hayat... sanki bir deniz, biz de suyun üzerinde ilerliyoruz. ama öyle böyle değil. ciddi ciddi adımlar atıyoruz. umarsızca... fütursuzca kimi zaman öyle catwalkluk adımlar da yetmiyor boyundan büyük adımlarla giriyorsun devreye ilk zamanlarda, deniz çok dalgalı, sen ise sanki ufak bir salın üzerinde çırpınıyor, bir an önce hızlı hızlı gitmek istiyor, ancak pek fazla yol alamıyorsun. halbuki o vakit denizin en sakin hali. sen küçüksün deniz büyük ya daha da çalkantılı geliyor. illaki zaman geçtikçe teknen büyüyor, kalitesi ve hızı artıyor, ancak senin hızlı gitme isteğin git gide azalıyor. yavaş yavaş tadını çıkararak gitmek, etrafı seyretmek istiyorsun. ancak çocuklukta hızlı gitmek ne kadar zorsa, yaşlandıkça yavaşlamak da o denli zorlaşıyor. bütün motorlarını stop etsen bile artık kocaman bir gemi olmuş olan aracın çarşaf gibi denizin üzerinde hızla ve sessizce kayıyor. sen ise güverteden geminin pruvasının yardığı suların iki yana doğru açılarak uzaklaşmasını ve ufukta beliren karşı kıyının hızla yaklaşmasını hüzünle izliyorsun. ve tek eşlik eden sana... hay allah nerdeydi benim çakmağım?