"sen bana bir tane ara form göster" diyenler, siz bana evrimi reddeden bir tane bilimsel makale getirin (forum sitelerinden değil, dünyaca kabul görmüş saygın bilimsel dergilerden veya .edu uzantılı saygın üniversite adreslerinden) ben bu teoriyi savunmaktan vazgeçeceğim.
hadi bakalım, göbek kaşıyacağınıza meydan sizin, buyrun.
edit: nooldu lan? bilim dergilerinde reddeden bir tane bile makale bulamadınız değil mi? az daha araştırın, belki örümcek ağlarıyla kaplı occipital lobunuz zibilyon tane ara geçiş formu olduğunu görür.
argümanları olmasına olan teori.
bu zaten belli. benzerlik var çeşitli canlılar arasında.
ama geçiş mekanizması yok; bunu net biçimde gözlemleyemememiz anti-evrimci argüman bir kere.
evrim eskiden oldu, bugünlerde yok demekte olmaz çünkü nesilden nesile yok.
bu evrimle ilgili düşünmeye ilk başladığımda yıllar önce; bu zenciler meselesi aklıma takıldı.
eğer zenciler kısmen maymun olsalar, evrim var diyebilirdik (pygmee'lerin hem beyaz insanlarla hemde maymunlarla çiftleşmesi gibi).
ama yok.
sorun bu.
onlar net bir şekilde maymunla alakaları yok.
kromozom sayıları filan insanlarla bir ve maymunlardan farklı. yani net olarak zenciler insan.
darwin seleksiyon demişti; zayıflar gider, iyi olanları farklı bir türe doğru evrilir demişti; bunun olamayacağı belli oldu; yani bin nesil boyunca aslanlar geyikleri avlasa ve yalnız en iyileri kurtulsa bile farklı bir türe geçmiyor. nesilden nesile geçen sadece genetik kod.
sonra mutasyon dediler; ondanda pek bir fayda yok çünkü radyasyonla etkilenen dna zincileri bozuluyor; yaratık hasta oluyor, evrilmiyor.
peki evrim teorisi niçin var; allah niye böyle şüpheye düşürecek şekilde yarattı o zaman ?
bu... diyelim testin (hayat, islam'a göre ruhun test edilmesidir) bir parçası. nankör meyilliler varsınlar ayıklansınlar diye.
300 yıl önce görüntülü konuşma muhabbetinin insanlar üzerinde ki etkisi nasılsa şimdi de bahsedilen topraktan yaratılma muhabbeti de öyledir. Allah kainattaki bütün herşeyi nasıl yarattığınımı anlatacktı bize. Darwin amcanın bu düşünceyi pas geçmesi üzerine ortaya çıkmış bir teoridir.
evrim teorisi konusu açıldığında, etrafta inanılmaz sayıda deve kuşunun varolduğunu, ortaya çıktığını görürsünüz birden. sadece "ev.." demenizle bile birlikte hemen kafalarını toprağın altına sokar bu deve kuşları. gariptir... acınasıdır... deve kuşlarına bilimden bahsetmek daha da bir gariptir esasında. kuş lan onlar! anlarlar mı hiç!
evrim teorisi bugün anne ve babadan öğretilen dini tamamıyle olmasa da kısmen reddetmektedir. En azından adem ile havvadan gelmedigimize işaret etmiştir. insan doğan büyüyen ve ölen bir hayvandır. Aklınının gelişmesi ise ellerini kullanmayı becerebildiğinde başlamıştır.
edit: kabul edelim yukarıdaki yazıları okumayacaksınız ve yine buralara gelip ara geçiş formu yok diyeceksiniz. boş yere laf ebeliği yapmaya gerek yok, iflah olmazsınız siz. ben de evrimin bilimsel bir gerçek olduğunu savunduğum için maoist, stalinist, darwinist, komünist, ebenizinamı-ist sıfatlarımla gideyim yatayım...
Darwin uzerinden elestirilmesi yanlıs olan teori. Darwin in kafasında olusturdugu evrim ile gunumuzde olan modern evrim biraz farklıdır. Sonucta darwin sıradan bir biyologtu, gunumuzde onun dedigi bir cok sey kabul gormuyor. Evrim yıllar gecen surede kendini yeniledi. Ornegin darwin guclu olan yasar derdi ama gunumuzde bu kabul gormez. Uyum saglayan ayakta kaldıgını savunur modern evrim. Kısacası darwin i elestirmek buyuk bir yanilgi.
