sanırım adnan oktar'ın evrime karşı çıkayım diye kitabına aldığı, sonradan olta üretici bir firmanın sitesinden çaldığı ortaya çıkan şu resminden bahsediyordunuz.
Bu teorinin inandırıcı olabilmesi için dünya üzerinde ara türler olmalı. daha da açmak gerekirse: insan gibi konuşup insan gibi hareket edebilen ama tam anlamıyla insan olmamış, evrimini tamamlamamış bir maymundan bahsediyorum. varsa böyle bir örnek o zaman evrime kim inanmaz.
photoshop paleontolojinin en büyük dayanağı olmuşken adnan oktar denilen o acayip adam da bu evrimci tayfasının en ciddiye aldığı adamdır. sabah akşam birbirleriyle uğraşır dururlar. n'apsınlar ki? paleontoloji ayağına ortaya atılan başarılı photoshop eserlerini de önce ortaya atıp sonra iftira atıyorlar deyip inkar ederler. bu zamana kadar defalarca madara olmalarına rağmen pir u pakiyetlerinden gururla bahseder ve tek rakip olarak adnan oktarı görürler. zira ancak birbirlerinin seviyesinde gezinebilirler. e davul da dengi dengine vururmuş!
ateist zümrenin taptığı yalandır. imanı kuvvetli olan ve bilime ateist gölgesinden bakmayan her insan bunun büyük bir yalan olduğunu anlar.
not: şimdi bazıları gelip '' bak sen okumadan etmeden cahil cahil konuşuyorsun'' diyecek. desinler onlar bildiklerini okusunlar saçma ve ispatı olmayan dayanaksız işlere meyil etmek ancak inançsız insanlarda olur.
evrim yoktur diyenlere şaşıyorum gerçekten. çevrenize bir bakın, maymundan insana gidene giden o kadar çok örnek vardır ki dediklerimi anlayacaksınız. *
(bkz: evrimin tersten işlemesi)
"yaşayan sıradan bir varlık olmayı kendine yediremeyip, varoluşuna ilahi anlamlar yükleyen kimselerin anlayamayacağı teori" derdim ama şimdi gerilim olur, o yüzden "deden maymundu yani, öyle mi diyon amuna goyuım!" diyerek evrim teorisini çökertiyorum. maksat gerilim olmasın, hadi dağılın beyler konu kapandı tamam.
evrim varsa kanıtla diyenlere, onlarca örnekle kanıtlanan, yoksa sen kanıtla dendiğinde, maymundan insanmı olurmuş, dinazor nasıl uçarmış gibi son derece bilimsel! açıklamalarla çürütülen teoridir.
çok mantıksız bir teoridir. güçlü olanın güçsüzü yok ettiği, kendi yaşam alanını meşrulaştırmamak adına, gerektiğinde bütün herşeyi yok etmeyi kural koyan teoridir. teori bile değil, saçmalıktır. hitler tamamen, bu teori üzerinden hareket etmiştir. sonuçları, 70 milyon candır. isterseniz hitlerin sözlerine bir bakalım;
-Ben Dünya'ya insanları güçlü yapmak için gelmedim, onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim.
-Zayıfa acımak doğaya ihanettir.
-Savaşta her zaman kaybeden taraf suçludur haklı olsa bile.
-Eğer savaş kaybedilmişse halkı da kaybetmenin hiç bir önemi yoktur.
-Eğer bir millet özgür olacaksa; gurura, irade gücüne, meydan okumaya, nefrete, nefrete ve yine nefrete ihtiyaç duyar.
ve bu adam, bütün dünyanın da bildiği gibi evrim teorisine yürekten inanan birisiydi. kendisi evrim yasalarını asla çiğnemediğini belirtmiştir. bunuda ölümünden bir kaç gün önce söylemiştir. (bkz: der untergang)
evrim teorisinin tanrının varlığıyla bir alakası olmadığını düşünen acizler vardır. musevilik, isevilik ve islamiyete göre ilk insan hz. ademdir ve o topraktan var edilmiştir. diğer semavi olmayan dinlerde, ne hz. ademe inanılır, ne de insanın maymundan geldiği savunulur. bazı dinlerde ilk insanın bir kurdun, bir ayının ya da yangının içinden doğruğduğuna inanılır. o zaman maymun ne alakadır? oysa insanın maymundan geldiğini iddia edenler dinsizlerden başka bir şey değildir. öyleki satanizmi bile doğurduğunu iddia edenler vardır bu teorinin.
burada herkes kendince bir yorum getirmiş. evrim teorisini imzalayan dünyaca ünlü, onlarca bilimsel akademiyi örnek göstermeme rağmen yine de "buna inanan maymundur"dan öteye gitmeyen entryler yazılmış.
siz evrimin yanlış olduğunu, çürütüldüğünü gösteren bir tane (bakın yalnızca ama yalnızca bir tane) bilimsel dergilerde (science, nature gibi) yazılmış makale getirin, ben de siktir olup gideyim.
yok eğer getiremeyecekseniz, susun da adam sansınlar. çünkü harbiden bi bok bilmediğiniz açık şekilde belli oluyor.
