evrim teorisi

entry3509 galeri178 ses2
    851.
  1. Canlıların tek bir organizmadan çoğaldığını dile getiren teoridir.ingiliz doğa tarihçisi Charles Darwin tarafından ortaya atılmıştır.
    0 ...
  2. 852.
  3. çürütülse dahi alternatifi yaratılış olmayandır.
    1 ...
  4. 853.
  5. 854.
  6. gittikçe gericileşen türkiye'de saldırılan teori. bunu inkar edenler yer çekimini de inkar edip bina tepesinden atlasalar memleket kurtulurdu. gelgelelim ahiret mahiret hikaye bu güruha, dünyada bu kadar taze et varken mıncıklanacak... (bkz: hüseyin üzmez)
    2 ...
  7. 855.
  8. 856.
  9. birtakım insanların darwin'in bulduğunu ve darwin'den beri hiçbir hakkında hiçbir gelişme olmadığını düşündükleri? teoridir. hatta bu birtakım insanlar demokritos'tan beri atomla ilgili gelişmelerde bir arpa boyu yol gidilmediğini düşünürler, ya da düşünmezler lan! doğru düşünmezler, çünkü ne harun yahya'nın kitaplarında da ne de kutsal kitaplarında "atom"u kabul etmelerine engel teşkil edecek, imanlarına zeval verecek bir şey yazmamaktadır. gelin anlaşalım, "Kur'anda yazıyor bu deyin, olsun bitsin", nerede yazıyor diye de sormayacağım, ama lütfen maymun etmeyin kendinizi. Ayrıca, "ben çürüttüm oldu" tadında cümleler kurunca, teoriyi çürütmüş olmuyorsunuz, yok böyle bir şey yani.
    2 ...
  10. 857.
  11. Evrimci görüşün sözde dayanaklarından biri de, mutasyon, yani, canlıların genetik şifrelerinde kendiliğinden, tesadüflerle veya çevre şartları neticesinde meydana geldiği iddia edilen değişikliklerin, türden türe geçişte bir diğer faktör olduğu faraziyesidir.

    Hücrenin bilgi ve komuta merkezi derecesinde olan çekirdeğindeki kromozomlar, kendilerinde genleri barındırır.

    Her canlı türünün o türe ait hususiyetleri, kromozomlarındaki bu genlerde (DNA) kaydedilmiştir.

    Tamamen bir emir ve kumanda mekanizması olan DNA, âdeta gene­tik bir bilgi deposu ve kendi kendini dahi kopya edebile­cek tarzda yaratılmış mükemmel bir irade aynasıdır.

    Bir bilgisayar, düğmesine basılınca, nasıl daha önce programlanıp hafızasına yerleştirilen şeyleri getirip önümüze sergiliyorsa, bu mekanizma da, mâhiyetine derc edilen programı eksiksiz, kusursuz uygular; hatta bu programı durmadan şifreler.

    Bu şifreleme sayesinde, emir verme kuşağında, ait bulunduğu türün bekçiliğini yapar.

    Yani, dışarıdan hiçbir tesir bu şifreyi ve onun meydana getirdiği sur ve çeperleri aşarak, ne mutasyonlarla ne de başka şeylerle o türe çizgi değiştirmeye muvaffak olabilir.

    olgusal bir gerçeklik olarak, çeşitli radyasyonların, kimyevî maddelerin ve daha başka çevre şartlarının tesiriyle canlıların genetik şifre ve programında bir kısım değişikliklerin meydana geldiği bilinmektedir.

    Fakat, genetik şifrede herhangi bir sebeple ortaya çıkan ve adına mutasyon denilen bu değişikliklerin, yeni bir türün meydana gelmesine veya türden türe geçişe yol açmadığı da ortadadır.

    Buna rağmen bilhassa Neo-Darwinciler, bu değişikliklerin art arda gelerek teraküm edeceği (birikme) ve neticede bir dönüşüme yol açacağı iddiasındadırlar.

    Halbuki, bir defa, bir fertte böyle bir değişikliğin, yani başka türe dönüşümün olması için, o ferdin ömrü buna yeter mi?

    Yetmeyeceği açık olmakla birlikte, haydi yeter diyelim, bu takdirde, meydana gelen değişiklikler faydalı, işe yarar ve ona daha yüksek vasıflar kazandırabilecek ölçüde mi?

    Bunun mümkün olmadığı, yani bir fertte sonradan meydana gelen değişikliklerin organ bozukluğu cinsinden, nesli bozucu, zararlı değişiklikler olduğu genetik ilmince teyid edilmiş ve şu ana kadar aksine bir hadiseye de rastlanmamıştır.

    Günümüzde kanser üzerinde yapılan çalışmalar bu hususa bilhassa önem vermekte ve çevreden gelen şua, hava kirliliği gibi tesirlerin hücreyi bozup, kansere sebep olduğu tahmin edilmektedir.

    ikinci olarak, değil belli büyüklükteki hayvanlarda ve insanda, mikroorganizmalarda dahi, ilmî çalışmaların uzanabildiği geçmişten bu yana bu türden değişikliklerin meydana geldiği tespit edilebilmiş değildir.

    ilim adamları, iddialarını ispat için Drosophila sineği üzerinde yıllarca denemeler yaptılar ve 400'den fazla sineğin biraz farklı yavrularını ürettiler.

    Atıf Şengün, bu çalışmalar ve neticeleri hakkında şu bilgiyi vermektedir: "Mahiyetlerinde bir değişikliğe rastlanmamış olmakla birlikte, kendi içlerinde mutasyonla az-çok değişikliğe uğrayan bu sinekler arasında yapılan aşılama veya tohumlamalarda yeni bir neslin elde edilemediği görülmüştür."

    Kısaca, 400'den fazla Drosophila sineği üzerinde yapılan denemeler göstermiştir ki, mutasyonla "önemsiz değişmeler olsa bile" mahiyet değişmesi mümkün değildir.

    Bu sineklerde, çeşitli iklim şartlarının insan üzerinde yaptığı rengin siyahlaşması, tansiyonun yükselmesi gibi önemsiz değişikliklere benzer türde bazı değişiklikler meydana gelmiş, fakat, tür değiştirmeleri ve birbirleriyle aşılansalar bile yeni nesil vermeleri mümkün olmamanın dışında, bozuk ve sakat Drosophila sinekleri ortaya çıkmıştır.

