yorumsa seninkisi daha dolaylı bir yorum farkındaysan. ayrıca baktım abi. devrin hanefi fakihlerinin çoğunluğu bu sözü kabul etmemiş, büyük bir hata veya küfür sözü olarak görmüşler. daha sonra gelen bazı hanefi sufiler sadece bunu vecd hali, tasavvufi bir söz olarak yorumlamışlar ama onlar bile bunu halk içinde dillendirmeyi çok tehlikeli ve zararlı görmüşler. bir kere hanefi geleneğinde bu sözün fukaha tarafından onaylanması gibi bir ittifak yok. bu iddiandan vazgeç. her hanefi fakih sufi veya vahdeti vücutçu değil. kendi mezhebinin ulemasına karşı dürüst ol.
ikincisi, ben adilim demen değil ben el-adl olanım demen problem. aradaki farkın büyüklüğünü idrak edemediğin için bu kadar büyük bir yanlışı savunmayı da küçük görüyorsun.
üçüncüsü, ben abbasilerin tüm yaptıklarını savunmuyorum. imam ebu hanife'nin, abbasilerin genel siyasi serüveninin bu olayla özelde bir ilgisi yok. abbasiler zaman zaman zulmetti diye o dönemde yaşayan bütün kadılar mahkemelerde her saniye, herkese zulm etti gibi bir sonuca varılamaz. hiç doğruları olmamıştır denilemez.
o bir yorum. sevgili kardeşim. o şekilde yorumlar o şekilde fetva verirsen o fetvanı haklı görürsün. halbuki adı geçen zatı muhterem hiçbir zaman çıkıp : "ben rabbım, yada ben ilahım veya ben allahım" demedi. dikkatini çekerim. ama sen kalkıp ikisini aynı kefeye koyuyorsun. ikisi aynı değil. Bir insan cenabı hakkın bir sıfatını üzerinde taşıdığında, mesela ben adilim dediğinde ne anlarsın? o kişinin adalet üzere hükmettiğini iddia ettiğini. bu onun Allah olduğunu göstermez. ayrıca Hüseyin hallacı mansûr (k.s.) halkı yüce Allah'a davet ederken insanlara vicdanlarını hatırlatmış ve gerçek din ahlak Allah korkusu kalbinizde demiş, bunun nesi yanlış yada kötü? gayette doğru söylemiş. ayrıca konuyla ilgili araştırma yaptım elimde veriler de var ezbere konuşmayı da sevmem. mesele çok uzamasın diye atmadım buraya. lakin devrin Hanefi fukahasının savunmaları bir vakıa ve gerçektir. bunu da kafamdan uydurmadım. açıp bakabilirsin. kaynaklar serbest. hepsine de bak. bütün kaynaklara da bak.
yine ayrıca, Abbasilerin koskoca imamı Azam Ebu hanifeyi, tıpkı emeviler gibi zindanlarda çürüttüğü, hapis yatırdığı, kırbaçlatarak dövdürdüğü, zehirli süt içirterek katlettiği tüm siyasi tarihi kaynaklarda var. o yüzden Abbasi idaresini savunma bence. çünkü onların suçu çok ve özrü kabahatinden büyük. bu iki idare de zalimce halkı yönetti. adil değildiler. evet.
--spoiler--
halbuki dini hukuk icabı bu söz ben allahım demek değildir.
--spoiler--
tam tersine dini hukuk zahirle hükmeder. enel hakk da ben hakkım, ilahın, rabbin kendisiyim demektir. hiç evirip çevirmeyin. bu söz küfür sözüdür. hangi hanefi uleması bunu hoş görmüş bilmiyorum ama fıkıh hanefi fakihlerinden ibaret değil. hanefi fukahasının da bunu hoş göreceğini sanmıyorum. moğol istilasının bu meseleyle yakından uzaktan alakası yok. siyasi bir mesele de değil. bunun önü açılırsa herkes ben allahım diye gezer ortalıkta. insanların şeytana nasıl uyduğunu bilmiyormuş gibi konuşmayın. hallac-ı mansur bu sözle mürted olmuştur, tövbe etmediği için de kendisine mürtedin hükmü uygulanmıştır. bu kadar açık.