Kanunlar, matematiksel formüller ile tanımlanan ve "günümüz evreni koşullarında" her zaman geçerli olan kurallardır. Bir diğer deyişle, her birine ait matematiksel formülasyonlar (F=ma ya da E=mc2 gibi) bulunmaktadır ve "bu evren dahilinde", her zaman her yerde geçerlidirler. Günümüzde, Kuantum Kuramı'nın gelişmesiyle birlikte, "kanun" kelimesi literatürden kalkmaya başlamıştır. Çünkü "kanun", tanımı gereği her koşulda geçerli olan bilgi demektir. Ancak Kuantum Kuramı göstermiştir ki, bir şeyin her koşulda aynı şekilde geçerli olması mümkün değildir; en azından "bu" Evren'de her şey görecelidir. Bu da, hiçbir şeyin "genel geçer doğru" olamayacağını bize gösterir. Bu sebeple, bu yazıdan çıkarmanız gereken ilk ders şudur: Bilimde, kanun diye bir kavram yoktur! Varsa bile, bu ağız alışkanlığından ve Newtonyen Fizik kapsamındaki Dünya algısından kaynaklanmaktadır. Günümüzde, kanunun yerini çok daha uygun bir kavram almıştır:
Bilimsel gerçekler, temel olarak "doğadaki olgulara" (fenomenlere) denir. Yani doğayı gözlediğinizde, sabit olarak gerçekleşen ve pek çok durumda geçerli olan bilgidir. Örneğin Dünya üzerinde bir topu havada nerede bırakırsanız bırakın, top yere doğru "düşer". Bu, bilimsel gerçektir. Ancak bir kanun değildir. Çünkü uzay boşluğunda geçerli değildir. Başka bir gezegende geçerli olmayabilir. Sınırları tanımlanmak zorundadır. "Top, Dünya üzerinde, normal koşullarda, havada serbest düşmeye bırakıldığında her zaman yere düşer." şeklinde net bir tanımlama yapmak şarttır. Bir diğer örnek, ışık hızıdır. Işık, Evren'in en azından bildiğimiz her yerinde saniyede 300.000 km. hızla hareket eder. Ancak Evren'in sınırlarında veya Evren'in "dışı" diye bir yer varsa, orada ne olur bilemeyiz. Bu da, "kanun" tanımımızı sarsar ve ışık hızının bilinen Evren'de saniyede 300.000 km. olması bilgisini bir "bilimsel gerçek" yapar.
Teori, günlük hayattaki kullanımıyla asılsız iddia veya hakkında emin olunmayan düşünce demektir. Ancak bilim dilinde kavramlar günlük hayattakinden farklı kullanılabilirler.
Bilimsel anlamıyla bir Teori (Kuram), var olan ve bilinen bilimsel gerçekler kullanılarak, çeşitli durumlar için yapılan kapsamlı açıklamalar demektir. Kısaca bir teori, farklı bilimsel gerçekleri birbirine bağlayarak bir olaya getirilen gerçek ve bilimsel açıklama demektir.
Bu yazıdan çıkarılması gereken ikinci ders şudur: Ortada, "kanun" gibi bir olgu olmadığı için, teoriler ile kanunlar arasında bir hiyerarşi YOKTUR! Teoriler "daha da ispatlanınca" (Milli Eğitim Bakanlığı'na sevgilerimizle (!)) kanun olmazlar, olmamışlardır, olmayacaklardır. "Daha da ispatlanmak" ne demektir? Böyle bir saçmalıktan bahsedilemez. Doğada bazı "gerçek"ler vardır ve bu gerçekler incelenerek matematiksel formüller geliştirilir. Daha sonra, bu farklı fenomenlere getirilen açıklamalar birleştirilerek teoriler ortaya atılır.
Newton, etrafındaki her şeyin yere doğru çekilmesinin nedenini merak etmiş ve araştırmalar yapmıştır. Sonunda fark etmiştir ki, cisimlerin saniye başına düşen hızlanma miktarı (ivme) ile üzerlerine etkiyen kuvvet arasında bir bağlantı vardır. Bunu -ilk etapta bu şekilde olmasa da sonradan- ünlü "F = m x a" (kuvvet eşittir kütle çarpı ivme) formülüyle izah etmiştir. Kütleler, Dünya üzerinde ortalama saniyede 9.81 m/s'lik bir ivmeyle Dünya'ya çekilmektedirler. Buna az sonra geleceğiz. Yani Newton, bir bilimsel gerçeği gözlemiş ve matematiksel bir formülasyon ile ona açıklama getirmiştir. Bu bir teori değildir. Bu, Dünya üzerinde meydana gelen bir gerçektir. Bir bilimsel gerçektir.