    Kaldı ki insana, belli ölçülerde eşya ve tabiata müdahale hak ve selâhiyeti de tanınmıştır.

    Onun yeryüzünde halife olması, yeryüzünü imar ve bunun için ilimleri icat ve geliştirme adına böyle bir müdahaleyi de gerektirir.

    Fakat bu müdahale, hiçbir zaman hayvanlarda bir türün diğerine dönüşmesi şeklinde bir tesir göstermez.

    Bitkilerde aşılama yoluyla, Allah'ın tabiatta koyduğu veya "tabiat"ı teşkil eden kanunları gereği, buna müsait ağaçlardan başka bir ağaç elde edilebilir; ama vurgulamak gerekirse, bu, her ağaç için söz konusu değildir.

    Hangi ağaç yaratılışı gereği böyle bir dönüşüme müsaitse, o ağaç, aşılama ile başka bir ağaca dönüşebilir.

    Fakat, hayvanlar âleminde bu ölçüde bir dönüşme söz konusu değildir.

    insan, aşılama yoluyla, yani soyu daha iyi bir sığırın tohumlarını, soyu daha düşük bir başka sığıra aşılamakla, sığır türünde ıslahta bulunabilir.

    Bunun dışında, Allah, meselâ at ile merkep arasında aşılamaya müsaade etmiş; yani bu hayvanları, buna müsait yaratmıştır.

    Hayvanlar âleminde istisna sayılacak böyle bir muamelede bile meydana gelen katır, döllenme kabiliyeti olmayan bir hayvandır.

    Yani, değişik cinsleri böyle birbirine çaprazlama aşılamada kısır bir hayvan dünyaya gelir ve ondan yeni bir türün meydana gelmesi düşünülemez.

    Bunun dışında, uzun zaman üst üste mutasyonlar neticesinde yeni bir canlının meydana geldiği görülmemiştir.

    Üzerinde çalışma yapılan bir kısım canlılarda bacak kısalığı, renk değişik­liği gibi farklılaşmalar görülmüş olsa da, her tür yine kendi olarak kalmış ve orijinini korumuştur; kurt kurt olarak kalmıştır, koyun da koyun olarak...

    Müdahaleler ne kurdu koyun, ne de ko­yunu kurt yapabilmiştir.

    Değil bu karmaşık yapılarda, en küçük canlı olan bakterilerde dahi kayda değer herhangi bir değişiklik müşahede edilmemiştir.

    Yirmi dakikada bir bölünerek çoğalan bakteriler, kendi içlerinde 60.000 nesil sonra mutasyon geçiriyor olmalarına rağmen, 500.000.000 sene evvelkilerle bugünküler arasında; keza, bulunan fosilleri üzerinde yapılan incelemelerden hareketle 1.000.000.000 sene evvel de var oldukları tespit edilen ve bugün de varlığını sürdüren canlılarla, onların 1.000.000.000 sene önceki ataları arasında herhangi bir fark görülmemektedir.

    Bir diğer mesele de, daha önce de üzerinde kısmen durulduğu üzere, paleontologlar, evrimi kabûl etmek için orta-ara fosillerin bulunması gerektiğine dikkat çekmektedirler.

    Ama bazı Darwinciler, ara fosile ihtiyaç olmadığı, bir canlının bir üst türe birden sıçrayıverdiği iddiasındadırlar.

    Meselâ, onlara göre, sürüngen yumurtasından hemen kuş çıkıvermiştir.

    Buna cevabı ise genetikçiler vermekte ve birden bire 1000 vasfı birden değiştirmek gibi bir şeyin herhangi bir canlıya isnat edilemeyeceğini belirtmektedirler.

    Dr. Lecomte de Nouy, "Bir atın 5 tırnağını atması 5.000.000 senede ancak olabilir." der.

    Mesele bu tekâmül seyri içinde değerlendirildiğinde, milyonlarca sene içinde tedricen meydana gelebilecek bir değişmenin birden olabileceğini iddia etmek, sadece bir saçmalıktan ibaret olmaktadır.

    Eğer, değişme yavaş yavaş devam etti ve sonra birden dönüşüm oluverdi denirse, bu defa da deriz ki, böyle bir dönüşüm için basamak basamak bir değişimin olması şarttır; yani meselâ, at tek tırnaklı hale gelinceye kadar, arada 4 tırnaklı, 3 tırnaklı, 2 tırnaklı atların yaşamış olması gereklidir.

    Tırnaktaki değişme, elbette tırnakla sınırlı kalmayacaktır. Çünkü vücudun tamamı, birbiriyle münasebet içinde faaliyet gösterir.

    Bir yaranın iyileşirken kapandığı bile çok rahat gözlenebilir.

    Dolayısıyla, böyle bir değişimin gözlenmemesi mümkün değildir.

    Kısaca, sürüngen yumurtasından kuş çıkmaz.

    Yüzlerce mutasyon kuvvetinde bir değişme, ancak canlının o an ölümüyle sonuçlanır.

    Mikroskobik varlıklarda çok süratli bölünme ve üreme olur.

    Meselâ, bir bakteri olan Escherichia coli, 20 dakikada bölünmeye başlar ve çok seri bölünür; yukarıda sözü edilen Drosophila sineği, bir senede 30 defa döl verir.

    Bu sineğin bir senesi, bizim 1.000.000 senemize tekabül eder.

    Beşer hayatında 1.000.000 senede meydana gelecek bir değişiklik, Drosophila'da bir sene içinde görülmesi gerekir.

    Eğer bu sinekte bir yılda bir tür değişikliği nevinden bir değişiklik olursa, bunun 1.000.000 yıl içinde insanda da olabileceğini kabul ederiz.

    Fakat, gerçekler bunun tam tersinedir.

    Bir kısım paleontologlar, ilk jeolojik devirler kabul edilen silür ve perm devirlerinde yaşamış bakterilerden ve mavi-yeşil alglerden bahsetmektedirler.

    Bazı kitaplarda, bu bakterilerin 300.000.000 sene, bazılarında ise 50.000.000 senedir var olduklarını okuyor ve bunların 50 veya 300.000.000 sene önce nasıl idilerse, bugün de aynı olduklarını görüyoruz.

