dayının ezel'le konuşurken feryat etmeye başlayıp öfkeden delirircesine yataktan düşmesi ve kötürüm bacaklarıyla yerde sürünmesi "içimizi acıtmıştır" yeminlen. o ne "dev" oyunculuktur öyle tuncel abi...
ha buna şaşıran embesildir, biliriz senin ne kalitede bir oyuncu olduğunu çünkü.
yine mest ettin bizi tuncel baba, can kurban sana!
--spoiler--
git gide eski tadını mı kaybediyor, yoksa bana mı öyle geliyor bilmiyorum. eskiden* ezel istanbul'un amına koyarken, şimdi mahalle bebeleriyle uğraşıyor. senaryo oraya götürdü denilebilir ama diğerleri de senaryoydu.
zaten 2. sezonun başından beri ezel-ali-cengiz üçlüsünü normal arkadaşlar gibi görmeye alışamamıştım. ilk sezon öyle bi intikam havasında geçti ki, ezel yakalasa analarını bacıların skicekti bunların. ama şimdi 90'lardaki gibiler, üçünün bi arada bulunduğu sahnelerin bi heyecanı kalmamış.
neyse kenan birkan'ı izlemeye devam edicez. he bu arada şebnem'i de daha fazla gösterin senaristler!
--spoiler--
bu dizide benim en çok tuhafıma giden şey neden düşmana isim soyisimle hitap edildiği.
kenan birkan şöyle yapacak, kenan birkan böyle yapacak falan...
desene o kenan yavşağının amına koyacam yeğen, o kenan puştunu sikinden asmazsam adam değilim dayı falan. küfür de ediliyor ayrıca dizide. bipli mipli de olsa.
her hafta bildiğin gözlerini kırpmadan kendini izlettiren acayip bir dizi.* evet gerçekten acayip bir dizi ben bu diziyi çözemedim yada söylenicek laf bulamıyorum anlamadım insanı güldürüyor, harbi ağlatıyor, hatta bildiğin heyecanlandırıyor, bazen öfke duymanıza sebep oluyor falan her duyguyu yaşatabiliyor ve kendini fena halde izletiyor.
pazar günü behzat ç.'yi izledikten sonra, hiç bir keyif alamadığım dizi. belki diziden kaynaklanıyordur. hani boktanlaşmıştır falan ama behzat ç.'nin mükemmelliğinin de etkisi olduğunu düşünmüyor değilim.
bi kaç bölümdür '8' hatrına sabrediyorum ama bu bölüm bi fırçayı haketti artık. kerem deren, pınar bulut, sizedir bu laflarım;
muhteşem bir ilk sezonla çıktınız karşımıza. ulan dedik, helal olsun dedik, türkler de yapabiliyormuş dedik, gurur duyduk. ilk defa sonu belli olmayan bir senaryo, ilk defa 'nası ya?' şeklinde biten bölüm sonları. hele sezon sonuna doğru kendimizden bile şüphe ettik, 'kim iyi kim kötülan burda?' dedik. yeri geldi dayıya bile küfürler ettik* yeri geldi cengize bile acıdık. 2. sezon haluk bilginer takviyesiyle yine iştahımızı kabarttınız, nefret ettiğimiz behlülü bile sevdirdiniz ama gel gör ki diziyi romantik komediye çevirdinizlan. ali iki sırıtıyo, ezel iki ağlıyo bi bakmışız ki bir bölüm daha bitmiş. naptınız siz ya? oyunculuklar hala harika, eyşan hala çok güzel ama bizi çok alıştırdınız yetmiyo artık bunlar. yine her hamleye 'bunun altından da bi bok çıkmasınlan' demek* istiyoruz. bi an önce kendinize çeki düzen veriniz, çizginizi bozmayınız, sıradanlaşmayınız lütfen. hadi haftaya kontrol edicem.
1971 yılında genç ramizin şekerlemeciden çıkıp duvarı yumruklayıncaya kadar ki oyunculuğu için bile izlenmeye değecek en iyi yerli dizimizdir. 2010 yılında ise miroğlu efsanesi tekrar başlamaktadır.
sekizin diziden erken erken ayrılmasıyla izleyiciyi fena halde boşluğa atan dizidir. ayrıca son bölümde; eyşan - kenan birkan ikilisinin muhabbetleri gereksiz bir şekilde uzatmaya gitmiş, mahalledeki çetede abartı olmuştur.
izlediğimiz bölüm geçiş bölümü idi. bu sezon oynanacak oyunların açılış sahnesi... rating yükseltmek için kadroya alınan 8'in görevi ramiz'le ezel arasında nifak tohumu atmaktı. ve başardı da.
bu bölümü sevmeyenler ramizin felçli haliyle yaptığı tiradı nasıl görmezler. nasıl olur da torunu yaşasın diye kendi hayatından vazgeçen bir adamın haykırışını görmezler. nasıl olur da "o can benimdi sen alamazsın" mealindeki lafı kaçırırlar.
oğlum dediği adam torununu öldürmek zorunda kalmış, koca ramiz, efsane ramiz ne diyor: "beni kenan yıkmadı oğul sen yıktın."
