemini önermiş ve yeni felsefi ekoller doğmuştur.
kant'ın kombinasyon olarak kullandığı terim aslında; ''sentez'''dir. sentez, insanların genellikle yaptığının farkında oldukları bir şey değildir. kant'ın dediği gibi, bu "ruhun kör ama vazgeçilmez bir işlevidir… ki bunun sadece nadiren bilincindeyiz'' der.
Kant, saf aklın eleştirisinde objektif bir metafizik yapılamayacağını söyler. Buradan tanrı vardır önermesi ile tanrı yoktur önermesi arasında epistemik bir sahihlik olmadığını ve bunların deneyimleyemediğimiz transandantal metafizik önermeler olduğunu söyler. Ve objektif bir metafiziğin olamayacağını söyler dediğim gibi. Fakat Pratik aklın eleştirisi kitabında, Tanrı'nın ameli akıl ile bilinebileceğini söyler Kant. Ve ahlak argümanı dediğimiz teolojik bir kanıtı önerir.
Kant'ın ratio zemininde tanrı hakkında konuşmanın imkansızlığını belirttiğini biliyoruz. Kant'a göre ahlak nesneldir. Kant'ın kategorilerinde ahlak, aklın bir kategorisidir. Ahlaklılıktan kasıt, mutlu olmayı dilemektir. Mutluluk bir ilerleme ve süreklilik işidir. Ve bu manevi bir realitedir. Bu süreklilik, sürekli ahlaki olarak gelişme temayülü demektir.
Bu argümana göre:
1) Ahlaka, ahlaklılığa dair temel olan vicdan sadece Tanrının sesi olarak açıklanabilir
2) Ödev, doğruluk, dürüstlük, hakkaniyet gibi ahlaki terimleri ancak Tanrının iradesiyle açıklayabiliriz.
3) Ahlaklılık, bağlayıcı gücünü Tanrı tarafından verilen ödül ve cezalardan alır
4) Ahlaki değer ve kişisel mutluluk arasında bir bağlantı olmasının aklın talebi olduğu dikkate alınırsa ahlaki faillerin Tanrıyı kabul etmeleri makul ve rasyonel bir şeydir.
Şimdi hemen "eee ateist de ahlaklı bak hedehödö" diye atlamayın. Soru bu değil. Soru ahlaki bir fail olan insanın bu ahlaklılığın menşeinin Tanrı olduğunu kabul etmesi gerektiği. Neden? Çünkü Tanrı kavramının ortadan kaldırıldığı bir dünyada ahlak subjektiftir. Kant'ın tersine düşünürsek iyi kötü kavramlarını irdeleyelim:
Biz, bir insanı öldürme fiiline kötü diyoruz genel olarak. Ve buna cinayet/canilik adını veriyoruz. Ama elimizi yıkadığımız zaman bakterileri öldürüyoruz ve bu öldürme fiiline iyi diyoruz ve bunun adına temizlik diyoruz. Buradaki öldürme fiilinin iyi veya kötü olduğunun evrensel yorumu insan subjektivitesi ile açıklanamaz. He ne dersin bu subjektif ahlak ile?
Wittgenstien gibi dersin: Bir insanı öldürmek ile taşın düşmesi arasında hiçbir fark yoktur der kendisi. Ya da şey der; Küçük bir kıza tecavüz etmenin yanlış olduğunu söyleyenler 2+2=5 demiş gibi yanılıyorlardır der.( aslında yanılmıyordur) yani ahlak dediğimiz olay subjektif olur ise tecavüz, öldürme, pedofili, kelle alma, rüşvet, yolsuzluk Vs Vs bütün bu eylemler kötü değildir. ( aslında kötüdür) Neden? E çünkü subjektif ahlak adı üstünde. Tanrı'nın olmadığı bir yerde koyutlayıcı bir ahlaktan bahsemezsiniz. Kant, bundan dolayı ahlak yasasına evrenseldir der.
Aktüel olana bağlarsam:
ibadet mefhumunun "mistik tecrübe, böyle manevi uçma kaçma rahatlık Vs" ile zerre kadar alakası yoktur. Zannımca önce gidip ibadet mefhumunun islamdaki ne'liğini inceleyin hatta ve hatta farz kelimesinin ne'liğini inceleyin. Bunların hiçbirinin mistik tecrübe ile alakası yoktur. Ahlaki gerekliliklerdir bunlar. Ve Tanrı, kendi ahlaki doğasını bu buyruklar ile iletir. Yetimi gözetmek, kendi paranı başkasına vermek (zekat), bir konsensus içinde Tanrı'nın yardım ve inayetine dilemek (ibadet/namaz), akrabayı gözetmek(sıla-i rahim), istenci törpülemek için kendini belirli şeylerden alı koymak (oruç) hep bu tarz ahlaki fiillerdir. Platon'un eupthriyon dilemması da böyle çözülebilir. Allah özü gereği iyidir zaten ve bu ahlaki gerekçeleri vahiy ile bildirir. Kant'a dönersek böyle bir erdem ve mutluluğu akıl/zihin kendi rasyonalitesi içinde ihtiyar ettiği/istediği için Tanrı'nın varlığı elbette ki rasyoneldir.
"varlık gerçek bir yüklem değildir. yani herhangi bir şeyin kavramına katılabilir bir kavramı değildir. o sadece bir şeyin ya da belli kendinde belirlenimlerin konumudur."
kant'ı okurken nerede varlık geçerse orada asla varlıktan bahsedilmez. Çünkü kant için varlık, bütün ontolojiden ve hatta batı metafiziğindeki varlık anlayışından çok farklı olarak -bir miktar descartes temelli- bir konumdur. Bunun ne kadar ihmalkar bir tavır olduğunu nietzsche ve heidegger'den okuyabilirsiniz.
ayrıca kant'ın anlaşılması yönündeki temel güçlük kendi zorluğundan değil sentezci tavrından ötürü terminolojik bağlam gözetiminin karmaşasından. Bu yüzden kant'ı okurken hem maddeci hem idealist hem de skeptik felsefe gayet iyi özümsenmiş olmasıdır. Ayrıca onun iq.