    Bazıları, mavi-yeşil alglerin transformizmi (dönüşüm) reddeder yoğunlukta olduklarını ileri sürerek, bu söylediğimize itiraz edebilirler.

    Fakat, her nasıl olursa olsun, bakterilerden, çok sık ve süratli değişme istidadına sahip varlıklardan bahsediyoruz.

    Böyle iken, bunlar 50.000.000 veya 300.000.000 senedir hiç değişmeden geliyorlar.

    Dünyanın çeşitli yerlerinde kurulmuş bulunan tabiî parklarda ve ayrıca hayvanat bahçelerinde değişik hayat şartlarına maruz bırakılan hayvanlarda gözle görülür bir değişiklik meydana gelmemektedir.

    Çeşitli laboratuarlarda evrime yol açacak mutasyonlar meydana getirmek için çalışmalar yapılmakta, fakat bir netice elde edilememektedir.

    Görüldüğü veya başarıldığı iddia edilen bazı basit vakalar ise, şüphesiz üzerinde çalışılan türlerin fıtrî hususiyetlerinden, yani o değişime müsait olmalarından kaynaklanmaktadır.

    Kaldı ki evrim gibi, canlı varlığı ve hayatı izahta esas kabul edilmek istenen bir kanun, çok cüz'î (basit ve küçük) vakalarla sınırlı olamaz; onun bütün canlı varlığı kuşatıcı olması gerekir.

    Allah, kâinatta her umumî kanuna bir istisna koymuştur ki, insanlar, bütün bütün kanunlara takılıp, onların gerisindeki asıl Fâil'i, Yaratıcı'yı, Rabb'i unutmasınlar.

    Buna rağmen, evrimle alâkalı laboratuar çalışmalarında bu seviyede bir istisna teşkil edecek bir vakaya bile rastlandığı söylenemez.

    Bu konuda bir diğer iddia, allopoliploidi denilen, ayrı cinsten iki tür varlığın kromozom sayılarını iki katına yükseltip, sonra bunları birleştirerek, yani aşılamayla melez bir tür elde etme vakasıdır.

    Meselâ, lahana ile turpun kromozom sayılarını iki katına çıkarıp, sonra bunları aşıladığımızda, ortaya farklı bir turp türü çıkabilir.

    Fakat bu, yine bitkiler âleminde olmaktadır ve varlıklar tekemmül ettikçe, daha üst âlemlere gidildikçe, böyle bir şey imkânsız hale gelmektedir.

    Dolayısıyla buna, hayvanlar ve insanlık âleminde rastlanmaz.

    Kromozom sayılarını iki katına çıkarmak, normal şartlarda ayrı türler arasındaki aşılamalar neticesi ortaya çıkan varlığın "katır gibi" kısırlığı sebebiyledir.

    Böyle bir varlık, anne de baba da olabilme kabiliyetine sahip bulunmadığından, kromozom sayılarını iki katına çıkarıyoruz.

    Fakat, arz edildiği üzere bu, bitkiler âleminde olsa da, hayvanlar âleminde görülen bir vaka değildir.

    insanın kromozom sayısı 46'dır.

    insan, biyolojik hüviyetini bir bakıma bu 46 kromozoma borçludur; yani onun biyolojik karakterini tayin eden, 46 adet kromozomdur.

    Buna rağmen, bu sayı değiştiğinde, meselâ 45 veya 47, 48 olduğunda, yine de ortaya başka bir canlı türü değil, arızalı, sakat, anomali insan çıkmaktadır.

    Yani kromozom sayısındaki farklılık, köklü bir arıza sebebidir.

    Bu bakımdan, insandaki bu kromozom miktarı iki katına çıkarılacak olsa, meydana gelecek yavru, bir başka varlık türü olarak değil, yine insan olarak dünyaya gelecek, fakat dünyaya gelmeden önce veya geldikten sonra, yaşayamayıp ölecektir.

    Kromozom sayısının ölüme yol açmayacak ölçüde farklı olduğu durumlarda ise arızalar, sakatlıklar, hastalıklar ortaya çıkacaktır.

    Dolayısıyla, hayvanlar veya insanlık âleminde kromozomlarla oynamanın getireceği sadece felâkettir.

    Demek oluyor ki mutasyon, temelde, canlının sahip bulunduğu DNA sistemine yapılan bir müdahale olduğundan, canlıyı bozucu ve öldürücü tesirleriyle kendini göstermektedir.

    Dolayısıyla, ciddi bir değişikliğe sebebiyet verecek faydalı bir mutasyondan bahsetmek mümkün değildir.

    Bu konuyu tamamlamadan önce son bir hususa daha temas etmek gerekiyor.

    Bilhassa Türkiye'deki evrimcilerin, son zamanlarda delil gibi kullandıkları bir konu da, insan genomunun güya çözülmüş olduğu iddiası ve bunun evrime temel teşkil ettiği faraziyesidir.

    Oysa, gerçekçi ilim adamları, gen haritası projesinin tamamlandığını söylemenin oldukça zor olduğuna dikkat çekmekte, genomun belli bir yüzdesinin sıraya dizildiği iddia edilmesine mukabil, insandaki gen sayısı hakkında bile, 28.000 ile 140.000 arasında değişen farklı rakamlar vermektedirler.

    Genlerin bir kısmını sıraya dizmekle, gen haritasının sırrının çözülmüş olmayacağını belirten bu ilim adamları, bununla "hayat kitabı"nın okunmasının da mümkün olmadığına vurgu yaparken, şu ana kadar başarılanın sadece bazı genetik hastalıkların teşhisine yarayacağını, çünkü genin kodunu bilmek, o genin vücutta hangi proteini ürettiğini bilmek manâsına gelmediğini ve üretilen proteinin hangi proteinlerle mukabil tesir içine girdiği konusunun da net olmadığını ifade etmektedirler.

    Rahmeti Sonsuz, genetik bil­giyi çift koyduğu gibi, emniyet açısından çoğu aminoasitlerin kodunu da birden fazla yaratmıştır.

    Genetik, tıpkı bir lisan gibidir; doğru oku­narak tercüme edilip proteinler haline dönüştürülmedikçe, hiçbir işe yaramaz.