ezel'in babası ile buluşma sahnesi tam bir facia oldu. madem ömersen ne işin var bu itlerle lafına nasıl cevap verebilirsin ki. kendisi bilmiyor ki ne bok yediğini babasına anlatsın.
ezel hala türkiye'de çekilmiş olan en iyi dizidir. hala kendisini izletmektedir. temposu düşük bir bölüm oldu diye, aksiyon sahnesi azdı diye yermenin manası yok. sırf bir insanın kıyafetlerinin değişiminin yaşadığı hayatı değiştirmek olduğu mealindeki terzi sahnesi bile izlemek için sebep.
kabadayının el verdiği adamı (ramiz) çıplak halde bırakıp, "herkese posta koyabilirsin ama unutma ki seni bu halde gören benim ve bunu hiç aklından çıkarmayacaksın" diyen ve senin sahibin benimi başka nasıl daha iyi ifade edebilirsin.
pantolon şöyle olacak, gömlek böyle olacak diye ders veren adamın fildişi düğmeler ayrıntısını kaçırmamak gerek...
ramizin gençliğini oynayan adamın şekerciyi bastıktan sonra aynada kendisini gördüğü anı kaçırmamak gerek.
filmdeki ayrıntılar güzel daha da güzel ola ise senaristlerin kendileri ile dalga geçmeleri. sinemamı çekiyoruz lan burda diye bağırdı ya cengiz köprü altında. matrixde mi sanıyorsunuz kendinizi. filmdeki gerçekçilik boyutunu ortaya koyan bir konuşmaydı köprü altı konuşması.
kenan birkan'ın köstebeği kim acaba diye düşünenler oklar cengiz'i veya şebnem'i gösterse de benim kanaatim ali olduğu yönünde. ezel senaristleri bu noktada da şaşırtacaklar izleyiciyi ve hasssiktirrr dedirteceklerdir.
--spoiler--
dayı'nın torununun ölüm haberini aldığı andaki tepkisi, the godfather'da don corleone'nin oğlu santino'nun ölüm haberini aldığı andaki tepkisine mükemmel bir atıftı. corleone'de ameliyatlıydı ve yeni uyanmıştı.
--spoiler--
burdan kenan birkan'a ne istiyosun dayıdan demek istiyorum... bir ayağı çukurda sen uğraşmasan 3-5 seneye zaten ölecek... bırak son demlerini emeklilik günlerinde yaşamak için aldığı evin bahçesine domates, biber, patlıcan ekerek geçirsin... eğer dayıya bişey yaparsan yeğenlere gelirsin, terbiyesiz yol yordam bilmez adam... büyük bilmez, küçük sevmez herif...*
sıcak bir bölümle karşımıza çıkan dizi. bazı bölümleri gta san andreas'ı hatırlattı bana. ezel johnson uzun bir aradan sonra grove street'e geri döner ve abisi kerpeten sweet ile bölgesinde ki diğer grupları çizer. şehrin en büyüğü olma yolunda ilerler.
bu arada kenan'ın köstebeğinin tefo çıkması ve hepimiz hass.... çekmesini diliyorum. sezon finalinde tefo'nun telefonuna conversli bakmıştı. sonra tefo'yu takip eden adamlar tefo'nun tek işaretiyle geri dönmüştü. bu sahneyi hala açıklamadılar.
dizide çözemediğim bariz bir konu var. baba sen sokak mokak diyorsun; adam ülke benim diyor. bu kadar güçlü bir adam sikimsonik ezel'i niye sikine takıyor, harcaması sadece saniyeler sürmez mi? eğer önümüzdeki bir iki bölümde gerçekten buna açıklık getirmezse ve bu ezel kalkıp da kenan birkan'ı harcarsa veya gerçekten güçlenerek o poker masasına oturursa, gülerim lan ben buna. düşünsenize, ben aydın doğan'a "seni sikeceeeeem" diyorum, adamla 6 ay sonra aynı poker masasındayım. hassiktir lan diyoruz!
ancak şöyle de bir şey var;
senaryosu ne kadar sarpa sarsa, boktanlaşsa bile; dayı, kenan birkan, cengiz, ali, psikopat katil, (ölmüş olsa da) sekiz ve bunların yanında daha çömez olsa da ezel'in oyunculuğu için izlenir bu dizi. hangimizin içi dayı yerde ezel'in yanında sürünürken kötü olmadı ki? bu kadro eyşan'ı bile kompanse ediyor, düşünün artık.
kenan çocuk, hayattaki tek ustasına sadakatini sergiliyor büyük bir ihtimalle.
dayının hayatta tek hedefi vardı, önündeki masaya geçe geçe, en ön masayı bileğinin hakkı ile almak.
en ön masaya geldiğinde ne olacak;
hedefine ulaşan dayı, hedefsiz, kansız kalacak.
kenanın dayıyı hedefine koşan hali ile diri görme çabasında, dayının yanında herzaman hissettiği cesaretsizliğinide hedef alarak, en büyük korkaklığına saldırırken, hem en büyük cesaretini yakalama çabası hem de dayıyı hedefinde tutma çabasıdır yaptığı. fethedilecek son kale olma ve kalma çabası, aynı zamanda fethedecek tek adama duyulan saygı ve sevgiyide işaret eder insana.