islam hukuku zahire göre hükmeder. eyvallah. lakin devrin Hanefi fukahası ısrarla bu durumun kişiyi dinden çıkartmadığı, dolayısıyla idamını da gerektirmediği yönünde savunma verse de, siyasi otorite kendi menfaat ve çıkarlarına dokunduğu için baskı cebir şantaj tehditle ve can korkusu ile bu fetvayı imza etmişlerdir. halbuki dini hukuk icabı bu söz ben Allahım demek değildir. ben Hakk da fani oldum eridim bittim sanki Hakk oldum demektir. tıpkı demirin ateşte kıpkırmızı olup eriyip yanarken ben ateş oldum demesi gibidir. lakin tasavvufta bir edep vardır: sır ifşa edilmez. Hüseyin hallacı mansûr (k.s.) bir Hakk aşığıdır. " aşkın yeri candır, bedeli kandır " beyti üzere canını seve seve vermiştir. gerisi hikmeti hüda. Kendi şeyhinin sözünü dinlememesi bedduaya uğraması hep ilahi cezbenin etkisiyle sekir ve vecd halinde ilahi aşkın tesiri ve sarhosluğu ile dolması ve taşması hadisesidir. zira o kendisini parça parça edip etini doğrayan kanını akıtan canını alanlara bile beddua etmemiş Allah'ım bunları affet zira bilmiyorlar demesi adeta bunu gösterir. onun idamına asıl cebren ve hile ile sebep hazırlayarak ferman veren devrin Abbasi yönetimi ise, dini siyasete alet edip zulüm ile saltanat sürmenin bedelini çok ağır ödemiştir. esas bela ise odur. zira zalim Abbasiler bu olayın hemen akabinde Moğol zulmüne uğramıştır. cezalarını çekmişlerdir. evet.
senin, benim, var olan her şeyin bir bütünün parçası olduğunu, sonuçta bir bütünü oluşturduğunu savunan düşünce. tanrı yarattıklarını varlığından yaratır, varlıkların kapsamıdır.
tanrının her yerde olma ama hiç bir yerde bulunmama durumunu açıklar. Şöyle ki, herkes ve her şey tanrının parçasıdır, herkes ve her şey tanrıdır. Bu da tanrının yer yerde oluşu sonucunu doğurur. gözlemlenebilen ya da hayal edilebilen tüm alt ve üst evrenlerin birleşimi bizi kapsayarak nihai tanrıyı oluşturur. Bu da tanrının hiç bir yerde bulunmama durumunu açıklar.
aleviler çok sever sayar böyle şeyleri. şarkıları çoktur. bu görüşü savunanlar genelde iranda doğmuş büyümüşlerdir. hatta iran ın bugünkü afganistan sınırından gelmişlerdir. allah heryerdedir. ende bende onda. heryerde. içimizde. aleviler çok sever böyle şeyleri. deistliktir bu. yani allah yok ama bir enerji var demenin bir başka yoludur. 1000 yıl önce bunu diyen adam ne düşünürdü bilmiyoruz ama bugün böyle biliniyor.
hallacı mansur un söylediği tasavvufda allahla bir olma tanrının kendi içinde olduğunu anlatmaya yarayan bir cümledir.
muhteşem yüzyıldada gayet yakışıklı hoş biri olarak gösterilmiş bir versusuda mevcuttur. muhteşem yüzyılda bu görüşü savunan bir abi vardı. idam edildi. yakışıklıdır sözü sağlamdır , tok konuşur. sağlam bir karekterdir. bizim ehli sünnet vel cemaatten yoksun dizi mafyası sever bu tür insanları.
tasavvufta ulaşılabilecek en yüksek nokta bunu söyleyebilmektir. gerçi söyleyenlerin de başına neler geldiği ortada. lakin kimi hallac-ı mansur gibi açık açık söylemiştir kimi de yunus gibi farklı bir yolla söylemiştir. "bir ben var bende benden içeri."