"ne daha güçlü olan, ne daha zeki olan ne de daha hızlı koşan hayatta kalır, hayatta kalmayı sadece değişen şartlara ayak uydurabilenler başarır."
Darwin.
Çok bilinen bir yanlış da sadece güçlülerin hayatta kalabileceği ve zayıfların elemine olacağı inancı ki evrim teorisinin böyle bir iddiası yoktur. Hitler eğer böyle düşünmüş ise evrim teorisini kıçından anlamıştır. Eğer doğru anlayabilmiş olsa idi zaten sn.petersburga kışın başında saldırmaz, ikmal hatlarını doğru düzgün kurar, işgal ettiği ülkelerdeki sivil halklara farklı davranırdı. ukraynalı köylüleri ellerinde ki buğdayı almak için öldürmek yerine yaşamalarına izin verse idi bir sene sonra ordusu aç kalmazdı.
kısaca, soğuga ve açlığa daha alışkın olan halk kazanmış ve zamanın en güçlü ordusu yiyecek ve petrolü bittiğin de çok afedersiniz ama s.ki tutmuştur.
21. yüzyılda hala ne kadar dangalak bir ülkede yaşadığımızı göstermeye yardım eden teoridir. bütün dünya işini gücünü bıraktı zaten insanları dinden çıkarmaya çalışıyo dimi amuğa goyim maymunlar bizi.
sürekli çürütüldüğü iddia edilen; fakat sürekli dirilen, canlıların oluşmasını değil çeşitlenmesini açıklama amacı taşıyan teori. tez ve hipotez aşamalarını geçerek teori olabilmiştir. bu yüzden çürütülmesi veya kanıtlanması ortalama biyoloji bilgisine sahip insanlarca becerilemez. kahvehane ortamlarında çökertilmeye çalışılan bu teorinin doğruluğunun biyologlarca tartışılması daha mantıklıdır.
--spoiler--
hala bir teori olması rahatsız edicidir.
--spoiler--
Kanunlar, matematiksel formüller ile tanımlanan ve "günümüz evreni koşullarında" her zaman geçerli olan kurallardır. Bir diğer deyişle, her birine ait matematiksel formülasyonlar (F=ma ya da E=mc2 gibi) bulunmaktadır ve "bu evren dahilinde", her zaman her yerde geçerlidirler. Günümüzde, Kuantum Kuramı'nın gelişmesiyle birlikte, "kanun" kelimesi literatürden kalkmaya başlamıştır. Çünkü "kanun", tanımı gereği her koşulda geçerli olan bilgi demektir. Ancak Kuantum Kuramı göstermiştir ki, bir şeyin her koşulda aynı şekilde geçerli olması mümkün değildir; en azından "bu" Evren'de her şey görecelidir. Bu da, hiçbir şeyin "genel geçer doğru" olamayacağını bize gösterir. Bu sebeple, bu yazıdan çıkarmanız gereken ilk ders şudur: Bilimde, kanun diye bir kavram yoktur! Varsa bile, bu ağız alışkanlığından ve Newtonyen Fizik kapsamındaki Dünya algısından kaynaklanmaktadır. Günümüzde, kanunun yerini çok daha uygun bir kavram almıştır:
Bilimsel gerçekler, temel olarak "doğadaki olgulara" (fenomenlere) denir. Yani doğayı gözlediğinizde, sabit olarak gerçekleşen ve pek çok durumda geçerli olan bilgidir. Örneğin Dünya üzerinde bir topu havada nerede bırakırsanız bırakın, top yere doğru "düşer". Bu, bilimsel gerçektir. Ancak bir kanun değildir. Çünkü uzay boşluğunda geçerli değildir. Başka bir gezegende geçerli olmayabilir. Sınırları tanımlanmak zorundadır. "Top, Dünya üzerinde, normal koşullarda, havada serbest düşmeye bırakıldığında her zaman yere düşer." şeklinde net bir tanımlama yapmak şarttır. Bir diğer örnek, ışık hızıdır. Işık, Evren'in en azından bildiğimiz her yerinde saniyede 300.000 km. hızla hareket eder. Ancak Evren'in sınırlarında veya Evren'in "dışı" diye bir yer varsa, orada ne olur bilemeyiz. Bu da, "kanun" tanımımızı sarsar ve ışık hızının bilinen Evren'de saniyede 300.000 km. olması bilgisini bir "bilimsel gerçek" yapar.