    Bu yüzden de, canlılık ve sağlığın devamında gerekli genetik bilginin olması kadar, o bilginin, canlının hayatı boyunca, doğru şekilde, uygun zaman ve miktarda proteinlere dönüştürülmesi gerek­mektedir.

    Acaba, her biri âdeta bir cilt ansiklopedi durumunda olan kromozomlardaki genetik bilginin bir kısmının kullanılmasına izin ve­ren ve diğerlerini engelleyen şey nedir?

    Araştırmalar neticesinde gö­rülmüştür ki, burada birtakım proteinler, belirli bilgileri açıp okuma, belirli bilgileri de yasaklama ve kilitleme fonksiyonunu eda etmektedirler.

    Diğer bir ifadeyle, genetik bilgi, bir seri protein molekülleriyle deşifre edilerek protein sentezinde kullanılmakta, sentezlenen proteinler de, genetik bilginin ne zaman ve ne şekilde okunacağını belirlemektedir.

    Acaba bunlar, kendilerini böylesine şuurlu ve varlıkların en bilgilisi olan insanın keşfetmeyi bile çok büyük başarısı olarak ilan ettiği faaliyetlere yönelten ilk emri kimden ve nereden alıyorlar?

    Kendileri­nin üretimi için gerekli bilgiyi aldığı genetik programı daha sonra na­sıl kontrol edebilir hale geliyorlar?

    Esrarengiz ayrı bir programla, emir ve kumandayı rejenerasyon hadiselerinde de görmek mümkündür.

    Hayvanların yaralanan, kopan veya harap olan uzuvlarının, âdiyât perdesi altında, fakat olabildiğince harikulâde bir yenilenme ve tamir süreci yaşaması oldukça hayret vericidir.

    Kopan veya harap olan herhangi bir uzvun yerindeki hücre­ler, önceden gayet normal, farklılaşmamış vücut hücreleriydi.

    Acaba, nasıl oluyor da, meselâ; bir kurbağada ayak koptuktan sonra aynı hücreler, sanki bir yerden gizli emirler alıyormuşçasına kıkırdak, kemik, kas ve epitel hücreleri şeklinde farklılaşarak yeni bir ayak meydana getiriyor?

    Yok­sa bu hücrelerde ayağın bir planı mı var?

    Bir planı mı var ki, hücreler organizmanın bir ayağa ihtiyacı olduğunu biliyor ve bu bilgilerini o plana göre uyguluyorlar?

    Neden daha önce başka bir ayak için aynı sistem harekete geç­miyor da, vücudun ona ihtiyacı olduğu zaman böyle bir faaliyet söz konusu olabiliyor?

    Hücrelerin böyle bir şeyi bilmesi mümkün olmadığına, vücutta ve tabiatta da onlara böyle bir bilgiyi ve onu kullanarak, gerekli faaliyete geçme mekanizmasını verecek bir merkez bulunmadığına göre, demek ki, vücudun bütün ihtiyaçlarını bilen ve bu ihtiyaçları gi­dermeye gücü yeten biri var.. biri var ki, yerinde, mevsiminde bu işle­ri görüyor.

    Evrimcilerin, ortaya attıkları teorileri adına ısrarla üzerinde dur­dukları soyağacı serencâmesi de bir hayli karışıktır..

    Bir kere moleküler biyolojideki yeni keşifler evrim için yeni yeni açmazlar ve altından kalkılmaz problemler meydana getirmiştir ki, bu haliyle onu tam köşe­ye sıkışmış kabul edebiliriz.

    Zira, farklı molekül grupları esas alınarak yapılan "soyağaç"larında çok farklı neticeler ortaya çıkmış ve kimin kimden, neyin neden türediği içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

    Buna rağmen evrimciler, "çeşitli hayvan gruplarından, temel kabul ederek alacağımız farklı bi­yolojik molekül ünitelerine göre çok farklı soyağaçları çizebiliriz" iddiasını seslendirmekte, fakat böyle yapmakla, aslında, önce evrimi sabit bir gerçekmiş gibi kabul edip, sonra da ellerindeki malzemeyi bu temel üzerine dizerek, hayalî evrim ağacı çizdiklerini itiraf etmiş olmaktadırlar.

    Ayrıca evrimcilerin, varlık ağacı­nın kökü başka, gövdesi başka, dal ve meyveleri de baş­ka olduğu iddiaları da doğru değildir.

    Tam tersine, yapılan araştırmalar, kök sanılan şeylerin gövde ile, gövdenin de dal ve yapraklarla bir arada yaşadığını gös­termektedir.

    Meselâ, Kambriyen devrine ait ve evrimcilerin birini diğerine ata saydıkları birçok canlı birden ortaya çıkmış ve bir arada yaşamışlardır.

    Keza, bir kısım basit yapılı canlılarla çok kompleks olanların aynı devirde içice yaşadıkları da sabit bir gerçektir ki, bu da 100.000 nesil sonraki torunun 100.000 nesil evvelki dede ile beraber yaşamasını; milyarlarca sene evvel yaşadığı iddia edilen basit yapılı canlılarla, milyarlarca sene sonra yaşadığı tahmin edilen kompleks canlıların aynı anda bulunabileceğini kabul etmek demektir.

    Bundan başka, devoniyen devrinin pullu-derili çenesizlerinden, köpek balıklarına kadar gü­nümüzde yaşayan bir sürü canlı bu devrede birden ortaya çıkmış ve çağların şâhikalarını aşarak gelip günümüze ulaşmışlardır ki, evrimci iddialarla bunlardan hiçbirinin durumunu izah etmeye imkân yoktur.