Gerek Newton, gerekse bazı diğer bilim insanları konuyla ilgili araştırmalarını sürdürmüştür ve bu bilimsel gerçeği geliştirerek ve bazı diğer gerçeklerle birleştirerek teoriler üretmeye başlamışlardır. Newton, sadece kütle, ivme ve kuvvet arasındaki bağıntıyı bulmakla kalmamış, kütlelerin aslında "yere" değil, Dünya'nın "merkez"ine doğru çekildiğini ve aslında her kütlenin de Dünya'yı kendine doğru, Dünya'nın kütleyi çektiğiyle eşit ama zıt yönlü bir kuvvetle çektiğini bulmuştur. Yani Newton, bir diğer bilimsel gerçek olan "kütleçekimini" bulmuştur. Buna, kendince bir açıklama getirmiştir. Newton'a göre, az önce de dediğimiz gibi tüm kütleler birbirini eşit ve zıt yönlü kuvvetlerle, kütleleriyle doğru, aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çekerler. işte bilimde buna Newton'un Kütleçekim Teorisi'dir. Bu genel bir teoridir; Dünya için uygulanan versiyonuna ise Newton'ın Yerçekimi Teorisi denir.
Gördüğümüz gibi etrafımızdaki en sıradan olgu bile bir "teori"dir. Unutmayın, teorilerin hiçbir "güçsüz" ya da "açıklanmamış" ya da "ispatsız" tarafı yoktur. Olsa bile, o kadar çok bilimsel gerçekle ve bulguyla desteklenir ki, bu bilinmezler "henüz açıklanamamış ancak açıklanabilecek olan" kategorisinde yer alırlar ve bilimsel merakı okşamaya devam ederler. Peki neden özellikle "Newton'un" Yerçekimi Teorisi olarak isimlendiriyoruz? Çünkü Newton'unki, bir bilimsel gerçeğe yönelik tek bir bakış açısıdır ve Newton gibi, başka bilim insanları, aynı olguya (bilimsel gerçeğe) farklı bakış açıları getirmişlerdir.
Newton'dan yüz yıllar sonra Einstein, Görecelik Kuramı'nı ortayai atmıştır. Bu sayede, Fizik ve dolayısıyla hayata bakış açımız baştan yaratılmaya başlamıştır. Newton, sadece algıladığı hareketleri kullanarak formülasyonlarını yapmıştır. Günlük yaşantımızda en hızlı hareket eden jetler bile saniyede 500 metre (yarım kilometre) ve benzeri hızlarla uçabilmektedir. Işık ise saniyede 300.000 kilometre (en hızlı jetten 600.000 kat hızlı) gitmektedir. Bu hızlarda, Newton Fiziği tamamen kullanılamaz hale gelmektedir. Görecelik Kuramı pek çok alanı etkilemiş ve bilimsel bir gerçek olan Kütleçekimi'ne tamamen yeni ve daha isabetli bir bakış açısı kazandırmıştır. Newton'un Yerçekimi Teorisi çöpe mi gitmiştir? Asla!
Daha sonraları bazı başka bilim insanları Einstein'ın yolunu açtığı Kuantum Mekaniği Kuramı'nı ortaya atmışlar ve hayata bakışımızı tam anlamıyla değiştirmişlerdir. Newton, açıklamalarını sadece görebildiği dünya için yapmıştır. Bu, başarılı bir açıklama olmakla birlikte, en başarılısı değildir. Einsten ve diğer bilim insanları, nano ve makro dünyayı da hesaba katmıştır. Çünkü artık biliyoruz ki işler, Newton'un kendisini sınırladığı mezo dünyada (bizim, günlük yaşantımızda kullandığımız boyutlar) nano dünyada (atom altı dünyası) ve makro dünyada (evrensel ve astronomik boyutlar) geçerli olmamaktadır. Daha anlaşılır bir tabir kullanalım: Günlük yaşantımızda biz genellikle milimetreden kilometreye kadar olan uzunluk birimlerini kullanırız. Evrimimiz, bu boyutlarda gerçekleşmiştir ve algılarımız da buna göre evrimleşmiştir. Ancak bizim algılayamadığımız bir nanodünya (nanometre, metre'nin trilyonda biri ve daha küçükleri) ve kolay kolay göremediğimiz bir makrodünya (metrenin trilyon katı ve daha büyükleri) vardır. Buralarda işler tamamen tersine dönebilmektedir. Kuantum Kuramı ile Kütleçekim isimli bilimsel gerçeğe bir diğer bakış açısı getirilmiş ve kendisinden önceki iki açıklamadan çok daha isabetli sonuçlara ulaşılmıştır.
