biteceğini bildiğimiz halde bitmeyecekmiş gibi yaşadığımız, ''bitecekse neden başladı?'' olarak sorguladığımız, yirmili yaşlarda olmamıza rağmen yorgunluğumuzun sebebi hayat...
hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. üzülürsün. pişman olursun. sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.
öğrendiklerimizle alakalıdır..
bildiğimiz şeyleri yaşarız sadece, yeşilin yeşil olduğunu bildiğimiz için yeşildir bize, sıcağın sıcak, soğun soğuk olduğunu öğrendiğimiz için..
sevgiyi öğrendiğimiz için aşık oluruz, nefret etmeyi öğrendiğimiz için kızarız. erkek olduğumuzu öğrendiğimiz için ilgi duyarız kızlara, kadınları ve erojen bölgelerini öğrendikten sonra boyutlarıyla ilgileniriz onların da.
özlemeyi öğrendiğimiz için özlemek deriz aslında. aylardır görmediğiniz kardeşiniz, kaybolduysa merak etmeye başlarsınız. merak etmeniz onun sizin kardeşiniz olduğu öğretildiği için duyulan bir meraktır oda. bencilcedir aslında..
ve sahip olmamız gerektiğini öğrendiğimiz için sevgili ediniriz kendimize, ait olmamız gerektiğini için beğendirmeye çalışırız kendimizi birilerine.. sosyal olmamız gerektiği öğretildiği için arkadaşlıklar kurarız, yanlız olunmaz diye bildiğimiz için yanlız kalınca arar sorarız hatta..
ve asıl hayat, tüm öğrendiklerimizi unutmakla başlayacağımız olandır aslında. tüm kabullerimizi yıkmak, tüm ezberlerimizi bozmakla. ya da sonlandırmakla...
hayat... sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. ama öyle böyle değil. ciddi ciddi adımlar atıyoruz. umarsızca... fütursuzca kimi zaman öyle catwalkluk adımlar da yetmiyor boyundan büyük adımlarla giriyorsun devreye ilk zamanlarda, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun. halbuki o vakit denizin en sakin hali. sen küçüksün deniz büyük ya daha da çalkantılı geliyor. illaki zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor. yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. bütün motorlarını stop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun. ve tek eşlik eden sana... hay allah nerdeydi benim çakmağım?