    Meselâ, bu dev­rin canlılarından olup ve evrimci düşünceye göre kurba­ğaların atası sayılan Crossopterygi grubu balıkların 70.000.000 sene evvel nesillerinin tükendiği iddia olunurken Gü­ney Afrika açıklarında sürüler halinde görülmeleri; karbonifer devrinde kurbağalarla sürüngenlerin bir arada ya­şamış olduklarının ortaya çıkarılması, evrimci nazariye açısından doğrusu anlaşılır gibi değildir ve sürüngenlerin kurbağalardan meydana geldiğini iddia eden düşünceye her birisi öldürücü birer darbe mahiyetindedir.

    http://tr.fgulen.com/content/view/11777/147/
    2 ...
  12. 858.
  13. sürekli istenen bir tane ara geçiş formuna ihtiyaç duyulan teoridir.

    ancak dünya bir değil binlerce ara geçiş formunu herkesin gözüne sokmuş, saygın bilimsel literatür dergilerinde bu kabul görmüştür.

    buyrun örnek olarak balina ve yunus evriminin ara geçiş formları;

    --spoiler--
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/33743/+
    --spoiler--

    bu da fil evriminin ara geçiş formları;

    --spoiler--
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/33745/+
    --spoiler--

    bu canlılar, iri yapıları, dolayısıyla fosillerinin bulunabilirlikleri nispeten kolay olması sebebiyle iyi tanımlanabilmişlerdir.

    aşağıdaki site de berkeley üniversitesi'nin evrim üzerine hazırlanmış sitesi-demek ki batılıların saygın ünversiteleri evrim teorisi'ni henüz "aşmamış".* balinanın evrimindeki dikkate alınan benzer organları gösterip temsili bir geçiş şeması koymuşlar.

    --spoiler--
    http://evolution.berkeley...1/VIIAPaceevolution.shtml
    --spoiler--

    indiana ünversitesinde ders olarak okutulan balina evriminde ayakların kaybolamasına ilişkin üniversite sitesi;

    --spoiler--
    http://www.indiana.edu/~e...web/lessons/whale.ev.html
    --spoiler--

    bir de hali hazırdaki bilimsel araştırmalara bakalım;

    --spoiler--
    http://www.sciencedirect....f5a931bd435c745484a2e8ac2
    --spoiler--

    son on yılda modern atın evrimine ait yapılmış araştırmalara ilişkin bir liste;

    --spoiler--
    http://www.sciencedirect....59786a59b0e4787218d886e23
    --spoiler--

    ayrıca, "allah istedi, öyle oldu" demek yerine saygın bilimsel literatürden-örneğin science dergisi-örnekler alan siteler bunlar. son ikisi de hakemli bilimsel dergilerin kayıtlı olduğu sciencedirect veritabanı.

    son olarak, evrimin yaratımla bir problemi olmadığını, varolan canlıların zaman içinde geçirdiği fiziksel, fizyolojik değişimleri incelediğini ekleyelim. isteyen ateizmle ilişkilendirir, isteyense, yaratıcının canlıları aşama aşama yarattığını kendisinin gönderdiği beyan edilen kitaplarda belirttiğine inanır.

    kısaca evrim, varoluşu değil, varolanların koşullara göre geçirdiği değişimleri incelediğinden varlık problemi ile bir ilişkisi yoktur.

    lütfen iki soytarı evrim yok, çünkü allah var diyor diye gözlerimizi kapatıp mantıksızlığa gömülmeyelim. yoksa zamanında dünya yuvarlak değildir, dünya dönmüyor, bu tanrıya küfretmektir diyen engizisyon papağanlarının düştüğü duruma düşeriz tarih önünde.*

    zorunlu edit: tümden gelim ya da tüme varım, mantıksal ispat için kullanılan yöntemlerdir. bilimselliğin koşulu ise yanlışlanabilirliktir; özetle bir sav, bilimsel olabilmek için yanlışlanabilir olmak durumundadır.

    einstein'ın izafiyet teorisi de teoridir, ancak ispatlanabilmesi çok zor bir savdır. yanlışlanabilirliği nedeniyle bilimsel bir teoridir ve bu teoriye dayanarak yine yüzbinlerce araştırma sonuçlandırılmaktadır.

    big bang teorisi de teoridir, birebir bir büyük patlama yapılamayacağı, dolayısıyla her koşulda, her zaman kontrollü deneyle desteklenemeyeceği için teori olarak kalmıştır. ancak bugün bilim çevrelerinin tamamı, big bang teorisini kanıtlarına bakarak kabul etmektedir. ve buna ilişkin araştırmalar da devam etmektedir.

    bu sebeple öncelikle bilimsel tavrın, düşünce tarzının ne olduğundan haberdar olalım, ondan sonra bilgi sahibi olalım ve ardından fikir sahibi olalım.
    3 ...
  14. 859.
  15. bilmekle değil inanmakla alakalı bir teoridir.
    bu teoriye inananlar, öncelikle bilgi'yi obje ve nesne arasındaki ilişkinin ürünü olarak tanımlarken, sonra, fosil ve insan beyni arasındaki ilişkiden bir evrim teorisi çıkarmayı haklı görebilirler.
    ama bunun bilimsel olduğunu ispatlamaları mümkün değildir.
    çünkü ispatın geçerliği için gerekli tümevarım, bu teori için asla kullanılabilir değildir.
    1 ...
  16. 860.
  17. bir dine tabi olan(hristiyan, müslüman, yahudi vb.) insanlar için, iki yüzyıl öncesinden acemice planlanmış; evrimciler için ise, gerçek bir bilimselliktir, kanundur..
    olayın içyüzüne bakılırsa, yani birinci görüş ile ikinci görüş irdelenirse, ikisinin de birbiriyle paralel olduğu ama yönlerinin tamamen zıt olduğu görülür.. evet yüzseksen derecelik bir fark vardır iki görüş arasında..
    dolayısıyla yazının kalan bölümünde, bu iki görüş ve asla kesişemedikleri "bilimsellik, ahlak, mantık, davranış, hayat tarzı" gibi olgularda birlikte değerlendirmeye çalışayım..

    bilim ve evrim:

    bilim: somut olanlarla ilgilenir.. birşeyin bilimsel olabilmesi için deneysell olarak ispatlanabilmesi gerekmektedir. diğer şekilde, düşünülen teoriler laboratuar ortamında veya doğal ortamında kanıtlanana kadar ütopyadır, bilinmezdir, tahmindir...

    evrim teorisi: kurucusu charles darwin'in "hücre, içi jöle dolu küre.." demesiyle başlamış bir yolculuktur. temelleri, bilim adına dipsiz bir kuyuyu andıran 18. yüzyılda atılmıştır.

    bilim: kanıt ister..