Ders beş: Bir bilimsel gerçek, birden fazla teori ile açıklanabilir. Bu teorilerin hepsi eşit derecede gerçektir. Ancak her biri, farklı bir bakış açısı getirir ve farklı koşullarda kullanılabilirdir.
Şimdi, bizim konumuz olan Evrim Teorisi'ne (Kuramı'na) dönelim. Tıpkı Kütleçekim gibi Evrim, bilimsel bir gerçektir. Charles Robert Darwin'in 1856'da bu bilimsel gerçeği, bazı başka bilimsel gerçeklerle (Doğal Seçilim, Yapay Seçilim, Cinsel Seçilim vb.) birleştirerek yaptığı açıklamaya Darwin'in Evrim Kuramı denir! Yani Darwin, konuya sadece tek bir bakış açısı getirmiştir. Adının bu kadar anılmasının sebebi ise, Newton gibi daha önceden açıklanamamış bir bilimsel gerçeği ortaya çıkarıp son derece isabetli bir biçimde izah etmesidir.
Ancak Darwin, tek değildir. Darwin'in Evrim Kuramı, tek Evrim kuramı değildir! Daha sonradan yüzlerce bilim insanı konuyu incelemiş, bazı başka bilimsel gerçekler Kuram'a katılmış, farklı kuramlar ortaya atılmış (Gould'un Sıçramalı Evrim Kuramı gibi) ve Kuram zenginleştirilmiştir.
Ders altı: Evrim Kuramı, bilimsel gerçeklerin toplamından meydana gelir ve sadece Darwin'in Evrim Kuramı bulunmaz. Evrim olgusu başlı başına bir bilimsel gerçektir. Darwin'in açıklaması ise, bu olguya bakış açılarından sadece biridir.
Evrim Mekanizmalarının her biri bilimsel gerçektir. Bunların toplamı sonucunda ise Evrim meydana gelir. Buna getirilen açıklamalardan biri ise Darwin'in Evrim Kuramı'dır. Kısaca biz ona Evrim Kuramı diyoruz, çünkü Newton'un durumunda olduğu gibi çok köklü değişimler meydana gelmemiştir. Elbette ki sayısız ekleme ve çıkarma yapılmıştır.
Ders yedi: Bilimsel bilgiler arasında illa bir hiyerarşi yapılacaksa, bunların en üst noktasında teoriler (kuramlar) yer alır! Ancak böyle bir hiyerarşi anlamsız derecede gereksizdir ve bilim-dışı kaynaklarca dayatılmak istenmektedir.
varsın olsun evrim teorisi gerçek olsun insanlar maymundan gelmek zorunda değil ki. insan yine adem ve havva dan gelmiş olabilir. Allah insanı ayrıca yaratmış olabilir. sonuç olarak maymun ve insan arasında bir ara tür yoktur. kur-an da neyin nasıl yapıldığının bir tarifi yok. ''o sadece ol der ve herşey olur '' yaradan öncelikle tek hücreli bir canlı olsun, sonra ayakları, kolları çıksın, şu kadar yüzyıl geçtikten sonra kanatları çıksın, uçabilsin'' şeklinde bir ''ol'' emri de vermiş olabilir bazı canlılar için. evrim teorisi denen olayı insanları dinden çıkarmak için kullanan bazı güçler olsa bile, evrim teorisi allah ın varlığından şüphe etmeyi gerektirmez. neyi nasıl yarattığının tarifi yok, 2 kilo toprak,15lt suyu karıştırıp insanı yarattı demiyor ki. ''ol demiş insan olmuş'' sonuç olarak kainatı, güneş sistemini yaratmış, geceyi gündüzü yaratmış ve her şey tüm kainat kusursuz bir sistem. her şey birbirine bağlı, doğa olayları ..vs 2000 yıl sonra bambaşka canlılar türeyebilir, havadaki radyasyon sebebi ile garip garip kuş çeşitleri oluşabilir zamanla, bu evren, kainat ve daha ulaşamadığımız, bilmediğimiz bir çok alemin yaratıcısı.