Teori, günlük hayattaki kullanımıyla asılsız iddia veya hakkında emin olunmayan düşünce demektir. Ancak bilim dilinde kavramlar günlük hayattakinden farklı kullanılabilirler.
Bilimsel anlamıyla bir Teori (Kuram), var olan ve bilinen bilimsel gerçekler kullanılarak, çeşitli durumlar için yapılan kapsamlı açıklamalar demektir. Kısaca bir teori, farklı bilimsel gerçekleri birbirine bağlayarak bir olaya getirilen gerçek ve bilimsel açıklama demektir.
Bu yazıdan çıkarılması gereken ikinci ders şudur: Ortada, "kanun" gibi bir olgu olmadığı için, teoriler ile kanunlar arasında bir hiyerarşi YOKTUR! Teoriler "daha da ispatlanınca" (Milli Eğitim Bakanlığı'na sevgilerimizle (!)) kanun olmazlar, olmamışlardır, olmayacaklardır. "Daha da ispatlanmak" ne demektir? Böyle bir saçmalıktan bahsedilemez. Doğada bazı "gerçek"ler vardır ve bu gerçekler incelenerek matematiksel formüller geliştirilir. Daha sonra, bu farklı fenomenlere getirilen açıklamalar birleştirilerek teoriler ortaya atılır.
Newton, etrafındaki her şeyin yere doğru çekilmesinin nedenini merak etmiş ve araştırmalar yapmıştır. Sonunda fark etmiştir ki, cisimlerin saniye başına düşen hızlanma miktarı (ivme) ile üzerlerine etkiyen kuvvet arasında bir bağlantı vardır. Bunu -ilk etapta bu şekilde olmasa da sonradan- ünlü "F = m x a" (kuvvet eşittir kütle çarpı ivme) formülüyle izah etmiştir. Kütleler, Dünya üzerinde ortalama saniyede 9.81 m/s'lik bir ivmeyle Dünya'ya çekilmektedirler. Buna az sonra geleceğiz. Yani Newton, bir bilimsel gerçeği gözlemiş ve matematiksel bir formülasyon ile ona açıklama getirmiştir. Bu bir teori değildir. Bu, Dünya üzerinde meydana gelen bir gerçektir. Bir bilimsel gerçektir.
Gerek Newton, gerekse bazı diğer bilim insanları konuyla ilgili araştırmalarını sürdürmüştür ve bu bilimsel gerçeği geliştirerek ve bazı diğer gerçeklerle birleştirerek teoriler üretmeye başlamışlardır. Newton, sadece kütle, ivme ve kuvvet arasındaki bağıntıyı bulmakla kalmamış, kütlelerin aslında "yere" değil, Dünya'nın "merkez"ine doğru çekildiğini ve aslında her kütlenin de Dünya'yı kendine doğru, Dünya'nın kütleyi çektiğiyle eşit ama zıt yönlü bir kuvvetle çektiğini bulmuştur. Yani Newton, bir diğer bilimsel gerçek olan "kütleçekimini" bulmuştur. Buna, kendince bir açıklama getirmiştir. Newton'a göre, az önce de dediğimiz gibi tüm kütleler birbirini eşit ve zıt yönlü kuvvetlerle, kütleleriyle doğru, aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çekerler. işte bilimde buna Newton'un Kütleçekim Teorisi'dir. Bu genel bir teoridir; Dünya için uygulanan versiyonuna ise Newton'ın Yerçekimi Teorisi denir.
Gördüğümüz gibi etrafımızdaki en sıradan olgu bile bir "teori"dir. Unutmayın, teorilerin hiçbir "güçsüz" ya da "açıklanmamış" ya da "ispatsız" tarafı yoktur. Olsa bile, o kadar çok bilimsel gerçekle ve bulguyla desteklenir ki, bu bilinmezler "henüz açıklanamamış ancak açıklanabilecek olan" kategorisinde yer alırlar ve bilimsel merakı okşamaya devam ederler. Peki neden özellikle "Newton'un" Yerçekimi Teorisi olarak isimlendiriyoruz? Çünkü Newton'unki, bir bilimsel gerçeğe yönelik tek bir bakış açısıdır ve Newton gibi, başka bilim insanları, aynı olguya (bilimsel gerçeğe) farklı bakış açıları getirmişlerdir.
