öncelikle kafka'nın eserlerindeki "varoluş korkusu" kavramına aşina değilseniz romanın size sıkıcı geleceğini söyleyebilirim. ki kafka kendini "korku" üzerinden ifade eden bir yazar ve eserlerinde de bu duyguya oldukça ağırlık verir, dava'da olduğu gibi.
kitapta nedenini bilmediğimiz bir davada yargılanan joseph k.'nın yaşadığı varoluş korkusuna tanık oluyoruz aslında. çabalarına, hırsına, kararsızlığına, yasaya inanmamasına rağmen davayı kazanmak istemesine.
soyut bir kitap olduğu için herkesin yorumu farklı olacaktır. benim yorumum ise herkesin kendi hapishanesinde yaşadığı ve davanın da vicdanımız olduğu yönünde. çünkü bu davada gerçek aklanma yok, tıpkı vicdanlarımızda olduğu gibi. ve biz ömür boyu yargılanıyoruz/yargılıyoruz kendimizi, davanın yani ömrümüzün sonunu bildiğimiz halde.
aslında bu giriyi yazarken bile kafam karışık ve cümleleri toparlayamıyorum. çünkü kitap öyle bir kitap. ben kendi davamız olarak değerlendirdim ancak bir başka yazar bu kitap üzerinden günümüz adalet sistemini eleştirirse, ona da sonuna kadar katılırım.
kitaptan sevdiğim bir söz ile bitireyim:
"zan altındaki insanların bir şeyler peşinde koşması tembellik etmesinden daha hayırlıdır çünkü tembellik eden kişi farkında bile olmadan kendini terazinin kefesinde günahlarıyla tartılırken bulabilir"
kafkaesk kavramını sonuna kadar hissettiriyor. fazlasıyla yaşanan zaman ve mekan kaymaları, başlarda garip gelen ve mantığa aykırı olduğunu düşündüğümüz olayları kitap ilerledikçe artık kaniksiyoruz, bir noktadan sonra suclamanin ne olduğunun da bir önemi kalmıyor sadece joseph k.'nın iç bunalımında kaybolmaya başlıyoruz. o noktadan itibaren mantığa aykırı olduğunu düşündüğümüz olayların aslında hayatın ta kendisi olduğunu fark etme kısmı başlıyor.
Günde sadece 4 saat uyku.
Dört bir yanın hain dolu.
Yorgun bitkin ama pes etmeyen bir beden.
Hakkını ödeyemeyiz reis.
Yoruldun biliyoruz ama.
Bu dava sensiz olmaz reis !
DAVA, Almanca’da 'Çeşitlilik ve Uyanış için Demokratik ittifak' anlamına gelen 'Demokratischen Allianz für Vielfalt und Aufbruch' kelimelerinin kısaltması olarak kullanılıyor.
Sözün sahibi söylemlerinin 98.9 % sinde olduğu gibi yine hatalı. Hukukta her doğru ve yanlış olgunun oturduğu yerde kullanılmaz. Kullanılırsa doğruyken yanlış, yanlışken doğruya evrilebilir zira.
Dostum kanaat önderin gibi senin de tespitlerin karavana her zaman olduğu gibi…neticede dava dediğimiz şey bir argüman, bir ihtilaf. Bunun sadece “mahkeme” önünde görülen bir tip uyuşmazlık olduğunu düşünmek dar akıllılıktır….kaldı ki “hukuk” da haklar bütünü anlamına gelir. Yani baistçe aslında demek istediğimiz şey içinde bulunduğun tüm argüman ve ihtilaflarda haklarını korumak için her doğru ve her yanlışı oturduğu yere koymak seni galip kılmaz….
Fikir önderini devletin terörist olarak tanımladığı örgüt yönetim kadrosundan değil de daha aydın ve fikirleri tek bir perspektiften olmayan insanlardan seçersen belki bizim gibi entelektüel birikimi ve muhakeme yeteneği daha üst düzeyde olan insanlarla tartışmalarında bu gibi durumlara düşmezsin. Bizden sana tavsiye.