dünyanın ekosistemi neye ihtiyaç duyuyorsa ona göre yaratmış olabilir herşeyi. polen taşıması için arı yı yaratmıştır, evrim teorisine göre arı hangi böcekten gelmeyse o böceğe ''arı ol'' demiştir rabbim. bazı kavimleri de köpeğe çevirdiği söylenir. aynen böyle düşünüyorum evrim teorisi hakkında. bilim insanlarına, bilimsel gerçeklere de saygım var, sonuçta bizlere bu aklı veren de yaradan, istese tüm insanlar belli bir zeka seviyesinde kalırdı, ne uzayı bilirdik, ne gezegenleri.
bilimsel gerçekleri saptıranlar da olabilir,evrim teorisi gerçektir dünya kendiliğinden oluştu, tüm kainat doğal bir şekilde ,kendiliğinden böyle kusursuz bir sistem haline geldi, canlılar kendiliğinden oluştu gibi bir saçmalığa inanmasam da evrim teorisinin tamamı ile uydurma olduğunu iddia edebilecek bilgiye de sahip değilim. tek bildiğim her nasıl olduysa da o şeye ''ol'' diyen rabbimdir.
bilimsel bir teoridir inançlarla, duygularla ya da vicdani nedenlerle çürütülemez bu bilimselliğin doğasına aykırıdır. aynı şekilde bu yollarla da kanıtına başvurulamaz. sadece ve sadece nesnel verilerle ve mantıksal çıkarımlarla hareket edilerek kabul edilir ya da reddedilir.
maymunluk meselesine gelince bunu dile getiren (geyik yapanlar hariç) her insanın problemleri olduğunu düşünmeden edemiyorum. ya bakış açılarında bir problem vardır ya eğitim hayatları süresince edindiği görüş ve bilgilerde problem vardır ya da zekalarında bir problem vardır diye düşünüyorum.
bunun dışında dediğim gibi bu teoriye katılmak ya da katılmamak sorun değildir mesele nasıl reddettiğinde ya da nasıl doğruladığındadır. iyi niyetli ve kafası biraz çalışan her insan "maymun" diye saçmalamadan önce amatörce de olsa bu konu üzerinde araştırma yapmalıdır.
genetik mühendisi olsun biyolog olsun bu alanlarda yetkinliği olan kişilerin söz söyleme hakları bizlerden elbette çok daha fazladır ve bizler "sokaktaki adam" iradesiyle reddetmek ya da kabul etmek yerine hiç değilse bu kişilere kulak asmalıyız. harun yahya ve türevleri dışında evrim teorisine karşı yazılmış binlerce bilimsel makale ve yazı mevcuttur bunları elimizden geldiğince okumalıyız ve sav üreteceksek tutarlı olmalıyız. aynı şekilde evrim teorisi hakkında çok fazla yazı-araştırma-makale mevcuttur. hep diyorum mesele "araştırmak-öğrenmek-farklı açılarla bakabilmek ve bilmeyi istemek"tedir.
şahsen evrim teorisini her zaman mitolojik olaylardan-yaradılış hikayelerinden ve türevlerinden daha olumlu ve olabilitesi yüksek bir "şey" olarak gördüm ki güncel araştırmalar teori değil kanıt olarak bakmakta bu olaya. bizler ise anca bulunduğumuz bu küçük dünyadan salak salak söylemlerle karşı çıkıp duruyoruz o kadar. bana basit bir sistemin milyonlarca yıl sonra karmaşık bir sistem haline gelmesi "erkeğin kaburga kemiğinden yaradılmaktan ya da topraktan yaradılmaktan binlerce kat daha mantıklı gelmektedir. sümer tabletlerine dayanan bu mitoslar insanların bilimin yanında henüz emekleme devrinde olduğunun apaçık göstergesidir. ancak bilim bilindiği üzere üst üste eklenerek büyür her tuğla eklendiğinde bir karanlık daha aydınlanır. günü geldiğinde bu konu da ayan beyan ortaya çıkacaktır. biz görür müyüz görmez miyiz bilinmez...
19. yüzyılda fantastik bilim kurgu olan evrim teorisine 21. yüzyılda inananlar bu çağın en geri kalmış kafa yapısına sahip olan insanlardır. Yenilikçi olmayan geri kalmış ateistlerin savunduğı bir teoridir halbuki çağımızda bu teorinin yerine alternatif kanıtlanabilir yeni teoriler mevcuttur.
bir çok insanın , bahsi geçtiğinde , " öyle şey olur mu la " diyerek aslında konuyla alakalı hiç bir bilgisi olmadığını gizliden belli etmesine neden olan ' sohbet konusudur '.
