islam hukuku zahire göre hükmeder. eyvallah. lakin devrin Hanefi fukahası ısrarla bu durumun kişiyi dinden çıkartmadığı, dolayısıyla idamını da gerektirmediği yönünde savunma verse de, siyasi otorite kendi menfaat ve çıkarlarına dokunduğu için baskı cebir şantaj tehditle ve can korkusu ile bu fetvayı imza etmişlerdir. halbuki dini hukuk icabı bu söz ben Allahım demek değildir. ben Hakk da fani oldum eridim bittim sanki Hakk oldum demektir. tıpkı demirin ateşte kıpkırmızı olup eriyip yanarken ben ateş oldum demesi gibidir. lakin tasavvufta bir edep vardır: sır ifşa edilmez. Hüseyin hallacı mansûr (k.s.) bir Hakk aşığıdır. " aşkın yeri candır, bedeli kandır " beyti üzere canını seve seve vermiştir. gerisi hikmeti hüda. Kendi şeyhinin sözünü dinlememesi bedduaya uğraması hep ilahi cezbenin etkisiyle sekir ve vecd halinde ilahi aşkın tesiri ve sarhosluğu ile dolması ve taşması hadisesidir. zira o kendisini parça parça edip etini doğrayan kanını akıtan canını alanlara bile beddua etmemiş Allah'ım bunları affet zira bilmiyorlar demesi adeta bunu gösterir. onun idamına asıl cebren ve hile ile sebep hazırlayarak ferman veren devrin Abbasi yönetimi ise, dini siyasete alet edip zulüm ile saltanat sürmenin bedelini çok ağır ödemiştir. esas bela ise odur. zira zalim Abbasiler bu olayın hemen akabinde Moğol zulmüne uğramıştır. cezalarını çekmişlerdir. evet.