    evrim teorisi: şimdiye kadar 'değişik hayvanlardan toplanmış kemiklerle oluşturulan uçan ejderha iskeleti' ve 'nehir kıyısında bulunmuş bir maymun kafatasından hareketle ortaya atılan, -evrim ailesi- resmi...' evet bir maymunun kafatası kemiğinden hayali olarak üretilen bir evrim ailesi.. yani biraz düzmece ve hayali deliller.. *

    bilim: laboratuar ortamında anlaşılabilmeyi, araştırılabilmeyi ve az da olsa yaklaşılabilmeyi ister.

    evrim teorisi: şimdiye kadar binlerce girişim boşa gitmiştir.. müller bunlardan sadece biridir. laboratuar ortamında, akıllı şuurlu binlerce evrimci bilim adamı, tek bir hücre bile üretememiştir..

    bilim: bir proteinin parçalarından oluşabilme ihtimali 'on üzeri yüzseksende bir' ihtimal der..

    evrim teorisi: bu ihtimali tutturduğunu iddia eder. hatta amino asitten sonra hız kesmeden, hücre organellerini ve hücreyi, sonra bildiğimiz organları, çiftleşebilmek için iki ayrı canlı oluşturmayı... başarabildiğini haykırır.

    kıssadan hisse: evrimciler bilimsel, diğerleri geri kafalı.*
    vicdan ve evrim:

    vicdan: insanları tarafına çekebilmek için tamamen doğru olanları kullan..

    evrim teorisi: farklı kemikleri toplar uçan ejderha yapar.. dişlerini törpüleyerek müzelerde eski gibi gösterir. deneylerinde (müller), başlangıçta dünya şartlarında olmayan bileşikleri kullanır..

    vicdan: hiçbir zaman zayıfı ezme.. yere düşeni kaldır.

    evrim teorisi: hayatta sadece güçlü olanlar kalır. güçlü olan zayıfı ezer ve ezmelidir.(adolf hitler'in evrim teorisini benimsediği gerçeği ve sakat olanları imha ederek, zayıfı güçlüden ayırma çabası buna örnek olarak gösterilebilir.)

    vicdan: 'hücre jöle dolu bir küreciktir' ve 'göz beni tedirgin ediyor. eğer gözün kompleksliği kanıtlanabilirse, teorim tamamen çöker' vs. gibi sözler söyleyen bir insanın peşinden gidip kendini yakma..

    evrim teorisi: hücre, jöle dolu parçacık değildir ama.. amasını karıştırma. başlangıçtaki dünya şartları ile, dna, endoplazmik retikulum, koful, hücre zarı, protein vs.. pekala oluşabilir.. darwin'in böyle sözler söylemesi önemli değildir..

    kıssadan hisse: evrimciler, müferreh bir anne kucağı, diğerleri terörist, yakan yıkan...

    gurur ve evrim:

    gurur: bir yaratıcının varlığına ve bir dine inanmak zorunda değilsin. seni hiçbir şey sınırlamamalı. sınırları sen belirlemelisin..

    evrim teorisi: gurur benim kardeşim. birbirimiz için, tencere-kapak gibiyiz. ben, gururun ne demek istediğini gayet iyi anlayabiliyorum. o ateistliği ve sınırsız özgürlüğü istiyor. barındırdığım olgular, bu yolu açacak birer ferah nane aroması.. biz birbirimiz için varız..

    kıssadan hisse: evrimciler ilerici, modern ve özgür, diğerleri aşağılık ve yobaz.*
    8 ...
  18. 861.
  19. birincisi kanun değildir. matematik teoremi değildir ki kanunlaşsın. fizik "kanun"ları bile sürekli güncelleniyorken canlılıkla ilgili bu teorinin kanunluğundan söz etmek saçmadır. aksi ispat edilemediği için (zayıf ispat) yerinde durmaktadır. fakat bu onu kesinkes doğru yapmaz. ancak disiplinleri bir araya getirmesi ve farklı bir bakış sunması açısından kayda değerdir.

    tanrıyı gereksiz kıldığı görüşüne katılmıyorum. çünkü evrim teorisi yalnızca sürecin nasıl işlediğini açıklar. herşeyden önceyi yani yokluğu ve varlığa nasıl geçildiğini, maddenin nasıl oluştuğunu açıklayamaz. bu nedenle dinle çelişmemektedir. dine göre hz adem'in ilk insan olarak yaratılması ile evrime göre günümüzdeki primatlarla insanların aynı atadan gelmesi pekala birbiriyle çelişmeyecek şekilde bir araya getirilebilir. (bkz: evrim ve islam)

    öte yandan evrimle din bir araya getirilmek zorunda da değildir. çünkü evrim henüz doğruluğu tam olarak ispatlanmış bir kanun değil. evrim teorisi bilimsel bir teoridir. bilimsel zeminde düşünülür tartışılır. ateizmin propagandası için kullanılamaz.

    ...da kime söylüyoruz? birileri için çoktan oyuncak olmuş bile.
    0 ...
  20. 862.
  21. 863.
  22. öbür tarafta cayır cayır yanmayalım diye oluşan göt korkusu sebebiyle bok atılıp durulan bilimsel gerçektir.
    bugün ilaç sektöründen tutun genetiğe kadar her alanda kullanılan bir gerçekliğe bok atmanın yalanlamanın daha günah olduğu çoğu bünye tarafından anlaşılamaz.
    1 ...
  23. 864.
  24. dünya'da yaşamın oluşumu ile ilgili oluşturulan en sağlam ve bilimsel teroridir. neymiş, darwin hücre için "içi jöle dolu kürecik" demişmiş, bak sen! zaten evrim teorisi de charles darwin'den sonra hiç değişmedi, aynen o günkü gibi duruyor...

    kitap ehlinden bahsetmeden önce okumayı yazmayı tam bir kavrayalım da ona göre yorum kasalım canlar. bugüün her yönüyle yaşama dair en kapsamlı ve tutarlı teori olma özelliğini devam ettiren evrim teorisi siz isteseniz de istemeseniz de bilimin açıklığa kavuşturduğu en ciddi çalışmalardan biridir. bir de saçma salak yorum yapmadan önce şunu bir hatırlayın, charles darwin 1809 yılında doğup 1882 yılında ölmüş, teori tamamen 19. yüzyılda temellendirilen bir teori olagelmiştir. hani teorinin temelleri 18. yy da atılmış diyordunuz ya, ilkokulu bitirin ondan sonra tartışalım şeker...