Uzun yıllardır Doğal Seçilim'e ve Evrim Kuramı'na karşıtlığıyla bilinen ve "indirgenemez Karmaşıklık" safsatasını ileri süren Lehigh Üniversitesi'nden Biyokimyager Prof. Dr. Michael Behe, 2010 yılında yayınladığı "Deneysel Evrim, Fonksiyon Kaybettirici Mutasyonlar ve Adaptif Evrim'in ilk Kuralı" başlıklı makalesiyle Evrim'in gerçekliğini kabul ettiğini ilan etmiş oldu ve 2006'dan beri sürdürdüğü suskunluğunu sonunda bilimsellikle bozdu.
Günümüzde, bazı atasal canlılar, kendilerine oldukça benzeyen ve kendilerinden ayrılarak evrimleşmiş türlerle birlikte bulunabilmektedir; ancak bu "kaynak tür" olarak tanımlayabileceğimiz atasal türler dahi, diğer tür ondan ayrılarak evrim sürecinde kendi yolunu çizmeye başladığından beri değiştiğinden dolayı (çünkü evrim süreklidir ve çevre değiştikçe evrim vardır) o atasal türler de az ya da çok evrimleşmiştir.
bakın burada o kadar açık bir şekilde ortaya çıkmıştır ki; bilen ve bilmeyen, soran ve sormayan, merak eden ve etmeyen, bilimsel bakabilen ve bakamayan bıçakla kesilir gibi birbirinden ayrılmıştır:
--spoiler--
Bugün evrenin, yeryüzünün ve canlıların ortaya çıkışı ve gelişimi hakkındaki bilimsel deliller, dünyanın birçok ülkesinde gizlenmekte, çarpıtılmakta veya bilimin sınayamayacağı teorilerle karıştırılmaktadır.
Bizler, aşağıda isimleri bulunan Bilim Akademileri olarak, dünyanın çeşitli yerlerinde bazı kamu eğitim kurumlarında verilen fen derslerinde, dünyada yaşamın kökenleri ve evrimi konusunda bilimsel kanıt, veri ve test edilebilir kuramların örtbas edildiğini, inkar edildiğini ya da bilimsel olarak sınanması mümkün olmayan kuramlarla karıştırıldığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Yetkilileri, öğretmenleri ve velileri tüm çocukları bilimsel yöntemler ve buluşlar konusunda eğitmeye ve doğa bilimlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olmaya çağırıyoruz. Yaşadıkları dünyanın doğasına ilişkin bilgiler, insanları beşeri gereksinimlerini karşılama ve gezegeni koruma konularında daha yetkin kılacaktır.
Dünya'nın kökenleri ve evrimiyle bu gezegendeki yaşam hakkında aşağıdaki kanıtlara dayalı olguların, çok sayıda gözlemle çeşitli bilimsel disiplinlerin birbirinden bağımsız deneylerinden kaynaklanan bulgularla doğrulandığı konusunda görüş birliğine sahibiz. Evrimsel değişimin ince ayrıntıları konusunda bugün hala yanıtlanmamış sorular olsa bile, bilimsel kanıtlar aşağıdaki sonuçlarla tam bir uyum içindedir:
1) Şu andaki şekline son 11-15 milyar yılda evrim geçirerek gelmiş olan evren içinde bizim dünyamız, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluşmuştur.
2) Oluşumundan itibaren dünya -jeolojisi ve çevresiyle birlikte- sayısız fiziksel ve kimyasal gücün etkisiyle değişmiştir ve değişmeye devam etmektedir.
3) Dünyada yaşam en az 2,5 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Bundan kısa bir süre sonra, fotosentez yapan canlıların evrimleşmesi, en az 2 milyar yıl öncesinden başlayarak atmosferin yavaş yavaş önemli miktarlarda oksijen içeren bir biçime dönüşmesine yol açmıştır. Soluduğumuz oksijeni açığa çıkarmasının ötesinde, fotosentez süreci, gezegenimizde insan yaşamının bağımlı olduğu sabit enerji ve besinin son kertedeki kaynağını oluşturur.
4) Dünyada ilk ortaya çıktığından beri yaşam birçok biçim almıştır. Bunların tümü paleontoloji ile modern biyoloji ve biyokimya bilimlerinin tanımladığı ve birbirlerinden bağımsız olarak ve artan bir kesinlikte doğruladığı gibi, evrilme süreçlerini sürdürmektedir. insanlar dahil olmak üzere bugün yaşayan tüm canlıların kalıtsal şifrelerinin ortaklığı, açıkça onların ortak kökenlerine işaret etmektedir.