Newton'dan yüz yıllar sonra Einstein, Görecelik Kuramı'nı ortayai atmıştır. Bu sayede, Fizik ve dolayısıyla hayata bakış açımız baştan yaratılmaya başlamıştır. Newton, sadece algıladığı hareketleri kullanarak formülasyonlarını yapmıştır. Günlük yaşantımızda en hızlı hareket eden jetler bile saniyede 500 metre (yarım kilometre) ve benzeri hızlarla uçabilmektedir. Işık ise saniyede 300.000 kilometre (en hızlı jetten 600.000 kat hızlı) gitmektedir. Bu hızlarda, Newton Fiziği tamamen kullanılamaz hale gelmektedir. Görecelik Kuramı pek çok alanı etkilemiş ve bilimsel bir gerçek olan Kütleçekimi'ne tamamen yeni ve daha isabetli bir bakış açısı kazandırmıştır. Newton'un Yerçekimi Teorisi çöpe mi gitmiştir? Asla!
Daha sonraları bazı başka bilim insanları Einstein'ın yolunu açtığı Kuantum Mekaniği Kuramı'nı ortaya atmışlar ve hayata bakışımızı tam anlamıyla değiştirmişlerdir. Newton, açıklamalarını sadece görebildiği dünya için yapmıştır. Bu, başarılı bir açıklama olmakla birlikte, en başarılısı değildir. Einsten ve diğer bilim insanları, nano ve makro dünyayı da hesaba katmıştır. Çünkü artık biliyoruz ki işler, Newton'un kendisini sınırladığı mezo dünyada (bizim, günlük yaşantımızda kullandığımız boyutlar) nano dünyada (atom altı dünyası) ve makro dünyada (evrensel ve astronomik boyutlar) geçerli olmamaktadır. Daha anlaşılır bir tabir kullanalım: Günlük yaşantımızda biz genellikle milimetreden kilometreye kadar olan uzunluk birimlerini kullanırız. Evrimimiz, bu boyutlarda gerçekleşmiştir ve algılarımız da buna göre evrimleşmiştir. Ancak bizim algılayamadığımız bir nanodünya (nanometre, metre'nin trilyonda biri ve daha küçükleri) ve kolay kolay göremediğimiz bir makrodünya (metrenin trilyon katı ve daha büyükleri) vardır. Buralarda işler tamamen tersine dönebilmektedir. Kuantum Kuramı ile Kütleçekim isimli bilimsel gerçeğe bir diğer bakış açısı getirilmiş ve kendisinden önceki iki açıklamadan çok daha isabetli sonuçlara ulaşılmıştır.
Ders beş: Bir bilimsel gerçek, birden fazla teori ile açıklanabilir. Bu teorilerin hepsi eşit derecede gerçektir. Ancak her biri, farklı bir bakış açısı getirir ve farklı koşullarda kullanılabilirdir.
Şimdi, bizim konumuz olan Evrim Teorisi'ne (Kuramı'na) dönelim. Tıpkı Kütleçekim gibi Evrim, bilimsel bir gerçektir. Charles Robert Darwin'in 1856'da bu bilimsel gerçeği, bazı başka bilimsel gerçeklerle (Doğal Seçilim, Yapay Seçilim, Cinsel Seçilim vb.) birleştirerek yaptığı açıklamaya Darwin'in Evrim Kuramı denir! Yani Darwin, konuya sadece tek bir bakış açısı getirmiştir. Adının bu kadar anılmasının sebebi ise, Newton gibi daha önceden açıklanamamış bir bilimsel gerçeği ortaya çıkarıp son derece isabetli bir biçimde izah etmesidir.
Ancak Darwin, tek değildir. Darwin'in Evrim Kuramı, tek Evrim kuramı değildir! Daha sonradan yüzlerce bilim insanı konuyu incelemiş, bazı başka bilimsel gerçekler Kuram'a katılmış, farklı kuramlar ortaya atılmış (Gould'un Sıçramalı Evrim Kuramı gibi) ve Kuram zenginleştirilmiştir.
Ders altı: Evrim Kuramı, bilimsel gerçeklerin toplamından meydana gelir ve sadece Darwin'in Evrim Kuramı bulunmaz. Evrim olgusu başlı başına bir bilimsel gerçektir. Darwin'in açıklaması ise, bu olguya bakış açılarından sadece biridir.
Evrim Mekanizmalarının her biri bilimsel gerçektir. Bunların toplamı sonucunda ise Evrim meydana gelir. Buna getirilen açıklamalardan biri ise Darwin'in Evrim Kuramı'dır. Kısaca biz ona Evrim Kuramı diyoruz, çünkü Newton'un durumunda olduğu gibi çok köklü değişimler meydana gelmemiştir. Elbette ki sayısız ekleme ve çıkarma yapılmıştır.