    (bkz: haydi hayırlı traşlar)
    3 ...
  25. 865.
  26. dünyada yaşamın oluşumu ile ilgili oluşturulan en sağlam ve bilimsel teori olduğuna inanan bir yığın insan olduğunu göstermiş teoridir. hem de bu yüzyılda. bu teknolojide, hala en bilimsel teori diyen şekerler var..
    evrim teorisi mit i ortaya atıldığında, teorinin babası hücreye "içi jöle dolu kürecik" demiştir.. bu zaten kayıtlarda.
    ama o zamandan beri evrim teorisi pek gelişmiş, evrim eski evrim değilmiş.
    e güzelller o zaman şunu demek düşmüyor mu bizlere: darwin'in yaşadığı dönemde bilim gelişmemişti ve cahil insanlar ne denirse bir yerden sonra inanmak zorunda kalıyordu..
    şimdi öyle mi akıllı kardeşler.. şimdi öyle mi?

    bir 'göz' ün hangi alt parçacıklardan oluştuğu aşikar olmuş, bir kulaktaki çekiç-örs-üzengi gibi parçaların nasıl gerekli olduğu ve hikmeti gün gibi ortaya çıkmış, bir dna nın nasıl bir kütüphane olduğu evrimcilerin yüzüne yumruk gibi vurulmuş.... hala en bilimsel teoriymiş..

    öyle bir bilimsel bir teoriymiş ki, evrimci bilimadamları toplanıp bir hücre üretebilmişler.. sonra onu mutasyonlarla ele, ayağa evirebilmişler.. sonra birarada yaşama, sevme, nefret etme, kızma gibi içgüdüleri yüklemişler. düşünebilen bir canlı oluşturmuşlar... da bu teori en bilimsel teoriymiş.

    tarih dersi vermekle, ayar vermiş hisseden şekerler,
    düşünmeden yoluna girdiğiniz hocalarınız toplansın ve bana bir dna ve hücre yapsın, en kral evrimci olayım.. belki size yapmıştır ve aranızda kalsın istiyorsunuzdur, orasını bilemem.

    yok canım ama, aranızda kalacak olsa niye değişik kemikleri toplayıp, uçan ejderhalar yapsınlar ve medyayla dünyaya yaysınlar ki?..

    yok yok, ben en iyisi yine bir dna ve bir hücreye fitim.
    ateşli ateşli bilimsel diye çığırıyorsunuz ya.. işte bilim, işte siz, işte laboratuar..

    ve işte biz..

    (bkz: haydi hayırlı deneyler)
    1 ...
  27. 866.
  28. retinadan, çekiçten örsten üzengiden bahsedebilecek kadar google bilgisi edinen çoluk çocuğun aklı ölçüsünde eleştirmeye kalktığı teori. 18.yy ile 19.yy arasındaki farkı bile ayırdetmekten aciz matematik ve tarih fukarası bu metabolizmalar oktar babuna ve harun hocaefendi zihniyetinde kıssalar saçmalayarak akıllarınca teoriyi çürütmüş oluyorlarmış, asmasak da beslesek mi bu armutları?

    bu sevimli yavrucanlar herhalde aciz bilgi düzeyleri uyarınca evrim teorisini muşmuladan insan yaratma olarak gözlemleyebilmişler ki dna nın karmaşık yapısı, gözün muazzam çalışma şekli akıllarınca evrim teorisini çürütecek kanıtlarmış, cehalet bu derece büyük yani. hani şöyle ki insan canlılar evrim geçirince kağıttan uçak gibi basit birşey olmalıymış, ama yok yaratılmış ise acaip bir karmaşıklık, bir muazzamlık aman yarabbi! evrim teorisi makro ve mikro anlamda belli bir süreçten sonra yaşayan tüm canlıların bugün ulaştıkları durumu gösteren teori değilmiş zaten. acaba nereden okudu bu yavrular teoriyi, milli gazeteden mi? şimdi gelip "insan maymundan mı geliyor len" diyin de iyice bir gülelim halinize. çekiç, örs, üzengi ha?

    ha bir de şu var, madem evrim teorisi varmış o hocalar toplanıp hücre yapsınmış, bak sen! evrim teorisine göre hücreler, organlar, dokular üniversite hocaları tarafından labda yaratıldı öyle mi? ah pardon içi jöle doluydu değil mi? kim diyor bunu, harun yahya hocanız? yok yok pardon darwin öyle demiş, tabi...

    birarada yaşama, sevme, kızma gibi güdü(!)ler de insana yükleniyormuş, bir nevi kompüter canım! yavrucan öyle düşünüyor herhalde, yarabbim yaratıyor etten kemikten sonra kabloyu bağlayıp güdü yüklüyor insana. o davranış, duygu ve hareket tarzlarını vücutta hangi enzimler kontrol ediyor, hangi enzimin yetersizliği ya da fazlalığı ne gibi psikolojik rahatsızlıklara neden oluyor sayılır elbet ama gökten çaydanlıkla indiğini düşünen zerzevat için zaman ziyanlığı olur. açın bakın psikiyatri sitelerinden, onu da biz mi öğretelim...

    ama musa kızıldenizi yardı, muhammed ayı parmağıyla ikiye böldü falan. bunlar hep ispatlı olaylar, görgü tanıkları var. çamurdan yaratıldık, içimize ruh üflendi, püf diye! hem masal dinlemek daha zevkli... değil mi?

    hadi güzelim, oyuncaklarınızla oynayın biraz! *
    4 ...
  29. 867.
  30. evrim durumunu nasıl algıladıklarına baglıdır. iki saglıklı insan cinsel ilişkiye girer erkekten gelen sperm vajinaya girer sıvı zamanla gelişir gelişir gelişir ve bebek dünyaya gelir. buda bi evrimdir.
    0 ...
  31. 868.
  32. mine kırıkkanat'ın ancak hakaret ederek konuşabildiğine bir kez daha şahit olduğumuz programın sonucu olarak, bir kez daha şunu anladık evrimciler bu işin yalan olduğunu çoktan çözmüşler yoktan varedildiğini ve bir yaratıcı olgusu kabullendiklerinde tükürdüklerini yalamakdan çekinmektedirler.
    2 ...
  33. 869.
  34. şöyle bir cevap verilebilir;
    he tabi yalan olduğu çoktan ortaya çıktı, bilim adamları şokta ateistler panikte yengenleri alıp kuran kursuna yazdırmaya götürdüler.
    bütün araştırmalar çöpe atıldı laboratuvarlar kapandı, evrimsel biyoloji bölümlerinin kapısına kilit vuruldu.
    nasa yaşam araştıran uzay araçlarını geri çağırdı nasılsa evrimin yalan olduğu yırtık dondan çıkar gibi ortaya çıktı yaa.
    (bkz: zuhahaha)
    2 ...
  35. 870.
  36. 871.
  37. ısıtılıp, ısıtılıp yeniden önümüze sunulan tartışmanın kaynağı.