Bizler, aynı zamanda, Evrim eğitimi ve daha genel olarak herhangi bir bilimsel bilgi alanının eğitimi bağlamında bilimin niteliğine ilişkin olarak aşağıdaki bildirgenin altına da imzamızı atmaktayız:
Bilimsel bilgi evrenin doğasına ilişkin çok başarılı olmuş ve çok önemli sonuçlar doğurmuş bir sorgulama biçiminin ürünüdür. Bilim i) doğal dünyayı gözlemleyerek ve ii) sınanabilir ve çürütülebilir hipotezler oluşturarak gözlemlenebilir olgular için daha derin açıklamalar türetir. Gözlemler yeterince ikna edici hale geldiklerinde, bu olguları açıklayan bilimsel kuramlar geliştirir ve daha gözlenmemiş olguların olası yapısı ve sürecine ilişkin öngörüler getirir.
insanın değer ve amaç anlayışı doğa bilimlerinin kapsamı dışındadır. Yine de, doğayı kavrayışımıza bilimsel, sosyal, felsefi, dinsel, kültürel ve siyasal öğeler de katkıda bulunur. Bu farklı alanların her biri, kendi etkinlik alanının sınırları ve kısıtlılıklarının ayrımında olarak, diğerlerine karşı özenli davranmak zorundadır.
Mevcut sınırlarını kabul etmekle birlikte bilim açık uçludur ve kuramsal ya da deneysel yeni bilgiler ışığında, sürekli olarak kendini geliştirir ve yeni alanlara açılır.
--spoiler--
Yukarıdaki bildirgeye imza atan bilim kuruluşları:
1. Afrika Bilimler Akademisi
2. Alman Bilim ve insani Bilimler Akademileri Birliği
3. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi
4. Arjantin Pozitif, Fizik ve Doğa Bilimleri Ulusal Akademisi
5. Arnavutluk Bilimler Akademisi
6. Avustralya Bilimler Akademisi
7. Avusturya Bilimler Akademisi
8. Bangladeş Bilimler Akademisi
9. Belçika Kraliyet Bilim, Edebiyat ve Güzel Sanatlar Akademisi
10. Londra Kraliyet Topluluğu, Birleşik Krallık
11. Bosna-Hersek Bilim ve Sanat Akademisi
12. Brezilya Bilimler Akademisi
13. Bulgaristan Bilimler Akademisi
14. Çek Cumhuriyeti Bilimler Akademisi
15. Çin Bilimler Akademisi
16. Academia Sinica, Çin, Tayvan
17. Danimarka Kraliyet Bilim ve insani Bilimler Akademisi
18. Endonezya Bilimler Akademisi
19. Fas Krallık Akademisi
20. Ulusal Bilim ve Teknoloji Akademisi, Filipinler
21. Filistin Bilim ve Teknoloji Akademisi
22. Académie des Sciences, Fransa
23. Güney Afrika Bilimler Akademisi
24. Hırvatistan Bilimler Akademisi
25. Hindistan Ulusal Bilim Akademisi
26. Hollanda Kraliyet Sanatlar ve Bilimler Akademisi
27. iran islam Cumhuriyeti Bilimler Akademisi
28. irlanda Kraliyet Akademisi
29. ispanya Kraliyet Pozitif, Fizik ve Doğa Bilimleri Akademisi
30. israil Bilim ve insani Bilimler Akademisi
31. isveç Kraliyet Bilimler Akademisi
32. isviçre Bilim Akademileri Konferansı
33. Academia National dei Lincei, italya
34. Japonya Bilim Konseyi
35. Kanada Kraliyet Topluluğu (RSC): Kanada Sanat ve Bilim Akademileri
36. Karayip Bilimler Akademisi
37. Kenya Ulusal Bilimler Akademisi
38. Kolombiya Pozitif, Fizik ve Doğa Bilimleri Akademisi
39. Küba Bilimler Akademisi
40. Kırgız Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi
41. Letonya Bilimler Akademisi
42. Litvanya Bilimler Akademisi
43. Macar Bilimler Akademisi
44. Makedonya Bilimler ve Sanatlar Akademisi
45. Academia Mexicana de Ciencias, Meksika
46. Bilimsel Araştırma ve Teknoloji Akademisi, Mısır
47. Moğolistan Bilimler Akademisi
48. Nijerya Bilimler Akademisi
49. Özbekistan Bilimler Akademisi
50. Pakistan Bilimler Akademisi
51. Academia Nacional de Ciencias del Peru
52. Polonya Bilimler Akademisi
53. Académie des Sciences et Techniques du Sénégal
54. Sırbistan Bilimler ve Sanatlar Akademisi
55. Singapur Bilimler Akademisi
56. Slovak Bilimler Akademisi
57. Slovenya Bilimler Akademisi
58. Sri Lanka Ulusal Bilimler Akademisi
59. Academia Chilena de Ciencias, Şili
60. Tacikistan Cumhuriyeti Bilimler Akademisi
61. Türkiye Bilimler Akademisi
62. Uganda Ulusal Bilimler Akademisi
63. Venezüella Ulusal Fizik, Matematik ve Doğal Bilimleri Akademisi
64. Yeni Zelanda Kraliyet Topluluğu Akademi Konseyi
65. Atina Akademisi, Yunanistan
66. Zimbabwe Bilimler Akademisi
67. Gelişmekte olan Dünya Bilimler Akademisi (TWAS)
68. Uluslararası Bilim Konseyi (ICSU) Yönetim Kurulu (IAP’de gözlemci kuruluş).
Biz de merakımıza yenik düşerek, Evrim Ağacı olarak, Akademilerarası Panel'in (IAP) Genel Sekreteri Sn. Joanna Lacey ile e-posta üzerinden yazıştık ve kendisine bünyelerinde kaç akademi olduğunu ve imza atanların, Dünya'da bulunan, resmi olarak akademisyen olan kişilerin toplam yaklaşık sayılarına oranını sorduk.
Kendisi, 2011 yılı itibariyle IAP'ye bağlı toplamda 104 akademi bulunduğunu, bunlardan 25 tanesinin gözlemci, uluslararası ya da lokal kuruluş olduğunu, dolayısıyla bildirgeye bir ülke adına imza atabilecek akademilerin sayısının 79 olduğunu, bunların yukarıda sayılan 68'inin bildirgeye imza attığını bize bildirdi. Geri kalan ülkelerin büyük bir kısmının dini rejimle yönetildiklerini, bu yüzden böyle bir bildirgeye imza atmalarının hayatlarını tehlikeye atacağını belirttiklerini aktardı. Aslında bu bilim akademilerinin de Evrim'i kabul ediyor olmalarına rağmen, onları da sanki reddediyormuş gibi saydığımızda, yukarıda imzası olan bilim insanlarının, Dünya'daki bilim insanlarının sayısının, en azından akademilerce temsil edilen büyük çoğunluğunun, çok kötü bir tahminle bile %85'ten fazlası olacağını bize bildirdi; ancak net bir sayı vermekten de güvenli tarafta olmak açısından kaçındı.
Endişesi anlaşılırdır, zira elbette bilim akademileri bir ülkedeki bilim insanlarının tamamını kapsamaz; ancak genel olarak akademi içerisinde her kesmi temsil eden temsilciler bulunmaktadır ve bir akademinin görüşü, o ülkenin bilim insanlarının genel görüşünü büyük oranda yansıtmaktadır; çünkü Türkiye gibi geriye giden üçüncü Dünya ülkeleri haricinde, gelişmemiş ülkelerde bile bilim akademileri üyeleri, ülkenin bilim insanlarınca, demokratik bir şekilde seçilmektedir. Ülkemizin bilimini kurutmak isteyen köktendinci ve bilim düşmanı yöneticiler ise Türkiye Bilimler Akademisi'ni kökünden bitirmeyi hedeflemektedir. Bunları, konumuz olmadığı için buraya taşımıyoruz.
Kendisine buradan da bize verdiği ayrıntılı bilgiler için teşekkür ediyoruz. Görülebileceği gibi, eğer imza atmaya çekinen bilim insanları da dahil edilirse, Dünya çapında akademilerce temsil edilen bilim insanlarının %95'inden fazlası, eğer dahil edilmezlerse de %85'inden fazlası Evrim'i bir doğa yasası ve bilimsel gerçek olarak kabul etmektedirler.
kimseyi inandıramayınca duygusala bağlayan, ağlaşan bir tayfası olan uyduruk teori. bu zamana kadar paleontoloji diye ortaya attıkları photoshop şaheseri fotoğraflar mı delil? paleontoloji ne zamandır photoshop 'la yazılır oldu? o kadar yalan, mavra ve martvaldan sonra kimsenin bu palavracı bilim taifesine inanmasını bekleyemezsiniz!