Ders yedi: Bilimsel bilgiler arasında illa bir hiyerarşi yapılacaksa, bunların en üst noktasında teoriler (kuramlar) yer alır! Ancak böyle bir hiyerarşi anlamsız derecede gereksizdir ve bilim-dışı kaynaklarca dayatılmak istenmektedir.
doğru olsa bile niye sorusuna değil nasıl sorusuna cevap veren teoridir.tanrının yokluğunu ispat etmek imkansızdır çünkü insanoğlunun tanrıya ihtiyacı vardır.tanrının yokluğunu felsefe bile ispat edemez.bu durumda tanrının yokluğu ispat edilemediğine göre tanrının var olma ihtimali bilimsel olarak hala mevcuttur.
--spoiler--
doğru olsa bile niye sorusuna değil nasıl sorusuna cevap veren teoridir.
--spoiler--
bilim niye sorusuna da elinden geldiğince cevap verir. niye su 100 derecede kaynar, niye staf. aureus bakterinin virülansı kuvvetli gibi... ayrıca insanoğlunun tanrıya ihtiyacı bile ancak evrimsel bakış açısıyla anlam kazanmaktadır.
bi sure sonra tastismaya giren insanlarin cirkinlesmesi uzerine, cogu ortamda artik tartismasini yapmadigim konu.
herkes neye inanacagina kara vermekte ozgur illaki ama yasadigim son olayin evrim "ideoloji"sini aciklayacak nitelikte oldugunu dusunerek paylasmak isterim.
okulda bilim tarihine giris dersi catisi altinda kocaman amfide evrim teorisini ballandirarak anlatan hatta evrime inanmayanlara "cahil" sifatini uygun goren saygideger prof. bize izletmekte oldugu slaytta bir takim grafikler resimler falan gosterirken agzindan "nicin hala mutasyona ugramiyoruz?" sorusuna hazirladigi cevabi bize iletiyor olmali ki "oyle her canli duzgun bir bicimde mutasyona ugramaz. once bir cok hatali mutasyon olur saf ture ulasmak icin" dedi lakin bize gosterdigi slayt boyunca o milyonlarca canlinin (hatta anlattigindan anlasildigi uzere saf turden kat be kat daha fazla sayidaki mutantin) tek bir fosilini, kalintisini goremedik. ve zaten yaklasimdan da anlasilacagi gibi kendisi ile ayni dusuncede olmayan insana "cahil" damgasini vuran, ideolojisini bilimle ortusturemeyen de oydu.
yorum yine herkese has olsa da 10 ^ -13 gibi bir "imkan*" a inanan bilim adami nasil ki bu kadar yobaz olabilir. evet yobazin asil anlami budur bence. ideoloji savunurken bilim yapamadigi gibi bazi kimselere "cahil" damgasi yapistirmaya calismaktir.
--spoiler--
bize gosterdigi slayt boyunca o milyonlarca canlinin (hatta anlattigindan anlasildigi uzere saf turden kat be kat daha fazla sayidaki mutantin) tek bir fosilini, kalintisini goremedik.
--spoiler--
dümeninize çomak sokan her düşünceyi (bilimsel, siyasi) ideolojik çürümüşlük diye yutturmaya çalışan mallar, alın size bulunan yüzbinlerce fosil kayıtlarının içinden yalnızca insan evrimi ile ilgili olanlar. de hadi siktirin gidin.
not: ayrıca evet, evrim(in gerçekliğin)e inanmayan adam cahildir. hele hiç fosil bulunamadı diyen adam zırcahildir.
evrim teorisi'ni kanunlaştırmaya çalışanlara şefkat ile yaklaşın. dışlamayın... tıpkı küçük bir çocuğun kendisini ''leyleklerin getirmesi'' ne inandığı gibi onlarda kromozom sayısından dolayı ''maymundan geldiklerine'' inanıyorlar. elbet bir gün 'anne-baba' arasında ki ilişkiyi anlayacaklar.
çüküyle düşünenlere anlata anlata dilimizde tüy bitti amk, ne kalın kafalı adamlarsınız...
1- insan maymundan gelmemiştir, zaten bir maymun türüdür.
2- evrimsel açıdan benzerlikte aranılan kıstaslardan birisi kromozom sayısı değil, kromozom dizilimindeki bazların yüzde 98'den fazla benzerlik göstermesidir. daha ayrıntılı olarak; (#13218708)