    Arkadaş bıktım be yıllardan beri aynı geyiklerin çevrilmesinde. Biyolojinin, yan ve yardımcı dallarının konusudur evrim.
    Şimdi ben burada mühendis olarak ne kadar atıp tutsam fayda etmez. Taraftar olsam da fayda etmez, karşıtı olsam da.

    Bırakalım bilim adamları tartışsınlar, araştırsınlar takılsınlar. Biz neden bizle alakaız bir bilim dalında taraf olma isteği duyuyoruz ki?

    evrim teorisi kanıtlansa ne olacak merak ediyorum?

    Allah'ın yokluğu mu kanıtlanmış olacak?

    veya evrim teorisi çürütülse ne olacak?

    Bu zamana kadar ki bilimsel araştırmalar boşa gitmiş mi olacak?

    Bilimsel araştırma boşa gider mi allah aşkına. yardımcı olacağı elbette başka dallar konular olur bu araştırmaların.

    Ben Müslümanım kesin kez evrim teorisi yanlış çıkmalı veya da ben ateistim evrim teorisi doğru ülen diye şartlanmalar nedir allah aşkına?

    bilimi kimse kendi kişisel görüşlerine alet etmesin.

    darvin sanki türlerin kökenini araştırmaya çıkarken.

    " ah ah ah şimdi Allah'ın yokluğunu kanıtlayacam" gibi bir mantıkla çıktı. adam baktı aklında bir şeyler oluştu araştırmaya başladı. günümüzün yine bilimle alakası olmayan bir şekilde takıntılı bir şekilde Ateist ekibi bilimi ateizme alet ediyor diye diğer araştırmacı bilim adamlarının da hakkını yememek lazım.

    Ha ben mühendis olarak Tesadüfen komplike yapıların oluşacağına matematiksel olarak inanmam bir gemi tasarlanırken bile adamın anası ağlıyor, bi milyon tane sorun çıkıyor ve sorunlar azıcık büyükse gemi doğrudan suyun dibini boyluyor.
    ama bu kişisel görüşümdür ve bilime müdahale etme, bilimin araştırmalarından rahatsızlık duyma gibi bir duyguyu içermez.

    son ve tekrar söz

    bilimi bilim adamlarına bırakın, siyasi iktidar, din iman başka şeylerin konusu onları da konuları altında inceleyin.
    5 ...
  38. 872.
  39. "ideolojik evrimi" bir müslüman hiç bir zaman kabul edemez! Kabul edebilmesi için Kur-an'ı Kerim'i yok sayması gerekir!

    (#5823303) Her ne kadar objektif ve iyimser bir fikir olsa da ıskaladığı önemli bir nokta var:

    Eğer sizin yanınıza "evrim teorisi nedeniyle kafam karıştı" diyen insanlar geliyorsa onlara ne cevap verirsiniz? Dese ki, "Kur-an'ı Kerim'de Hz. Adem ve Eşinden bahsediliyor, oysa ki bu teori aynı atadan (protein) evrimleşerek türeyen canlılardan bahsediyor?" dese cevabınız ne olur?

    Bir de, yüzyıllardır bu teori dinsizliğin bir propoganda aracı olarak kullanıldığını biliyorsanız! Hiç kusura bakmayın, gerçekler ortaya çıkana kadar bu safsatayı manipülasyon adına kullananlara karşı mücadele vermek zorundayız!

    Keşke birileri gerçek ortaya çıkana kadar sabırlı olsa da bizler de bu saçmalıkları konuşmak zorunda olmasak!
    0 ...
  40. 873.
  41. james churchward mu ülkesinin çocukları adlı kitabında şöyle bir paragrafa yer vererek evrim teorisine karşı çıkmıştır;
    "Hiçbir bilim adamı veya arkeolog Amerika'yı antik bir uygarlığa bağlayamadı, fakat Mu batmadan önce orada büyük bir uygarlık var olmuştu. O avrupalı yaşlı maymunlar gelecekteki bilim adamlarının kafalarını karıştırmak için kemiklerini yaramazca dağıtmadan onbinlerce yıl önce."
    (bkz: kayıp kıta mu)
    1 ...
  42. 874.
  43. #736091* körü körüne dine sarılanlar sonucu kendilerini ve halkı yanlış yönlendirenlerin olmadığını savunduğu teoridir. fakat kimsenin araştırmadan, incelemeden yoktur böyle birşey diyemeyeceği kadar derin bir konu ve bilimdir. bugüne kadar yok diye diretir inat ederdim fakat bundan sonra gerçek değildir ya da yoktur dememin aksine olduğuna kanaat getirdiğim teoridir.

    bence müslümanların yoktur demesinin tek kaynağı din alimlerinin hepsinin dinde bunun yeri yoktur, deyip inananları da dinsiz ve ateist olarak etiketlemelerinden kaynaklanmaktadır. oysa ki kimse araştırmadan bilmediği bir konu hakkında yorum yapmamalı, fetva vermemelidir. din kitabında yok diye olmasının mümkün olmadığını söylemek mümkün değildir. tıpkı allah'ın görünmeden de var olduğunun bilinmesi gibi.
    0 ...
  44. 875.
  45. evrim teorisini kabul eden kişilerle şebekçe muhabbet yapmak istemediğim teoridir. felsefe dersinde ''düşünüyorum öyleyse varım'' diyen bir psikoloji olduğuna göre bu teoride olabilir. yeniden dünyaya geleceğine inanan arkadaşla aynı kafadadır.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük